Tartisma tarafından yazılanlar Yorumları Göster/Gizle | Klavye Kısayolları

  • Tartisma link | Cevapla  

    Davul Bile Dengi Dengine Çalar Ne Demek? 

    Davul bile dengi dengine çalar nedir? Davul bile dengi dengine çalarmış atasözünün anlamı nedir? Daha önceki yazılarımızda gündelik hayatta sıkça kullanılan veya kullanımı eskiyen çeşitli deyim ve atasözlerinden söz etmiştik. Bu yazımızda ise kısaca “davul bile dengi dengine çalar” atasözünden söz edeceğiz.

    Davul Bile Dengi Dengine Çalar Ne Demek?

    Özellikle evlilikte, evlenecek olan kişilerin gerek ekonomik durumlarının gerekse eğitim ve kültür seviyelerinin ya da fiziki özelliklerinin dahi birbiri ile uyumlu olması gerektiğini ifade eden bir atasözüdür. Gündelik hayatta da sıkça kullanılan atasözleri arasında yer alır.
    Bir kişinin sevdiği ya da evlenmek istediği biriyle aralarında denklik veya eşitlik olması gerektiğini ifade eden bu atasözü, geçmiş zaman insanlarının uzun yıllara dayanan tecrübelerinin sonucu olarak söylenmiştir.
    Eşyanın tabiatına ters gidecek bir olay ya da durumun kişileri arasındaki ilişkiyi bir noktada zedeleyeceğine vurgu yapan bu söz, dengeden ve eşitlikten yanadır.

    Davul Bile Dengi Dengine Çalar Cümle İçi Kullanımı


    Davul bile dengi dengine vurur. Gelin seçerken kendi makam mevkimize uygun aday seçmeliyiz

    mevlana


    Mesnevi’den Seçmeler, Mevlana Celaleddin-i RumiSayfa 123 – Alkım




     
  • Tartisma link | Cevapla  

    Esneklik potansiyel enerjisi ne demek 

    Bir cismin esnekliğinden dolayı aldığı kazandığı enerjiye esneklik potansiyel enerjisi denir.

    Mesela yayları düşünelim. Yayı sıkıştırırsak ya da uzatırsak bir miktar enerjiyi ona aktarmış oluruz. Yani yay esnekliğinden dolayı enerji kazanmış olur.

    Esneklik enerjisi yayın katsayısına ve sarım sayısına bağlıdır. Yayların esneklik potansiyel enerjisi farklı olabilir.

    Bir örnek ile açıklayalım:

    Bir yayı yatay olarak bir yere bağlayalım. Sonra yaya doğru hızlı bir cismin geldiğini düşünelim. Bu cisim kinetik enerjiye sahiptir. Cizim hızla yaya çarpınca yayı sıkıştırmaya başlayacaktır. Cisim ise yavaşlayacaktır. Bu durumda cisim hızından dolayı sahip olduğu kinetik enerjiyi yaya verecek yay da esneklik potansiyel enerjisi olarak kinetik enerjiyi devralacaktır.

    Yine bir atlama sporcusu koşarak kinetik enerji kazanır ve elindeli çubuğu yere yaslayarak zıplar. Kinetik enerjisi çubuğa esneklik potansiyel enerjisi olarak aktarılır ve çubuk esneyerek sporcuyu yukarı fırlatır. İşte sporcuyu yukarıya fırlatan bu enerji çubuğun esneklik potansiyel enerjisidir. Daha sorna sporcu yere düşme sırasında potansiyel enerjisini kinetik enerjiye dönüştürür. Hızla yere düşen sporcu minderin üstüne çakılır. Burada sporcunun sahip olduğu kinetik enerji mindere çarpması ile mindere esneklik potansiyel enerjisi olarak aktarılır ve bu sırada minder esnekliği ile kinetik enerjiyi alarak sporcunun yumuşakça düşmesini sağlar. Hatta minder bir miktar ısınarak esneklik potansiyel enerjisini ısı enerjisine çevirmiş olur.

     
  • Tartisma link | Cevapla
    entry: paltonun özellikleri, plato nedir, platonun cografi özellikleri   

    Plato Nedir? 

    Plato fransızca kelime kökenine sahiptir,

    • COĞRAFYA TERİMİ : Yayla
    • SİNEMA TERİMİ : film çevrilirken dekorun kurulduğu yer.

    Plato Nedir?

    Dağların yükselmesi ovaların alçak kalması geçiş arasında bir bölgeyi oluşturan yeryüzü şekli olarak adlandırılabilir. Platolar akarsular tarafından derin bir şekilde vadilerle parçalanarak oluşumlarını tamamlarken bu şekilleri ile de çevresindeki düzlüklerin yükseklik olarak üzerinde kalırlar. Dağlardan inen akarsular platoları derin vadilerle ayırarak oluşmasından yola çıkarak aşınma şekli olduğu söylenebilir.

    Plato çesitleri nelerdir?

    Aşındırma (Aşınım) Platoları
    Yer şekillerinin akarsu, rüzgâr, sel ya da buzul gibi dış kuvvetlerin uyguladığı baskı sonucu aşınması ile ortaya çıkan yeryüzü şekli, tektonik olayla karşılaşacak ve yükselme ya da alçalmaya başlayacaktır. Bu durum sonucunda yüksek kalan yerler akarsu ile aşındırıldığında eğimli bir yapı kazanarak aşındırma platolarını oluşturacaktır. Orojenik yeryüzü şekillerinin oluşumu gibi ya kırıklı, ya kıvrımlı ya da volkanik patlamalar sonucu oluşabilmektedir.

    Tabaka Düzlüğü (Yatay Duruşlu) Platoları
    Yeryüzü üzerinde bulunan ve diğerlerine göre daha sert ve daha yüksekte olan düzlüklerin akarsu aşındırması sonucu eğimli bir şekilde ortaya çıkması ile oluşan yeryüzü şeklidir.

    Lav (Volkanik) Platoları
    Yer kabuğunun zayıf noktaları olan çatlaklardan yeryüzüne çıkan lav toprağa akarak, toprakta kalın bir tabaka oluşturur. Kalın bir tabaka halinde yeryüzünde kalan bu tabakanın yüksekte kalan kısımları akarsu tarafından aşındırılırsa, lav tabanlı plato oluşumu gözlenebilir. Eskiden faaliyet gösteren, sönmüş yanardağ çevrelerinde sıklıkla görülen lav platoları, tarım alanında en verimli topraklara sahip yerler olarak kabul edilmektedir.

    Karstik Platolar
    Yeryüzü şeklini oluşturan kayaların kaya tuzu, alçı taşı ya da kireç taşı gibi erimesi kolay olan kayaçlardan oluşmuş olduğu bölgelerde ortaya çıkan yeryüzü suları, kayaçları düzleştirerek çevresine göre yüksek bir alan olmasını sağlar. Akarsuyun da bu karstik bölgeyi aşındırması sonucu karstik plato oluşumu tamamlanmış olur. Türkiye’de en çok karstik yeryüzü şekline sahip olan bölge Akdeniz Bölgesi’dir.

    Türkiye’deki Platolar Nelerdir?

    İç Anadolu Bölgesi: Obruk Platosu, Tuz Gölü ve Konya Ovası’nın güneyine düşen alanı kaplayarak, batısında yer alan Cihanbeyli Platosu ve kuzeydoğusundaki Kızılırmak yayı içerisinde bulunan Bozok Platosu İç Anadolu bölgesinin başlıca platolarını oluştururlar. Genel özellikleri kumlu, killi ve kireçli olan bu platoların ortalama yükseltileri ise 1000- 1500 metre arasında değişmektedir.
    Doğu Anadolu Bölgesi: Volkanizma olayları sonrası oluşan platoların Türkiye’nin en yüksek dağlar olma özelliği biraz da bulunduğu bölgenin yükseltisinden gelmektedir. Lavların düzleşerek aşınması sonucu oluşan Doğu Anadolu platolarından en önemlileri Erzurum, Ardahan ve Kars platolarıdır.
    Güney Doğu Anadolu Bölgesi: Bölge neredeyse tamamen platodan oluşsa da en çok bilinenleri Şanlıurfa ve Gaziantep platolarıdır.
    Akdeniz Bölgesi: Karstik özellikte olan Taşeli ve Teke platoları.
    Marmara Bölgesi: Çatalca ve Kocaeli platoları her ne kadar yükselti bakımından diğer platolara göre alçak da kalsa, bulunduğu alanda akarsu tarafından aşındırıldıkları için plato özelliği gösterirler.
    Karadeniz Bölgesi: Aşınım şeklinde oluşan Perşembe Platosu.
    Ege Bölgesi: Yazılıkaya, Araburun, Keman, Karamart ve Bayat platoları. Bunların yanında Sakarya, Gediz ve Büyük Menderes nehirlerinin parçaladığı alan, geniş bir plato görünümüne sahiptir.

