X

9. Sınıf Dil ve Anlatim Arapça Farsça Kelimeler

Sınıf Dil ve Anlatim Eski Metinlerde Kullanılan Arapça Farsça Kelimeler

SÖZLÜK

A

Ada – Düşmanlar.

Addetmek – Saymak.

Ağrep – Pek garip, pek tuhaf.

Ağuş – Kucak.

Ahenk – Uygunluk, düzgünlük, uyum; çalgılı eğlence.

Ahenktar – Ahenkli.

Aheste – Yavaş.

Ahir – Son.

Ati – Gelecek zaman.

Arız – Sonradan gelen.

Azim – Kesin karar.

Aziz – Sevgili, itibarlı.

B

Baran – Yağmur.

Bedbaht – Talihsiz.

Berceste – Gayet güzel, sağlam.

Berk – Yaprak.

Beşeriyet – İnsanlık.

Bibaht – Talihsiz.

Biçare – Çaresiz.

Bidirenk – Kararsız.

Bisehap – Bulutsuz.

Buhurdan – İçinde tütsü yakılan kab.;

Bünye – Vücudun yapısı.

C

Cam – Kadeh.

Canan – Sevgili.

Cehil – Cahillik.

Cereyan – Akış; oluş.

Cühela – Cahiller.

Cûşiş – Coşmak.

D

Daim – Devam eden, her zaman.

Damen – Etek.

Damgeh Tuzak yeri.

Dehr, delıir – Dünya.

Denaet – Alçaklık.

Devre – Bir devrin içinde birbiri ardınca gelen zaman parçala­rından her biri.

Dide – Göz.

DilKalb, gönül.

Dilcu – Gönül çekici.

Duçar – Çatan, çatıcı.

Dür – İnci.

E

Ebr-i bahar – Bahar bulutu.

Efkar – Fikirler.

Efsun – Büyü.

Ekserisi – Çoğu.

Elem – Üzüntü, keder.

Emel – İstek, arzu.

Erbab – Sahipler, ustalar.

Erbab-ı hayat – Yaşıyanlar

Esrar – Sırlar, gizli şeyler.

Eyyam – Günler.

Ezeli – Başlangıcı olmıyan.

Ezhan – Zihinler.

Ezkar – Anmalar.

F

Faaliyet – Çalışma, çalışkanlık.

Faik – Üstün.

Fani – Ebedi olmıyan, yok olan.

Fazilet – Değer, meziyet, iyi huy.

Fedakar – Kendini veya değerli bir şeyini esirgemiyen.

Fenni – Fenne ait.

Fevt – Yok olma; ölme.

Feyezan – Suyun taşması.

G

Gaflet – Dalgınlık.

Gariban – Garipler.

Gayur – Gayretli.

Gurup – Batmak, güneşin batmast.

Güher – Mücevher.

Güzergah – Geçit, yolun uğradığı yer.

H

Hadisat – Hadiseler, olaylar.

Hail – Engel

Hala – Henüz.

Hande – Gülüş

Hamiyet – Yurtseverlik, insanlık.

Harika – İnsanı hayrette bırakan fevkaladeşey.

Hemdem – Arkadaş.

Hale – Aym etrafındaki parlak daire.

Harekat – Hareketler.

Hasıl – Meydana çıkan, vücut bu­lan.

Hasreylemek – Bir işe mahsus kılmak.

Hazan – Sonbahar.

Hedef – Nişan yeri.

Heyet-i içtimaiye – Topluluk, in­san topluluğu.

Hissiyat – Duygular.

Hitam – Son.            ‘

Hoşbû – Güzel kokulu.

Huruşan – Çağıltı yapan.

Hususiyet – Hususi oluş, özellik.

Hüner – Marifet, sanat.

I

Itır – Güzel koku, yağ ve esans; yeşil yapraklı, beyaz çiçekli  bir nebat.

İ

İbzal – Esirgem ey ip böl bol sar- fetmek.

İcat – Yeni bir şey yapmak.

İcra – Yapmak.

İçtimai – Topluluğa ait.

İdrak – Anlamak; yetişmek.

İpalat – Aldatmalar.

İhtisas – Her hangi bir ilim veya sanatta çok ileri gitme.

İhtira – Yeni bir şey çıkarmak.

İkbal – İyi halli olmak.

İkdam – Sebatla çalışmak.

İktifa – Yetinmek.

İlham – Kalbe bir şey doğmak.

İltica – Sığınmak.

İman – İnanış, inanç.