    PLATO ÇEŞİTLERİ VE OLUŞUMLARI

    1. Peneplen Platoları

    Bu platolar eski kütlelerin aşınım yüzeylerinden oluşurlar. Bu platoların yüzeylerindeki eski kütlelere ait kayaçlar ile tortul kütleleri birlikte görürüz. Bu sahalar genelde Post Neojende dış etmenler neticesinde oluşumlarını tamamlamış şekillerdir.

    Bu bakımdan peneplen platoları ülkemizde kimi yerde alçak kimi yerde yüksek sahalar olarak karşımıza çıkarlar. Ülkemizde tipik peneplen platoları olarak Kocaeli-Çatalca, Menteşe-Uzunyayla, Kula, Denizli, Safranbolu platolarını sayabiliriz.

    2. Karstik Platolar

    Ülkemizde bu tip platoların tipik örneği Toros Dağlarının orta kesiminde yer alan Taşeli Platosudur. Taşeli platosu genelde II. zamana ait Kretase kalkerleri ile Neojen dolgu maddelerinden meydana gelmiştir. Burası deniz seviyesinden 1500-1750 m. yükseltidedir. Plato yüzeyi Ermenek, Dim, Gökdere, Tatlısu-Alamos vadilerin yukarı çığırları tarafından parçalanması yanında kalkerlerin erimesi sonucu ortaya çıkan dolin ve uvalalar ile çok parçalı bir görüntü kazanmıştır. Ancak bazı yerlerde çukurluklar içerisindeki düzlüklerin boyları 3-4 km.’yi bulabilir.

    3. Lav Platoları

    Ülkemiz yerkabuğu hareketlerinin en fazla görüldüğü sahalardan biri üzerinde bulunur. III. zaman ve IV. zamanda şiddetli bir volkanizmaya sahne olmuştur. Bu bakımdan volkanlar yanında lavların yığılma alanları da ülkemizde çok yaygındır.

    Lac Platoları

    Ülkemizde volkanik platoların en fazla geliştiği bölge volkanizmanın en çok görüldüğü Doğu Anadolu Bölgesidir. Bu bölgemizde Nemrut, Süphan, Tendürek, Büyük ve Küçük Ağrı’nın çıkardığı lavlar geniş sahalara yayılmış ve plato düzlükleri meydana getirmiştir. Erzurum, Kars ve Iğdır’ı içine alan saha tamamen bir lav platosu alanıdır. Gene bu bölgemizdeki Bingöl platosu Güneydoğu Anadolu’daki Karacadağ platosu, İç Anadolu’daki Niğde, Kayseri, Nevşehir arasında kalan saha Türkiye’deki lav platolarına örnek alanlardır.

    4. Hafif Yarılmış Aşınım Platoları

    Ülkemizdeki Neojen arazileri Post-Neojende yükselmeye maruz kalmış ve daha sonra dış kuvvetlerin etkisi ile aşınıp düzleşmiştir. Bu şekilde ortaya çıkan düzlükler genelde hafif yarılmış aşınım platoları olarak anılır ve çoğu kez eski göl ve deniz tabanlarında biriken tortullardan meydana gelirler. Hafif yarılmış olan bu platolar yoğun olarak İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerimizde çoğunlukla görülürler.

    plato örnekleri

    Urfa-Viranşehir, Hilvan, Haymana-Cihanbeyli, Yukarı Sakarya platoları bu tipe örnek verilebilirler.

    TÜRKİYEDEKİ PLATOLARIN DAĞILIŞI

    Türkiyedeki Platolar

    PLATOLARIN EKONOMİYE ETKİLERİ

    1) Platoların bir bölümü, geçici yerleşme yerleri olan yayla olarak değerlendirilir. Buralarda hayvancılığa dayalı ekonomik faaliyet sürdürülür.

    2) Alçak platolarda tarım yapılır. Kuru tarım yöntemiyle tahıllar yetiştirilir.

    3) Yerleşim alam için çok elverişli yerler değildir. Bu nedenle tenha yerlerdir.

    4) Ulaşım için engelleyici bir özellik taşımazlar.

    5) Yüzey suları ve toprak örtüsü bakımından fakir yerlerdir.

    6) Sınırlı olarak bağcılık, meyvecilik yapılır.

    7) Yüksek olduklarından kışların genellikle soğuk ve uzun geçtiği yerlerdir.

    Platolar Hakkınsa Soru ve Cevaplar

    1-Plato nedir?
    Akarsular tarafından derin vadilerle parçalanmış düz veya hafif engebeli yüksek düzlüklere plato denir.

    2-Yayla nedir?
    Yaz aylarında hayvancılık faaliyeti ve dinlenme amaçlı olarak kullanılan geçici yerleşim alanıdır.

    3-Plato ile yaylanın farkı nedir?
    Plato bir yeryüzü şekli, yayla ise bir yerleşim yeri ismidir.

    4-Ülkemizde platoların geniş alan kaplamasının nedeni nedir?
    Büyük bir bölümü aşınmaya uğramış olan Anadolu’nun 4.jeolojik zamanda (kuaterner) toptan yükselmesi platoların geniş alan kaplamasına neden olmuştur.

    5-Ülkemizde platoların farklı yükseltilerde olmasının nedeni nedir?
    Ülke genelindeki toptan yükselmenin bölgelere göre farklı olması nedeniyle platolar farklı yükseltilerdedir. Güneydoğu Anadolu Bölgesinde platolar 600–700 metreler arasındadır. İç Anadolu Bölgesinde 1000–1500 m, Doğu Anadolu Bölgesinde ise 1800–2500 metreler arasındadır.

    6-Ülkemizdeki platoları oluşumlarına göre sınıflandırınız?
    A-Yatay duruşlu platolar
    B-Lav platoları
    C-Karstik paltolar
    D-Aşınım Platoları

    7-İç Anadolu Bölgesindeki platoların isimlerini yazınız?
    A-Obruk platosu B-Cihanbeyli Platosu C-Bozok platosu D-Haymana platosu E-Uzunyayla Platosu

    8-Haymana, Bozok, Cihanbeyli, Obruk, Uzunyayla, Yazılıkaya, Gaziantep ve Şanlıurfa platoları oluşumuna göre hangi tür plato grubuna girer?
    Yatay duruşlu platolar

    9-Ülkemizdeki lav platosuna örnek veriniz?
    Erzurum-Kars platosu(Doğu Anadolu Bölgesinde)

    10- Ülkemizden karstik platoya örnek veriniz?
    Taşeli platosu (Akdeniz bölgesinde)

    11- Ülkemizdeki aşınım platosuna örnek veriniz?
    Perşembe (Karadeniz bölgesinde), Çatalca-Kocaeli platoları(Marmara Bölgesinde)

    12-Yazılıkaya platosu hangi bölgede yer almaktadır?
    Ege bölgesi

    13-Ovalar ile platoları nüfus yoğunluğuna göre karşılaştırınız?
    Ülkemizde nüfus yoğunluğunun en fazla olduğu alanlar ovalardır. Platolar ikinci sırada gelir.

    14-Yüksek platolarda tarıma alternatif olan faaliyet nedir?
    Büyük baş hayvancılık

    15-Platolarda yaygın olan tarım türü nedir?
    Tahıl tarımı

    16-Platoların ortalama yükseltisinin fazla olması bize neyi göstermektedir?
    Türkiye’nin bulunduğu alanın geçmişte toptan yükselmeye uğradığını göstermektedir.

    17-Yatay duruşlu platolara en fazla hangi bölgede rastlanır?
    İç Anadolu Bölgesi

    18-Türkiye’nin en yüksek platoları hangi bölgede bulunur? Niçin?
    Doğu Anadolu Bölgesi, çünkü toptan yükselme en fazla bu bölgede olmuştur.

    19-Karstik platolar nasıl oluşmuştur?
    Suyla kolaylıkla çözünen kalkerli (kireçli) yapıya sahip arazilerde akarsu aşındırması sonucu oluşmuşlardır.

    20-Erzurum – Kars Platosunda büyükbaş hayvancılık neden gelişmiştir?
    Erzurum – Kars Platosu çevresine göre yüksekte olduğu için buraların serin olması (tarımı olumsuz etkiler) ve otların (çayır) yaz mevsiminde hala yeşil kalması.

    21-Dünyada en geniş ve yüksek platosu hangisidir?
    Tibet Platosu (5000 metre yüksekliğinde, 2.5 milyon km2‘dir. (Fransa’nın 4 katı))

     
  • Tartisma link | Cevapla
    entry: guatır, guatır tedavisi, hipertiroidi, hipotiroidi, , tiroid kanseri,   

    Troid Hakkında Hersey 

    Tiroid bezi ve guatır Rahatsızlıkları, Tirodi Kanseri ve Tiroid ve guatır ameliyatları ve ameliyatdan sonra’sını bu yazımızda bulabilirsiniz geçmiş olsun. 

    Tiroid Bezi Yemek Borusunun hemen üstünde gırtlak dedigimiz alanda Kelebek kanatlarına benzeyen, Salgıladıgı Hormonlar ile vucudumuzun bir cok Fonksiyonunu dengeleyen hayati öneme sahip Hormanlar üreten bir bezdir

    Tirod bezi
    Tiroid bezi

     Tiroit bezi boyunda, Adem’in elması denilen kıkırdağın altında yerleşmifltir. Vücudun enerjiyi kullanması ve depolamasıyla ilişkili olan ve triodotironin (T3) ve tiroksin (T4) denilen iki adet hormon üretmektedir.

    Bu vücudun enerjiyi kullanması ve depolaması işine ‘metabolizma’ da denilebilir.

    Tirot Bezi Nedir?

    Tiroit ismi latince kökenlidir ve savaşlarda kullanılan kalkana benzetildiğinden bu ismi almıştır. Bu bağlamda bazı sözlüklerde “kalkanbezi” olarak da adlandırılmasına karşın şeklinin daha ziyade bir kelebeği çağrıştırdığı söylenebilir.

    Soluk borusunun (trakea) her iki yanında ve kısmen önünde yer alan bir organdır. Soluk borusunun iki yanına yerleşmiş kısımları sağ ve sol parça (sağ lob, sol lob veya sağ tiroit, sol tiroit) adını alır.

    Tiroit bir iç salgı bezidir. İşlevi; T3 ve T4 adı verilen hormon üretmesi ve bunları kana salmasıdır. Kanda yeterli düzeyde bulunması gereken bu Tiroid hormonların temel görevi, vücudun metabolizması ile ilgili tüm işlemleri kontrol etmesi ve doğru şekilde yürümesini sağlamasıdır.

    İyi Huylu Tiroit Hastalıkları

    İyi huylu hastalıklardan birinci grubunda tiroidin büyümesi yer alır ve genel anlamda “guatr” olarak bilinir. Bu büyüme tiroidin bir ya da birkaç bölgesinde, tiroit içine veya dışına doğru yumrulaşma (tomurcuklanma) şeklinde olabilir. Yumrulaşan kesime nodül, bu şekilde büyümüş tiroide nodüler guatr denir.

    Tek bir nodül içeren guatrlar tek nodüllü guatr, birden fazla nodül içerenler ise çok nodüllü guatr (multinodüler guatr) adını alır.

    Göğüs boşluğu içine doğru büyüyen guatrla da karşılaşılabilir (substernal guatr).

    İyi huylu hastalıkların ikinci grubu tiroidin işlevsel bozucularıdır. Diğer bir deyişle tiroit fazla hormon üretirse fazla çalışan tiroit söz konusudur. Bunlar zehirli guatr veya hipertiroidi olarak da adlandırılır.

    Buna karşın herhangi bir nedenle tiroit az hormon üretirse az çalışan tiroit ya da hipotiroidi denen durum ortaya çıkar. Guatrlı hastaların büyük kesiminde işlevsel bozuk ortaya çıkmazken, bir kısmında guatr ve işlevsel bozukluk beraber görülebilir.

    İyi huylu hastalıkların üçüncü grubu tiroidin iltihabi hastalıkları ve bunların da bir kısmında guatr olabilir.

    Haşimato (link-haşimato) hastalığı, tiroit bezinin otoimmün; yani kişinin kendi koruma mekanizmasını, tiroit dokusunu bir yabancı olarak tanıması ile ortaya çıkan bir tiroit hastalığıdır.  Ayrıca bu grupta tiroidin işlevsel bozuklukları daha sık görülür.

    Kötü Huylu Tiroit HastalıklarıKötü huylu hastalıklar ise tiroit kanseri ise başlığı altında incelenir. Tiroidin kanserleri denildiğinde, genellikle tiroidin temel yapısında bulunan hücrelerden kaynaklanan kanserler anlaşılır. Dört tip tiroit kanseri vardır ve en sık iki tipi görüldüğünden, tiroit kanseri denince çoğu kez bu iki tip akla gelir. Bunlar, “papiller” ve “follikülertiroit kanserleridir.

    Guatr Nedir?

    Tiroit bezinin büyümesine guatr denir.

    Guatr değişik şekillerde bulunabilir. Nodülsüz guatrda her iki tiroit bezi simetrik olarak büyümüştür ve tiroidin yüzü düz ve yumuşaktır.

    Nodüler guatrda ise tiroit bezi büyümekle beraber içinde bir veya daha fazla nodül vardır. Yüzü boğum ve tümseklerden oluşmaktadır.

    Nodülsüz guatrın nedenleri nelerdir?

    Nodülsüz guatr, tiroit glandının vücut için yeterli miktarda tiroit hormonu üretmemesi sonucu oluşur. Vücutta yapılan tiroit hormonları düşünce, tiroit bezi hücreleri, beyin tarafından daha fazla hormon yapmak üzere uyarılır. Uyarılan tiroit hücreleri daha fazla hormon yapımını sağlamak için çoğalır ve büyür.

    Nodüler guatr nasıl oluşur?

    Beyinden gelen uyarılar bazen tiroit içindeki bir kısım hücreler tarafından daha fazla algılanır ve bunun sonucu olarak diğer hücrelere göre daha fazla çoğalır. Çoğalan bu hücreler nodül denilen tiroit içindeki yumruları oluşturur.

    Tiroit nodülünün önemi nedir?

    Tiroit nodüllerine çok rastlanır, ancak bunların %4-20’si tiroit kanseri riski taşır. Özellikle küçük tek bir nodülün giderek büyümesi, sert ve çevresine yapışık olması kanser kuşkusunu artırır. Çok nodüllü bir guatrda kanser riski daha düşüktür.

    Tiroit nodülleri nasıl değerlendirilir?

    Tiroit nodüllerinin değerlendirilmesinde Endokrinoloji, Radyoloji, Nükleer tıp ve Patoloji üniteleri cerrahi ekip ile birlikte çalışmaktadır. Tiroit nodülleri bir yandan ultrasonografi ile incelenerek kanser riski taşıyıp taşımadığı tespit edilirken, bir yandan da Nükleer Tıp Ünitesi tarafından yapılan sintigrafik inceleme ve kanda bakılan hormon değerleri ile fonksiyon görüp görmedikleri ayrımı yapılır. Riski olmayan ufak nodüllerde gereksiz cerrahi uygulama yerine ilaçla tedavisi ve takip seçeneği uygulanmaktadır. Tiroit nodüllerinde kanser araştırmasında ince iğne biyopsisi standart hale getirilmiştir. Bu işlemi deneyimli genel cerrah ve girişimsel radyolog, patolog ile birlikte yapmaktadır. Gerekli olgularda ameliyat anında da bu üniteler bir araya gelerek ekip çalışması örneğini vermektedir.

    Tiroit Bezinin Fazla Çalışması (Hipertiroidi) Nedir?

    Tiroit bezinin kendi başına, kandaki tiroit hormonu düzeyi ile ilişkisiz olarak, devamlı ve vücut gereksinimden fazla tiroit hormonu üretmesine hipertirodi denir. Hipertiroidi de sık rastlanan bir durumdur. Bu durumda organların işlevleri hızlanmıştır. Bunun neticesinde ellerde titreme, çarpıntı, sıcağa tahammülsüzlük, sinirlilik, aşırı heyecan, duygusallık, kilo kaybı, aşırı terleme, saç dökülmesi, ishal, gözlerin ileri doğru çıkması gibi göz bulguları, kuvvet azalması, kadınlarda adet düzensizlikleri görülmektedir. Menopoz döneminde nispeten sık görülen hipertiroidi, bu dönemde zaten artan kemik erimesi riskini daha da artırır.

    Hipertiroidi nasıl tedavi edilir?

    Hipertiroit tedavisinde ilk etapta vücutta fazla üretilen hormonun dengelenmesi gerekir. Bunun için tiroit hormonlarının dokulara etkisini gideren ilaçlardan faydalanılabilir. Ama ideal tedavi yöntemi hormon üretimini azaltan ilaçlarla yapılır. Nodülsüz hipertiroidilerde aşırı hormon üretimi dengelendikten sonra kesin tedavi Cerrahi tedavi ile veya Nükleer Tıp Ünitesinde, atom tedavisi olarak bilinen radyoaktif iyot ile gerçekleştirilir. Nodülü olan olgularda ise kesin tedavi cerrahi olarak yapılır.

    Tiroit Bezinin Az Çalışması (Hipotiroidi) Nedir?

    Tiroitin az çalışması durumu ‘’hipotiroidi’’ olarak adlandırılmaktadır. Hipotiroidinin belirtileri;

    • halsizlik,
    • yorgunluk,
    • konsantrasyon güçlüğü,
    • kabızlık,
    • çabuk üşüme ve soğuğa tahammülsüzlüktür.

    Bazen dermatolojik hastalıklardan kaynaklandığı düşünülen

    • cilt kuruluğu,
    • ciltte kabalaşma,
    • turuncuya dönen renk değişiklikleri

    tiroit bezinin az çalışması nedeniyle gelişebilir.