İntikal – Bir yerden başka yere geçmek.

İsnat – Yükleme; bir- işi birisinin üstüne atma.

İstihkam – Düşmana karşı yapı­lan sağlam siper.

İstinas – Alışma.

İstikbal – Gelecek zaman.

İstiklal – Bağımsızlık.

İtidal – Orta derecede olma.

İrem bağı – Cennette bir bahçenin adı.

İstinsah – Kopyasını çıkarmak.

İzafe, izafet – Bir işi birine at­ma, katma; bir kelimeyi baş­ka bir kelimeye bağlama,

İzah – Açıklama.

İzale – Yok etmek. .

İzzet – Büyüklük, yükseklik.

K

Kadir – İtibar, değer.

Kainat – Var olan şeylerin hepsi, mevcudat.

Kamet – Boy.

Kamil – Olgun, kemal sahibi.

Kargı – Ucu demirli uzun mızrak.

Katiyet – Kesinlik.

Katra – Damla.

Kesbetmek – Kazanmak.

Kelam – Söz.

Kemal – Olgunluk.

Köhne –Eski.

Kutsi – Mübarek, mukaddes, çok sayılan ve sevilen.

L

Lakrenk – Lale renginde.

Lengüvist – Dil bilgini.

Lerzedar – Titriyen.

Lugaat – Lügatler.

M

Maatteessüf – Teessüfle beraber.

Macera – Baştan geçen heyecanlı olay.

Mahsulat – Mahsuller, ürünler.

Mahrem-i esrar – Birisininsırla­rını bilen.

Mahuf – Korkunç.

Mahviyet – Alçak gönüllülük.

Maişet – Geçiniş.

Makber –Mezar.

Maksut – İstenilen.

Marifet – Bilgi, hüner.

Matem – Büyük keder.

Mazi – Geçmiş zaman.

Maziperest – Geçmişe tapan, eski kafalılıktan kendini kurtaramayan.

Mecruh – Yaralı.

Medilı – Övmek. –

Mefkûre – Ülkü, ideal.

Menzil-i maksut – Erişilmesi iste­nilen yer.

Meram – İstek.

Merhale – Konak, iki yer arası yol.

Mesai – Çalışmalar.

Meskûn – Oturulmuş, ahalisi bu­lunan.

Meşhudolmak – Görülmek.

Meşgale –İş güc.

Menba-i hayat – Hayat kaynağı.

Minnet – Bir iyiliğe karşı teşek­kür duygusu.

Mizaç – Tabiat, huy.

Münker İnkar olunan.

Müteallik – Ait olan.

Münhasır – Yalnız bir şeye mah­sus olan.

Metin – Sağlam.

Mevta – Ölü.

Mezceylemek – İki şeyi birbirine karıştırmak.

Mezkûr – Zikrolunan, adı geçen.

Mezruat – Ekilen şeyler.

Muahede – Antlaşma.

Muattal – Bırakılmış, işsiz, boş.

Muhabbet – Sevgi.

Muin – Yardımcı.

Muhaceret – Göç.

Muhtelif – Türlü türlü olan.

Muhteşem – İhtişamlı, şanlı ve gösterişli.

Musibet – Bela, felaket.

Musir – Israr edici, direnici.

Muztarip – Üzüntü çeken, rahat­sız olan. 

Muvaffak – Elde etmiş, kazanmış.

Müfredat – Bir bütünü meydana getiren tekler.

Müfrit – Pek ileri atılan.

Mühimmat – Savaş için lazım olan şeyler, cephane (gülle, barut v.b.)

Müstakbel – Gelecek zaman.

Münferit – Tek.

Müşterek – Ortaklaşa.

Müteaddit – “Birkaç tane olan.

Mütehassis – Duygulu.

Mütehassıs – Uzman.

Müteharvil – Değişen. .

Mütenasip – Uygun.

Mütevakkıf – Bağlı.

N

Nadan – Cahil.

Nahoş – İyi olmıyan.

Nam – İsim, ad, şan.

Nakafi – Yetişmiyen, kafi olmayan.

Nakil – Nakleden, anlatan.

Narin – İnce yapılı, zarif.

Nenk – Ayıp, namus, utanç, şöhret.

Neşefeza – Sevinç arttırıcı.

Neşir – Yaymak.

Nevbahar – İlkbahar.

Nilüfer – Bir çeşit çiçek.

Nizamat – Nizamlar, kanunlar.

Örgüt – Teşkilat.

P

Pay – Ayak.

Paybend – Ayağı bağlı.