    Bu durumda bir endokrinoloji uzmanına başvurulmasında fayda vardır. Hipotiroidinin en bilinen nedeni sebebi bilinmeyen Haşimato hastalığıdır. Bu hastalıkta önce guatr vardır, daha sonra tiroit bezi küçülür ve hormon salgılayamaz hale gelir.

    Hipotiroidiye neden olan diğer bir etken ise tiroit bezi ameliyatıdır. Ameliyatla büyük bölümü alınan tiroit bezi yeterli hormon salgılayamaz. Radyoaktif iyot tedavisi yapılan hastalarda da tiroit bezi hasar gördüğünden hormon salgılanması azalır ve hipotiroidi gelişir. Bazı ilaçlar da hipotiroidiye neden olabilir.

    İyot (Atom) Tedavisi

    Halk arasında atom tedavisi olarak da bilinen iyot tedavisi, tiroit bezinin fazla çalıştığı ve tiroit kanseri ameliyatlarından sonra uygulanmaktadır. Ağız yoluyla alınan radyoaktif iyot, mide ve bağırsak sisteminde emildikten sonra tiroit hücreleri tarafından tutulmaktadır.

    Alınan iyot, tiroit hücrelerinin tahrip ederek büyüme yeteneklerini köreltmektedir. Tiroit bezinin fazla çalışmasıyla ortaya çıkan guatr ve Basedow-Graves hastalığında iyot tedavisi genellikle en uygun tedavi şeklidir. Kullanılan radyoaktif iyotun dozu düşük olduğu için hastanın evine gitmesinde bir sıkıntı bulunmamaktadır.

    Düşük doz radyoaktif iyot tedavisi alacak hastaların tiroit ilaçlarını almadan ve aç karna hastaneye gelmeleri gerekmektedir. Radyoaktif iyot uygulaması öncesi tedavinin etkinliğinin azalmaması için hastaların; balık, kabuklu deniz ürünleri, iyotlu tuz içeren gıdalar ya da kolalı içecekleri tüketmemesi gerekmektedir. Bunun yanında içeriğinde iyot bulunun ilaçlar da tedavi öncesinde kesilmedir. Tedavinin etkileri bittikten sonra hastanın beslenme bakımından her hangi bir kısıtlamaya gitmesine gerek bulunmamaktadır.

    Tedaviyi gören hastalarda genellikle yan etki görülmemekle birlikte nadiren bulantı veya tükürük bezlerinde geçici iltihaplanma yaşanabilmektedir. Bol su içilmesi, limon gibi besinlerin tüketilip sakız çiğnenmesi yan etkilerin kısa sürede normale dönebilmektedir. Hamileler ve iyotu vücuttan atmakta zorlanan diyaliz hastalarının radyoaktif iyot tedavisi alması uygun bulunmamaktadır.

    Tiroit Ameliyatı

    Tiroide yönelik ameliyatlar, tıpta “tiroidektomi” adıyla bilinen tiroidin çıkarılması şeklinde gerçekleşir.

    Bu işlem hastalığın cinsine ve tiroidin durumuna göre tek taraflı (sağ ya da sol tiroit) veya iki taraflı yapılabilir. Tek taraflı ameliyatta, o kısımdaki tüm tiroit dokusu, tiroit bezinin genelini ilgilendiren bir ameliyatta ise iki taraftaki tüm tiroit dokusu çıkarılmaktadır. Bazen tiroit kanseri için yapılan ameliyata boyundaki lenf bezleri de çıkarılmaktadır.

    Tiroit Ameliyatlarında Yardımcı Teknikler

    Tiroit ameliyatlarında oluşabilecek en önemli sorunlardan biri, ses tellerine giden sinirlerin yaralanması ya da zedelenmesine bağlı ortaya çıkabilecek seste (konuşmada) oluşan sorunlardır.

    Bunlar geçici ve kalıcı olabilir. Geçici sorunlar bir kaç hafta ile bir kaç ay arasında düzelirken, kalıcı sorunlar yaşam boyu devam etmektedir. Tiroitle komşu olan iki sinir bulunur. Bunlardan üst sinir zedelenmesine bağlı olarak gelişen temel sorun, konuşurken sesin yorulması ve yüksek tonlu seslerin çıkarılamamasıdır.

    Bu sorun daha çok sesini profesyonel olarak kullanan kişilerde (ses sanatçıları, öğretmen gibi) fark edilebilirken, bunların dışındaki kişilerde daha az sorun yaratmaktadır.

    İkinci sinir olan alt sinirin zedelenmesi sonucunda hafif ses kısıklığından, sesin yeterli çıkmamasına kadar olan geniş bir yelpazede sorunlar ortaya çıkabilir. Deneyimli merkezlerde yapılan tiroit ameliyatı sonrası ses telleri %100’e yakın oranda korunmaktadır.

    Tiroitle ilişkili sinirlerin zedelenmesini önleyecek en önemli yaklaşım, dikkatli bir ameliyat tekniği ile bu sinirlerin görülerek korunmasıdır. Son yıllarda üst ve alt sinirlerin, ameliyat sırasında özel cihazlarla kontrol edilmesini sağlayan ve sinir monitorizasyonu adı verilen bir teknik kullanılmaktadır.

    Sinir Monitorizasyonu Tekniği

    Alt Sinirlerin Monitorizasyonu: Genel anestezi verilen hastaların önemli bir bölümünde, hastanın ameliyat sırasında kontrollü solunumunu sağlayabilmek için hasta uyutulduktan sonra soluk borusuna bir tüp yerleştirilmektedir. Sinir monitorizasyonu tekniği uygulanan hastalarda kullanılan tüpler, standart tüplerden daha farklıdır ve bu tüpün içinde ses tellerine (vokal kordlar) denk gelen kısımda bir algılayıcı tel (elektrot) bulunmaktadır.

    Tüpün içindeki bu tel, ses tellerinin hareketini algılayarak bunu bir ekranda ses ve grafiksel bir görüntü haline çevirmektedir. Ameliyat sırasında ses tellerine giden alt sinir bir uyarıcı ile uyarıldığında, eğer sinir sağlamsa sel telleri hareket etmekte, bu hareket görsel olarak ekrana yansımakta ve ses olarak duyulabilmektedir. Yani sinirin uyarılması sonucunda cerrah, görsel ve ses olarak yanıt alıyorsa sinirin sağlam olduğu sonucuna varabilmektedir. Böylece ameliyatın çeşitli evrelerinde siniri uyararak bir sorun olup olmadığı ameliyat sırasında fark edebilmekte ve hastanın ameliyattan sonra ses sorunu ile karşılaşıp karşılaşmayacağını, hasta ameliyat masasında ve halen uyuyorken tahmin edebilmektedir.

    Üst sinirlerin monitorizasyonu: Alt sinirlerde olduğu gibi üst sinirlerin de ameliyat sırasında uyarılması ile sinirde hasar olup olmadığı belirlenir. Bunun için sinir uyarıldığında, bu sinirin çalıştırdığı ve tirotin hemen yakınında bulunan bir kasta kasılma olup olmadığı gözlenir. Eğer kasta kasılma saptanırsa, sinirde zedelenme veya hasar olmadığı sonucuna varılır.

    Bu tekniğin birkaç önemli yararı bulunmaktadır. Bunlardan ilki, ameliyatın daha güvenli ve dolayısıyla daha hızlı bir şekilde yapılmasını sağlayabilmesidir. Çünkü görsel olarak sinir olup olmadığına karar verilemeyen bir oluşum uyarıldığında, ses ve görüntü yanıtını alınabilirse o oluşumun kesilmemesi gerektiği, yanıt alınamadığında da o yapının rahatlıkla kesilebileceğini göstermektedir.

    Tekniğin ikinci önemli yararı ise hasta anestezi altındayken ameliyattan sonra ses sorunu ile karşılaşıp karşılaşılmayacağının tahmin edilmesidir. Son olarak, teknik cerrahi yöntemle ilgilidir ve ameliyatın genişliği hakkında cerraha önemli ipuçları verebilmektedir.

    Paratiroitlerin Korunması

    Tiroidin arka yüzü ile çok yakın komşu olan paratiroit bezleri toplam 4 tanedir ve her biri yaklaşık bir mercimek tanesi büyüklüğündedir.

    Bu bezler vücudun kalsiyum dengesinin sağlanmasında önemli bir role sahiptir. Her iki tiroit lobuna yönelik yapılan ameliyat sırasında bu bezlerin dördü de zedelenir ya da kaza ile çıkarılırsa, kan kalsiyum düzeyi düşebileceğinden (hipokalsemi) bazı sorunlar ortaya çıkabilir. Dolayısıyla ameliyat sırasında sinirlere gösterilen özen, bu bezler için de geçerlidir ve hastanın en az bir bezi zedelenmeden korunmalıdır.

    Kan kalsiyum düşüklüğü genellikle ameliyattan 24¬48 saat sonra gelişir, hastanın ağız çevresi, el ve ayak parmaklarında uyuşma, bazen de kasılmalarla kendini gösterir. Çoğu kez zedelenmeye bağlı gelişen bu sorunlar sıklıkla kısa süreli kalsiyum verilmesi ile düzelir. Ancak bazı hastalara kalsiyumla birlikte vitamin D tedavisi verilmesi de gerekebilir. Amaç hastanın kalsiyum düzeyini normal sınırlarda tutmaktır.

    Tiroit Kanseri

    Tiroit kanseri çok sık görülmeyen ve büyük bir bölümü diğer kanserlere göre çok iyi seyreden bir hastalıktır. Tiroit kanseri tespit edildikten sonraki ilk adım cerrahidir. Cerrahiden sonra, tedaviye radyasyon tedavisi ve hormon ilaçlarıyla devam edilir.

    Tiroit kanseri ameliyatında, kanser lenf düğümüne sıçramışsa genellikle tüm tiroit bezi alınır. Eğer lenf bezlerine sıçramış ise lenf bezleri de alınabilir. Tiroit bezinin tümünün alınması genellikle tercih edilir. Bu yöntem; hastalığın tekrarlama riskini düşürdüğü, radyoaktif tedavisine olanak verdiği, hastalığın hekimler tarafından kontrolünü kolaylaştırdığı için en çok tercih edilen tedavidir.

    Radyoaktif İyot Tedavisi ise cerrahi operasyondan altı hafta sonra uygulanmaya başlar. Tiroit kanseri saptanmış hastalara yüksek doz radyoaktif iyot verilmesindeki amaç cerrahiden sonra geriye kalan tiroit dokusunun ve olası kanser yayılımlarının ortadan kaldırılmasıdır.

    Bu tedavi ancak özel donanımlı tedavi odası olan merkezlerde verilebilmektedir. Böyle bir odaya ihtiyaç duyulmasının sebebi tedavi gören hastalar vasıtasıyla radyoaktivitenin kontrolsüz bir biçimde çevreye bulaşmasının önüne geçmektir. Hastalar bu odada kaldıkları sürece normal yaşantılarına devam edebilirler. Her gün hastaların vücutlarında bulunan radyoaktivite miktarı ölçülür, taburcu olmalarına engel teşkil etmeyecek bir seviyeye ulaşıldığında hastalar evlerine gidebilirler. Ancak evlerinde de bir hafta daha alınması gereken önlemlere uyarak yaşantılarını düzenlerler.

    Hastalar belirli aralıklarla kontrole çağırılırlar, tetkiklerin sonucuna göre bir takip metodu planlanır. Cerrahi ve radyoaktif iyot tedavisiyle tiroit bezleri yok edilmiş olan bütün hastalar vücudumuzdaki hayati fonksiyonların düzenleyicisi olan tiroit hormonunu yaşamları boyunca dışardan (hap şeklinde) alırlar. Tiroit hastalıklarının (guatrın çeşitli şekilleri ve tiroit kanseri) teşhis, tedavi ve takiplerinin doğru bir şekilde yapılabilmesi için multidisipliner (birden fazla tıbbi branşı ilgilendiren) bir yaklaşım gereklidir. Bu nedenle hastalar öncelikle bir endokrinolog tarafından ele alınır.

    Tiroit Hastalığı Riskinizi Ölçün

    • Kalp atımlarınızın çok yüksek veya çok düşük olduğunu saptadınız mı? (60 altı veya 100 üstü)
    • Boynunuzda sıkışma ve gerilme hissi var mı?
    • Terleme ve saç dökülmesini sıklıkla yaşıyor musunuz?
    • Son zamanlarda aniden aşırı kilo aldınız mı ya da verdiniz mi?
    • Cildinizde dökülme, kuruma veya mat bir görünüm var mı?
    • Ani sinir atakları veya gün içinde uyuklama yaşıyor musunuz?
    • Bacaklarınızda şişlik oluyor mu?
    • Soğuğa veya sıcağa karşı tahammülsüzlüğünüz son zamanlarda arttı mı?
    • Kabızlık, ishal veya karında ağrı atakları yaşıyor musunuz?
    • Unutkanlık yaşıyor musunuz? Ya da kendinizi depresyona meyilli hissediyor musunuz?

    Bu durumlardan birkaçını yaşıyorsanız mutlaka uzman bir doktora başvurmalısınız.

    Tiroit Kontrollerinizi İhmal Etmeyin

    Tiroit nodüllerinin bir kısmında tiroit kanseri gelişme riski vardır. Bu nedenle özellikle ülkemiz gibi tiroit hastalıklarının yaygın olduğu bölgelerde tiroit muayene ve taramaların yapılması hayati önem taşımaktadır. Bu nodüllerin varlığı durumunda vakit kaybetmeden bir endokrinoloji uzmanına başvurulmalıdır. Özellikle birinci derece yakınlarında tiroit kanseri öyküsü olan kişilerin mutlaka tiroit testlerini ve muayenesini düzenli aralıklarla yaptırmaları gerekmektedir.

    Gebelik Öncesi Tiroit Değerlerine Bakılmalı

    Hipotiroidi yani trioit bezinin yeterli hormon üretememesine yol açan “Haşimato Tiroidi” başta olmak üzere “tiroidit” olarak adlandırılan bir grup hastalıkta temel tedavi, düzenli ilaç kullanımı ile hastanın takip edilmesidir. Çünkü tiroit bezi yeteri kadar çalışmayan hastalara, tiroit bezi tarafından üretilmeyen “tiroit hormonu”, dışarıdan hap şeklinde verilmektedir.

    Çocuk sahibi olmak isteyen hastaların ise gebelik öncesi mutlaka tiroit fonksiyonlarının değerlendirilmesi gerekir. Tiroit hormonu eksikliği anne karnındaki bebeğin zeka ve fiziki gelişimini olumsuz etkilemektedir.

    Tiroit Hormonu Cinsel Yaşamı Etkiler Mi?

    Tiroit hastalıkları, üreme fonksiyonları ve cinsel yaşama etki etmektedir. Tiroidin sağlıklı çalışması her iki cinsiyette de üreme fonksiyonlarının devam ettirilebilmesi için gereklidir. Her iki cinsiyette de hipertiroidi veya hipotiroidi olması seks hormonlarını ve bu hormonları kanda taşıyan proteinlerde (SHBG) değişikliklere yol açarak seks hormonlarının düzeylerini etkilemektedir.

    Erkek üreme fonksiyonları hem tiroit hormon fazlalığından hem de yetmezliğinden etkilenmektedir. Tiroit hormon fazlalığı (hipertiroidi) erkek hastalarda, göğüslerde büyüme (jinekomasti) ve libido da azalmalara yol açabilir.  Hipertiroidi sperm hareketliliğinde bozulmalara yol açabilirken; hipotiroidi tiroit hormon eksikliğinin düzeltilmesi ile düzelebilen sperm şekil bozukluklarına yol açmaktadır. Diğer taraftan hipertiroidi erkeklerde %70’lere varan oranlarda ereksiyon bozukluklarına yol açarak cinsel yaşam kalitesini de etkilemektedir. Bu bulgulara cinsel isteksizlik, erken boşalma ve geç boşalma gibi diğer bozukluklar eşlik edebilir. Hipertiroidinin tedavi edilmesi ile görülen ereksiyon bozuklukları düzeldiği gibi erken boşalma %50’lerden, %15’lere de gerilemektedir.

    Hem tiroit hormon fazlalığı hem de azlığı kadınlarda adet dönemlerinde bozulmalara yol açabilir. Hipertiroidi döneminde menstrual bozukluklar 2.5 kat daha sıktır. Hipertiroidili dönemde sigara içilmesinin menstrual bozulmaları arttırdığı bilinmektedir.

    Hipertiroidili kadınların yaklaşık olarak %5.8’inde infertilite; yani kısırlık görülmektedir. Hipotiroidi de ise; seks hormon bağlayan globülin azalır ve kadınlarda seks hormonlarının serbest düzeyleri yükselir. Bu durum tiroit hormonları tedavisi ile düzelmektedir.

    Yaklaşık olarak hipotiroidili kadınların %68’inde menstrual düzensizlikler vardır.  Hipotiroidi oligomenore (adet kanama siklüslerinin 35 günden fazla) ile birliktedir. Hipotiroidi, kanamaların kontrolünü sağlayan pıhtılaşma sisteminde de bozukluklara ve aşırı adet kanamalarına sebep olabilmektedir.

    Tiroit Hastalıklarında İyotun Yeri ve Önemi

    İyot hayati bir elementtir. Metabolizma için hayati bir element olan iyot, fiziksel ve zihinsel fonksiyonların çoğunda rol oynamaktadır. Başta tiroit bezinin iyi çalışması ve yeterli hormon üretmesi olmak üzere fazla yağların yakılmasından bağışıklık sistemi ve vücudun ihtiyaç duyduğu enerji seviyesinin idamesine kadar birçok metabolik süreç için mutlaka dışarıdan alınması gerekmektedir.