Pervasız – Korkusuz.

Pürhulya – Hülya ile dolu, hülyalı.

Pürintibalı – Uyanmış, ibret almış olarak.

Pürneşat – Sevinçli, sevinç dolu.

R-

Rayet – Bayrak, sancak.

Raz-ı dil – Gönül sırrı.

Refah – Bolluk içinde iyi geçiniş.

Refakat – Arkadaşlık.

Refik – Arkadaş.

Revnak – Parlaklık.

Rey – Oy, fikir.

Rizan – Dökülen.

S

Saf – Temiz, halis, duru.

Sanayi – Sanatlar..

Sabit – Yerinde duran.

Say – Çalışma.

Saye – Gölge.

Seciye – Huy, tabiat, karakter.

Seher – Tan ağartısı.

Selef – Bir işte kendinden önceki, öncel.

Sema – Gökyüzü.

Semay-i saf. – Temiz sema.

Serencam – Başa gelen şey.

Sermaye – Anamal, bir şeyin esası.

Servet – Zenginlik.

Seyahat – Yolculuk, gezi. (Bu kelimeyi (seyyahat) şeklinde iki (y) ile yazmak ve öyle söylemek yanlıştır.)

Seyyah – Çok seyahat eden.

Seyyar – Yürüyücü, gezici.

Sıdk – Doğruluk.

Sine – Göğüs.

Sükûn – Durma, hareketsizlik; sessizlik.

Sülûk – Bir yol tutmak.

Ş

Şafak – Güneş doğmadan önce ve battıktan sonra, ufukta görü­len kızıl aydınlık-,

Şam – Akşam.

Şaşaa – Parlaklık.

Şehrayin Şehrin donatılması ile yapılan umumi şenlik, donanma.

Şekva – Şikayet.

Şetaret – Şenlik, sevinç.

Şevk – Şiddetli istek, içten arzu; neşe, keyif.

Şitap – Acele.

Şükran – Teşekkür.

T

Taaliûk – Ait olma.

Tsgayyür – Değişmek.

Tahammül – Katlanmak.

Tahavvül – Değişmek.

Tahliye – Boşaltma.

Taife – Bölük, takım; gemi işçile­rinden her biri.

Takaddüm – Öne geçmek, önce olmak.

Taklidi – Taklide ait.

Talim – Öğretmek.

Takdir – Beğenmek; kıymet biç­mek.

Tasdik – Gerçeklemek, doğrudur demek.

Tasfiye – Safileştirmek.

Tebeddül – Değişme, değişiklik.

Tebliğ – Bildirmek.

Teceddüt – Yenilenmek.

Tehzip – Düzeltme, temizleme, ıs­lah etme.

Tekellüm – Söylemek.

Tekemmül – Olgunlaşmak.

Tekzip – Yalanlamak.

Tenezzül – Aşağılamak, alçak gö­nüllülük göstermek.

Tenvir – Aydınlatmak.

Tercih – Üstün tutmak.

Tespit – Kararlaştırmak.

Tezahür – Meydana çıkmak, belir­mek.

Tesmiye – Ad vermek.

Teseyyüp – İhmal, bakımsızlık

Tevakkuf – Durmak.

Teyit etmek – Kuvvetlendirmek.

Tezahürat – Gösteriler. 

Tezayüt – Çoğalmak.

Tezhip – Yaldızlama.

Tezyif – Çürütme, eğlenme; sahte nazariyle bakma.

Tizreftar – Çabuk yürüyüşlü.

Tuğ – Sorguç.

Ü

Üdeba – Edipler.

V

Vabeste – Bağlı.

Vaki – Vuku bulan, olan…

Vasıf – Sıfat, nitelik.

Vatancüda – Vatandan ayrı düşmüş.

Vazıh – Açık,

Vesile – Sebep.

Vuzuh-Açıklık.

Y

Yad – Hatır, anmak, hatırlama.

Yaran – Dostlar.

Z

Zalim – Zuüim yapan.

Zaruret – Çaresizlik,- yoksuzluk, sıkıntı; mecbur oluş, zorunluk.

Zaruri – Çaresiz, mecburi, zorunlu.

Zem – Yerme, yerilme.

Zeval – Bitip gitme.

Zihniyet – Düşünüş şekli.

Zinde – Diri, canlı.

Zuhûr – Meydana çıkma.

Yazıyı Begendinizmi?

0 / 0

Web sitemizi kullanmaya devam ederek, cihazınıza çerezlerin yerleştirilmesini kabul etmektesiniz.