    İyot, doğada en çok toprak ve deniz suyunda bulunmaktadır. Mineral formu suda çözüldüğünden erozyonla birlikte kayba uğramaktadır. Deniz suyundaki iyot ise; deniz yosunları/bitkileri ve balık/kabuklu deniz hayvanlarında birikmektedir. Uzun süreli yağışların olması topraktaki iyodu uzaklaştırmakta ve yetişen sebze ve meyvelerde iyot eksikliğine neden olabilmektedir. Bu yiyeceklerle beslenen kişilerde de guatr oluşmasına yol açabilmektedir.

    Günlük İyot İhtiyacım Ne Kadar?

    Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından belirlenen günlük iyot ihtiyaçları:

    • 0-5 yaş arasında: 90 mikrogram/gün
    • 6-12 yaş arasında: 120 mikrogram/gün
    • Genç erişkinlerde ve erişkinlerde:150 mikrogram/gün
    • Hamilelerde ve emzirme sırasında: 200 mikrogram/gün

    Günlük ihtiyaç hamilelerde 1.5, emziren annelerde ise 2 kat artar. Tiroit bezi dışında meme dokusu da iyotu tutma yeteneğine sahiptir (süte geçebilmesi için).

    Süt dışındaki yiyecekler ve içme suyundaki iyot miktarı insanlar için, besi hayvanlarının doğal yemlerindeki iyot miktarı da hayvanlar için yetersizdir. Diğer taraftan, endüstriyel besicilik (gerek süt hayvanlarına takviye yapılması, gerek bu hayvanlardan elde edilen ürünlerin işlenmesi ve hijyen teknikleri esnasında kullanılan iyotlu çözeltiler), dolaylı olarak insanlarda iyot fazlalığına da yol açabilmektedir. Süt ve süt ürünleri en önemli iyot kaynağı besinlerdir. Doğal iyot içerenler işlenmemiş deniz tuzu ve kaya tuzudur.

    Organik süt ve süt ürünlerinde, ilave yapılmadığı için iyot daha düşük olabilmektedir. Mevsimsel ve coğrafi farklılıklar da sütteki iyot miktarı üzerinde etkilidir. Genellikle kışın iki kat daha fazladır. Isıl işlem ve pastörizasyon da sütteki iyot miktarını %25’e varan oranlarda düşürmektedir.

    Yetersiz alındığında ödem, üşüme, kilo alma, kronik yorgunluk, libido azalması/subfertilite (gebe kalmakta güçlük), entelektüel beceri/kapasitede azalma ve sık hasta olmaya neden olabileceği gibi iyot eksikliğinin meme kanseri ile de ilişkili olabileceği gösterilmiştir. Yeterli alınmasına rağmen idrarda yapılan ölçümlerde iyotun düşük olması ise; diğer vitamin ve minerallerin eksikliği de eşlik ediyorsa glüten intoleransı, bağırsak flora bozukluğu gibi emilim ile ilgili bir problemi düşündürmektedir.

    ma için hayati bir element olan iyot, fiziksel ve zihinsel fonksiyonların çoğunda rol oynamaktadır. Başta tiroit bezinin iyi çalışması ve yeterli hormon üretmesi olmak üzere fazla yağların yakılmasından bağışıklık sistemi ve vücudun ihtiyaç duyduğu enerji seviyesinin idamesine kadar birçok metabolik süreç için mutlaka dışarıdan alınması gerekmektedir.

    İyot, doğada en çok toprak ve deniz suyunda bulunmaktadır. Mineral formu suda çözüldüğünden erozyonla birlikte kayba uğramaktadır. Deniz suyundaki iyot ise; deniz yosunları/bitkileri ve balık/kabuklu deniz hayvanlarında birikmektedir. Uzun süreli yağışların olması topraktaki iyodu uzaklaştırmakta ve yetişen sebze ve meyvelerde iyot eksikliğine neden olabilmektedir. Bu yiyeceklerle beslenen kişilerde de guatr oluşmasına yol açabilmektedir.

    TİROİD & GUATIR KİMLERE AMELİYAT YAPILMAKTADIR?

    Tiroit hastalıklarını kabaca ikiye ayırdığımız zaman karşımıza iki türlü hastalık çıkmaktadır: Birisi tiroidin fonksiyonel hastalıkları, diğeri ise tiroidin nodüler hastalıkları.

    Tiroidin fonksiyonel hastalıkları dendiği zaman yine iki türlü durum söz konusudur: birisi tiroit bezinin normalden fazla çalışması (hipertiroidi), diğeri ise tiroidin normalden az çalışmasıdır (hipotiroidi).
    Tiroidin normalden az çalışmasının tedavisi cerrahi değildir. Bu tip bir problemde yapılması gereken, eksik olan tiroit hormonunun ilaç olarak dışarıdan verilmesidir. Tiroidin fazla çalışması ise cerrahi olarak düzeltilebilir bir durumdur. Ancak ameliyat zorunlu bir tedavi yöntemi değildir.
    Tiroit bezinin tümünün yaygın olarak fazla çalışması (diffüz toksik guatr ya da bir diğer adıyla Graves hastalığı) durumunda, hastalık ilk olarak ilaç ile tedavi edilmeye çalıflılır.

    Eğer bunda başarı sağlanamaz ise veya tiroit hormonlarının seviyesi normale döndürüldükten sonra hastalık tekrarlar ise hastaya iki türlü ileri tedavi önerilir: birincisi radyoaktif iyot ablasyon (RIA; halk arasında atom olarak adlandırılan) tedavisidir, diğeri ise cerrahi olarak tiroit bezinin tamamının veya tamamına yakın bir kısmının çıkarılmasıdır.
    Tiroit bezinin fazla çalışmasına neden olabilecek bir başka durum ise sadece bir veya birden fazla nodülün aşırı çalışmasıdır (toksik nodüler guatr).

    Bu hastalıkta Graves hastalığının aksine geri kalan tiroit dokusu normaldir. Bu nedenle hastalığın tedavisi öncelikle cerrahi olarak aşırı çalışan tiroit nodül ya da nodüllerinin çıkarılmasıdır. Ancak ciddi ek hastalıkları olan ya da ameliyatı kabul etmeyen hastalarda RIA tedavisi de uygulanabilir. Toksik nodüler guatrda RIA tedavisine yanıt yeterli olmayabilir. Bu nedenle cerrahi tedavi birinci sırada tercih edilmektedir.

    Tiroidin ikinci tip hastalıkları ise nodüler hastalıklar olarak gruplandırılabilir. Bu grupta tiroit fonksiyonları normaldir, ancak tiroidin anatomik olarak yapısal bozukluğu söz konusudur.

    Bu grupta iki önemli durum ameliyat için önceliklidir: Bunlardan birincisi ve de en önemlisi nodül ya da nodüllerin tiroit kanseri olduğunun saptanmış olması, diğeri ise tiroidin ve/veya nodüllerin büyüklüğü nedeni ile komşu organlara bası problemlerinin ortaya çıkmasıdır.

    Tiroitte saptanan nodüllere yapılan iğne biyopsisi bariz olarak selim hastalığı işaret ediyor ise ve radyolojik / klinik bulgular bunu teyit ediyor ise ameliyat için mecburiyet yoktur. Bu hastalar düzenli radyolojik ve klinik kontrol ile takip edilebilirler.

    Ancak selim de olsa nodüllerin boyutunda zaman içerisinde büyüme saptanması (1 yıl içinde % 50’nin üzerinde büyüme) veya bası bulguları vermesi cerrahi tedavi için neden olabilmektedir.
    Bunların dışında iğne biyopsisinde kesin olarak kanser tanısı konması veya kanser için şüpheli denmesi durumlarında cerrahi tedavi kaçınılmaz olmaktadır. Bazı durumlarda iğne biyopsisi yapılmasına rağmen tanı için yeterli materyal elde edilememesi nedeni ile patoloji uzmanları kesin tanıyı verememektedirler.
    Bu durumda görüntüleme yöntemleri ve klinik muayene nodülün habis olma ihtimalini kuvvetle destekliyorlar ise ameliyat tercih edilebilir. Ya da tüm diğer bulgular nodülün selim olma ihtimalini artırıyor ise nodüle 1-3 ay içerisinde tekrar iğne biyopsisi yapılması düşünülebilir. Tekrarlayan biyopsilerde de yetersiz biyopsi rapor edilir ise ameliyat ile nodülün bulunduğu tiroit lobunun çıkarılması düşünülmelidir.

    Ameliyatlar sırasında veya sonrasında ortaya çıkabilecek olumsuz durumlar (komplikasyonlar) nelerdir?

    Tiroit ameliyatı için söz konusu olan belli başlı komplikasyonlar arasında ameliyat sonrasında oluşan kanamalar önceliklidir. Çünkü tiroidin çıkarıldığı boşluğun dar bir alan olması ve havayolunu çevreliyor olması nedeniyle bu boşluğu dolduracak bir kanama hastanın solunumunu kısa sürede kısıtlayabilir.
    Bu nedenle böyle bir komplikasyon gelişmesi durumunda hastanın tekrar ameliyata alınması zorunludur. Bu ameliyatta hastada biriken kan boşaltılır ve kanama kaynağı kontrol altına alınır. Bu komplikasyon genellikle ameliyatı takip eden 12 saat içerisinde görülmektedir. Görülme sıklığı % 2-4’dür. Çıkarılan tiroid dokusunun boyutu ile bu komplikasyonun görülme riski artmaktadır.

    İkinci önemli komplikasyon ise ses kısıklığıdır. Bu komplikasyon tiroit bezinin komşuluğunda her iki tarafta yer alan reküren sinirlerin ameliyat sırasında hasarı sonucu oluşur. Eğer bu hasar tek taraflı ise problem ses kısıklığı, sıvı maddeleri yutarken nefes borusuna kaçırma, ses kalitesinde azalma şeklinde ortaya çıkabilir. İki taraflı hasarda ise ses kısıklığına ek olarak nefes darlığı da ortaya çıkabilir. Bu komplikasyonun görülme sıklığı her bir reküren sinir için % 1-2’dir. Çoğunlukla geçici tipte ses kısıklığı ortaya çıkabilmekte ve bu durum ameliyattan sonraki 1-4 ay içerisinde normale dönebilmektedir. Ancak eğer ses kısıklığı bir yıl içerisinde düzelmez ise bu hastalarda kalıcı ses kısıklığı tanısı koyulmaktadır. Bu komplikasyonun görülme sıklığı özellikle kanser nedeni ile ameliyat olanlarda ve daha önce tiroit cerrahisi geçirmiş hastalarda artmaktadır.

    Reküren sinirin hasarı dışında ameliyat sonrasında hastaların ses kalitesi yine de bozulabilmektedir. Buna neden çoğunlukla üst larinks sinirinin ameliyat sırasında hasarının oluşmasıdır. Bu hasar ses kısıklığından çok sesin çabuk yorulmasına ve ince tonda ses çıkarmakta zorluk çekilmesine yol açabilmektedir.

    Tiroit ameliyatları sonrası görülebilen bir diğer komplikasyon ise hipoparatiroidi / hipokalsemidir (paratiroid bezlerinin hasar görmesi ve buna bağlı olarak kan kalsiyum düzeyinin düşmesi). Paratiroit bezleri kan kalsiyum düzeyini düzenleyen organlardır. Tiroit bezinin hemen arkasında ona çoğunlukla yapışık halde dururlar.
    Her iki tarafta ikişer tane bulunurlar. Oldukça küçük boyutta (yaklaflık 40 mgr) olan bu bezlerden bir ya da birkaçı tiroit cerrahisi sırasında hasar görebilmekte ya da istemeyerek tiroit bezi ile birlikte çıkarılabilmektedir. Bu bezlerin hasar görmesi sonucu çoğunlukla geçici ancak nadiren de olsa kalıcı kalsiyum seviyesinde düşmeler görülebilmektedir. Bu komplikasyon genellikle iki taraflı yapılan tiroit ameliyatlarından sonra veya daha önce tiroit cerrahisi geçirmiş olan hastalarda görülmektedir.
    Bu durumun kalıcı olarak görülme riski % 1-2’dir. Hipokalsemi geliştiği zaman ağız çevresinde uyuşukluk ve ellerde kasılmalar görülebilmektedir. Bu durumun tedavisi hastaya kalsiyum ve D vitamini verilmesidir.

    Yara enfeksiyonu % 2-4 hastada görülebilmektedir. Yaşamı tehdit eden bir komplikasyon olmamakla beraber hastaların hastaneye yara kontrolü için sıkça gidip gelmelerine ve uzamış antibiyotik kullanımına yol açmaktadır. Ek hastalıkları fazla olan, sigara içen ve vücudunun başka bir kısmında aktif enfeksiyonu olan hastalarda bu komplikasyonun görülme riski daha fazladır.

    Hastaları üzen bir diğer durum ise yara izinin belli kalmasıdır. Unutulmamalıdır ki ameliyattan sonraki ilk bir yıl içerisinde cerrahi kesi yerinde istenmeyen bir iz oluşacaktır. Eğer ailesel veya kişisel bir yatkınlık söz konusu değil ise veya yara enfeksiyonu gelişmedi ise hastalarda yara izi ilk 6 aydan itibaren hızla belli belirsiz hale gelecektir.

    Son olarak artık bilimsel çevrelerce komplikasyon olarak kabul edilmeyen bir başka durumdan kısaca bahsetmek gereklidir. Bu da tiroidin çıkarılmasına bağlı olarak tiroit hormonunun yeterince üretilemiyor olmasıdır (hipotiroidi). Bu aslında bilerek oluşturulan bir durumdur. Kaçınılmaz olarak tiroit bezinin büyük bir kısmı ya da tamamı çıkarılıyor ise tiroit hormonunun da kandaki düzeyi düşecektir.
    Uygulanan cerrahi hastalığın tedavisi için gerekli bulunuyor ise bu tip bir eksiklik de göze alınıyor denmektedir. Bu durumun hayatı tehdit etmemesi için düzenli olarak yaşam boyu tiroit hormonunun dışarıdan (ağız yolu ile) alınması gereklidir.


     
  • Tartisma link | Cevapla  

    Beynimizi Sağlıklı ve dinç tutmak 

    Bilim adamları tarafından beynimiz “sanal olarak sınırsız” olarak kabul ediliyor. Aslında bu beynin tam olarak nasıl çalıştığını anlayamamanın ve her gün yeni bir özelliğini keşfediyor olmanın doğal sonucu. Fakat bilinen bir şey varki oda beynimizi formda tutma zorunluluğumuz. Aşağıdaki önerilerimiz işinize yarayacaktır

    1. Beyninize inanın. 
    Hafızanızı kaybetmekten korkar mısınız? Bunu sakın paranoya haline getirmeyin. Yaşlandıkça beyin hücrelerimizin azaldığı doğru ama beynimizi formda tuttuğumuz sürece onunda bizi yarı yola bırakmayacağından emin olabilirsiniz.

    2. Zihinsel işler için etrafınızı düzenleyin. 
    Karışık oda ve masalar kafanında karışmasına yol açarlar. Eğer kendinizi sıkıntılı, stresli, mutsuz hissettiğiniz zamanlar oluyorsa dağınız masa yada odanızın bu duygunuzu güçlendireceğini unutmayın.

    3. Doğru şeyleri ilk yapmayı öğrenin. 
    Herşeyin önce temelini öğrenmeye çalışın. Eğer acele eder bir şeyleri çabuk öğrenmek adına ilk basamakları atlarsanız sonrasında sıkıntı çekersiniz.

    4. Sıkıldığınız bir şeyi eğlenceli hale getirin. 
    Diyelimki yapmak zorunda olduğunuz ve hiç hoşlanmadığınız bir şey var. Şimdi bu işi kendiniz için keyifli hale getirebilecek alternatifler düşünün. Örneğin fatura ödemeye bankaya gidiyorsanız yola müzik dinlemeyi, parka uğramayı vb. yapabilirsiniz. Hayal gücünüzü kullanarak sizi sıkan vemutsuz eden şeyleri tersine çevirebilirsiniz.

    5. Bağlantılı düşünün ve öğrenmeye çalışın. 
    Aslında herşey biribirine bağlıdır. Eğer öğrendiğiniz şeyleri birbirleri ile bağlayabilirseniz daha sonra daha rahat hatırlayabilirsiniz. Örneğin aldığınız bir gönleği arkadaşınıza ödünç verdiniz, o kişi bankada çalışıyor, sizin bankada yatırım hesabınız var, yatırım yapan yabancı şirketlere ilişkin bir rapor okudunuz, şirketiniz satılıyor, gömleği ödünç verdiğiniz arkadaşınızın şirketine iş başvurusu yapıyorsunuz.

    6. Kendinizi kısıtlayın. 
    Yanlış anlaşılmasın burada kastetiğim yapacağınız şeylerde kendinize bir zaman verin ve oa uymaya çalışın. Bir şeyler idaha çabuk ve daha iyi yapmaya zorlayın kendiniz.

    7. Verimli öğrenme yolunuzu bulun. 
    Meditasyon, derin nefes almak, pozitif ve negatif düşünceler, ara vermek, odağımızı değiştirmek, dik oturmak, internette gezmek ve yaratıcı bir hobimizin olmasının beynimizi formda tutmaya katkısını anlatarak devam ediyorum yazıma

    8. Hafızanızı meditasyonla dinç tutun. 
    Herkes meditasyon deyince kafasında olur olmaz şeyler canlandırır. Halbuki sadece 15-20 dakika sessiz ve rahat bir ortamda mümkün olduğunca kafanızın içini boşaltarak durabilme becerisidir.

    9. Daha iyi düşünebilmek için derin nefesler almak. 
    Göğüs değilde diyafram nefesi almak önemli. Yani nefesinizi burnunuzdan iyice çekip karnınızı şişirecek ve aldığınız hızın yarısı hızda ağzınızdan vereceksiniz. Bu daha fazla hava daha fazla oksijen anlamına gelir. Birden fazla derin nefes hem sizi rahatlatacak hemde vücudunuzun ihtiyacı okan oksijeni yeterince almanızı sağlayacaktır.

    10. Arkadaki gürültüleri yok edin. 
    Bir yazı yazarken haberleri dinlemeye çalışmak sizce her ikisininde tam olarak yapılamayacağı anlamına gelmez mi? Her ne kadar içinde bulunduğumuz çağ ve koşullar aynı anda birden fazla işi yapmamızı gerektirsede kendimizi ne kadar bölersek o kadar kaybederiz. Her iş diğerine gürültü olur. Beyninizin aldığı her yeni bilgi cerebral cortex denilen bölgede tutulur. Birden fazla bilgiyi aynı anda içeri almaya çalıştığınızda bu beyninizin az detay tutan striatum adlı bölümünde bilgilerin tutulmasına yol açacaktır.

    Eğer dikkatinizi sonradan hatırlamanız gereken şeye verir diğerlerini üstün körü dinlerseniz bir nebze işe yarayabilir.

    11. Beyninizdeki negatif düşüncelerden kurtulun 
    Düşünceleriniz sürekli olarak beyninizin işleyişini etkiler. Yapılan araştırmalar mutlu ve pozitif düşüncelerin yapıcı faydası kadar negatif düşüncelerinde yıkıcı ve yıpratıcı etkilerini göstermektedir.

    12. Ara verin. 
    Bazen hem işler hemde düşünceler sırtınıza binerler. Yada uzun süre ile birşeylere odaklanmışsanız kendinizi birden bire yorgun hissetmeye başlarsınız.İşte bu tip durumlarda ara vermeniz, dikkatinizi başka yerlere çevirmeniz çok işe yarayacaktır.

    13. Odaklandığınız şeyi değiştirin. 
    Aslında işinizi bırakmanızı size öneremem ama yaptığınız işin eminim teknik olduğu kadar yönetse laçıdan gereksinimleri vardır. Bir proje planı ile uğraşabileceğiz gibi ekip motivasyonu için yapılacak bir gezi ilede ilgilenebilirsiniz.

    14. Dik oturun. 
    Duruşunuz düşünce prosesinize birebir etki etmektedir. Eğer bunun ispatını isterseniz aynı matematik sorusunu yere eğilip ağzınız açık olarak çözmeye çalılşın birde dik oturarak. Farkı göreceksiniz. İyi bir duruşta daha iyi düşünürsünüz.

    15. Internette gezin. 
    Wikipedia gibi bir siteye gidin ilginizi çeken bir konu ile ilgili yazıları okuyun. Okuduğunuz yazının altında sizi sitenin yönlendirdiği diğer sitelere gidin. 20 dakika önce senaryo nasıl yazılır diye okumaya başladığınız bir noktadan Everest dağının adının nereden geldiğini okuduğunuz bir yazıya geldiğinizi göreceksiniz.

    16. Yaratıcı bir hobi edinin. 
    Spesifik ve orijinal düşünce becerisi, yaratıcılık gerektiren bir hobi edinin. Fotoğraf çekmek, resim yapmak yaratıcılığınızı, satranç, go gibi oyunlarstratejik düşünme gücünüzü geliştireceklerdir.

    17. Elle yazın. 
    Elle yazmak hafızanızda kalmasını istediğiniz bilgiler açısından daha iyidir. Aslında kalem tutmanın el içindeki akupuntur noktalarına yaptığı baskı ile yaratıcılığı tetiklediğide iler isürülmekte. Günlük tutmak, şiir yazmak, blog yazmak gibi şeyler sizin beninizi formda tutabilmeniz açısından çok faydalıdır.

    18. Ölü zamanları kullanın. 
    Araba sürerken yada doktorun beklem salonunda kaybettiğiniz vakti, bir şeyler yaparak doldurabilirsiniz. Kitap okumak, bulmaca çözmek bunlar arasında sayılabilir. Internetten bulabileceğiniz sesli kitapları mp3 player’ınıza yükleyip dinleyebilirisiniz. Günde 1 saatten Bir yılı 200 işgünü kabul edersek günde 1 saat araba kullanıyorsanız 200 saat ederki buda yaklaşık 9 gün eder.

    19. Yüksek teknoloji ve beyin gücü. 
    Nintendo ve Playstation’daki bazı oyunlar tamamen beyin geliştirmeye yönelik. Tetris yerine strateji oyunu yada hafıza oyunları oynanabilir. Yeni oyunların bazıları tamamen sizin odaklanmanızı sağlamaya ve hafızanızı geliştirmeye yönelik olarak hazırlanmış.

    20. Bacağını salla beynine kan gitsin 
    Kan dolaşımı düşerse konsantrasyon azalır. Bu tip durumlarda bacakları sallamak beyne kan pompalanmasını sağlar.

    21. Yapılacaklar listesini oluşturun 
    Hergün yapacaklarınızın listesini hazırlayın ve aklınızda tutmaya çalışın. Bu konuda geometrik bir şekil çizerek yapılacakları o şekil üzerine yazabilir ve şekli aklınızda tutarak yapılacakları hatırlayabilirsiniz.

    22. Dil öğrenin. 
    Yaşınız ne olursa olsun yeni bir dil yeni bir insan demektir. İnsanlar bildikleri kelime kadar hayal kurabilir ve düşünebilirler. Her yeni dil, yeni kelimeler ve yeni dünyalar anlamına gelir.

    23. Paylaşın. 
    Bilgilerinizi insanlarla paylaşın. Paylaştıkça daha kalıcı hale geleceklerdir. Hiç kimse yoksa kendi kendinizin öğretmeni olun. Kendinize bildiğinizi düşündüğünüz konularda sorular sorun, sınav yapın.

    24. Uyumak önemlidir. 
    Uyku fiziksel ihtiyaçlarınızın karşılanmasındaki önemine paralel olarak entellektüel gelişiminizede katkıda bulunur. Düzenli uykunun faydası kadar, düzensiz uykunun zararınınıda unutmamak gerekir.

    25. Anında kayıt. 
    Aklınıza gelen bir şeyleri anında kaydetmeniz çok önemlidir. Not defteri, kayıt cihazı, dizüstü bilgisayar gibi çeşitli şekillerde bunu yapmanızı sağlayacak en az bir şey elinizin altında olmalıdır.

    26. Kendinizle konuşun. 
    Kendinizle konuşarak hatırlamanız gereken şeyler iortaya çıkrabilirsiniz. Del igibi yüksek sesle konuşmaktan değil aksine sizin bir şeyler ihatırlamanıza yardımcı olacak şekilde içinizde yapacağınız bir konuşmadan bahsediyorum.

    27. Kolestrolünüzü kontrol ettirin 
    Kolestrolün ne alakası var diyebilirsiniz ama öğrenme ve hatırlama mekanizmalarımızın bağlı olduğu sinir sistemimize etkisi oldukça yüksek. Örneğin LDL seviyeniz kötü ise hatırlama problemi yaşayabilirsiniz.

    28. Demirinizi kontrol ettirin. 
    Demir, nöronların hafıza fonksiyonu açısından etkinliği ve beynimizin hassasiyeti açısından önemli. Demir oksijenin beyne taşınmasına yardımcı.

    29. Bulmaca çözün. 
    Bulmaca çözmek ve hatta sonrasında bie bardak şarapla rahatlamak hafızanızı bilemek adına oldukça işe yarayacaktır. Kırmızı şaraptaki resveratrol maddesi Alzheimer hastalığına karşı koruyucu. Alkol ise belirliş seviyelerde kolestrol seviyesini ayarlaması açısından önemli. Ama bir bardaktan fazla tahribata yol açacaktır.

    30. Kahve ve Çay. 
    Kahvedeki kafein beyin aktivitelerin artırmakta ama kararında içildiğinde. Normal ve yeşil çay ise hafıza fonksiyonlarını geliştirici .

    31. Elma iyidir. 
    Hem antioksidan etkisi hemde nöronlara olan olumlu etkisi sebebi ile günlük beslenmenize bir yada iki elma katabilirsiniz. Elmadaki antioksidanlar beyin hücrelerinizi öldüren diğer etkenlere karşıda koruyucudur.

    32. Fazla ilaç almayın.
    Çoğu ilacın yan etkisi bulunmaktadır.

     
c
Compose new post
j
Next post/Next comment
k
Previous post/Previous comment
r
Cevapla
e
Düzenle
o
Show/Hide comments
t
Go to top
l
Go to login
h
Show/Hide help
shift + esc
İptal