Tilki Kurt ve Tavsan hikayesi oku

Dini Hikayeler
-170 
1 kötü2 orta3 güzel4 orta5 Süper (Oyla)
Loading...
 
-:   -16 Ocak 2017 

Üstü kızıl, altı beyaz ve boyundan uzun seksen santimlik kuyruğuyla tilki, sessiz, ürkek fakat kurnaz adımlarla gecenin karanlığında avlanmaya çıkar.
Kendini bildi bileli hep yalnızdır.
Yalnız avlanır ve yalnız yerdi. Paylaşmak, huyu değildi.
Bundandır ki, bir deri bir kemik kalmıştı. Zaten ömründe karnı da şöyle dilediğince hiç doymamıştı.
“Bu kez şeytanın bacağını kıracağım!” dedi ve yine gecenin siyah karanlığını seçti.
Birkaç dereden geçti, patika yolları fersiz gözleri nedense biraz zor seçti.
Bu arada bir kurt, ininin etrafından süzülerek nefessiz geçti!
Bir ara bir çıtırtı duydu ve ürktü. Baktı ki ses, küçük bir tavşanın yuvasından gelmekteydi. Onu hiç umursamadan geçti.
Nasıl olsa o, o anda onun için hiçbir şeydi.
Planı, projesi büyük, hesabı kuvvetli… Turnayı tam gözünden vuracaktı belli.
Avlarını kaptırmamaktı tek hedefi!
Çitin kapısına kadar geldi, kalbinin atışlarının yavaşlamasını bekledi… Bir müddet sanki cansız bir heykelmiş gibi durdu ve son kontrollerini yaptı:
“Her şey yerli yerinde, aksama gözükmemekte.”
Hani, kendini de çok beğenmişti kendi gözünde.
Gözleri çakmak çakmak, tüyleri diken diken… Bir yerini de sıkmış, sanki çıkacaktı canı bedeninden.
Gece, karanlık gece… Mehtap yok, yıldızlar köşesine çekilmiş; in cin uykuda…
Bizim kızıl ve beyaz karışımı tilki ise müthiş pusuda.
İlginç!
Yalnız değildir tilki, fakat habersiz bu durumdan.
Sarımsı renkteki büyük kafalı, kısa kulaklı, püsküllü kuyruklu, tokluca Kurt da kalkmış uykudan.
Aslında uyku uyanıklık arası bir noktadan.
Sebebini bilmediği bir hisle garip mi garip yollara girmiş, huyu olmamasına rağmen acayip bir tezgâhın içine düşmüş.
Hemen az ötede, hiç görmediği gümüş renkli bir çit. İçinde tanımadığı yaratıklar dizilmiş. Üstelik uykudalar ve çift çift.
“Bu da ne?” diye iç geçirip şöyle sote bir yere geçmiş.
Koca kafalı, kısa kulaklı, fakat zeki mi zeki kurt.
“Unut uykuyu. Unut, bekle ve gör.”
Ve onda da başlar böylece umut!
Bu arada
“Bu da neyin nesi?” der ve arkaya döner boynu.
Bir de ne görsün? Yanına gelmiş kurdun rızkı.
Fakat bir an durdu. Öyle ya, az ötede ise ganimetlerin yurdu!
Beyaz mı beyaz, dişlek dişli ve uzun kulaklı küçücük bir tavşan. Onu da tutmamış uyku.
Ürkek mi ürkek!
Fakat karnı aç; bir şeyler yemesi gerek.
O da dere tepe uz gitmiş, kendini gümüş renkli çitin önünde bulmuş. Oysa her zaman havuç ve marul yürüttüğü yerde, “Şimdi bu da neyin nesi?” diye durmuş ve düşünmüş.
Birazcık da korktu ve çitin yanı başındaki tümseğin dibindeki çukurun ortasında kendine bir yer buldu.
Aslında kurdun tavşandan var haberi… “O nasıl olsa elde bir, kaybetmemeli az ötedeki her şeyi…”
Fakat projenin asıl sahibi tilkidir.
Üstelik hiçbir şeyden yok haberi.
Tabii ki tavşanın da…
Kurt’tan ve tilkiden yok şu anda kederi. Çünkü onun da yok hiçbir şeyden haberi.
Hepsi bekleşmedeler.
Derken, diğerlerinden habersiz tilki,
Operasyonuna başlama emri verir kendine…
Talimatını alınca kendi kendinin, süzülmek için girmek ister gümüş renkli telin içine.
“Şöyle dişlerimle çiti bir kaldırayım.” der ve bembeyaz dişlerini geçiriverir tellerin üstüne…
İşte ne olduysa o anda oldu!
Ortalık birden bire şimşek rengiyle aydınlandı.
Tilkinin gözleri döndü büyük bir fenerin rengine!
Öylece kala kaldı çarpıldığı her neyse, üç beş metre fırladığı biraz önceki gümüş renkli telin gerisinde.
Bir de ziller çalmaz mı?
Köpekler havlar, adamların elinde çifteler; düşerler ne olduğu belirsiz bir şeyin peşine.
Korkudan olduğu yerde çivi kesen tilki, bir de bakar ki yanından yıldırımlar gibi geçer kurt, üstelik soğuk nefesini duydu ense kökünde… Bir de orada kalbi tekledi ayrıca tilkinin.
Sonra, paytak paytak kaçmaya çalışan tavşanı hayretler içinde inceler, birbirine girmiş kaburga kemiklerini yerine getirirken.
Gümüş renkli çitin içinden çıkan çifteli adamlar, “Hadi bulun şu haini!” diye bağırırdılar köpeklerine. Burunlarından soluyorlardı bulup asmak için hırsızın bedenini.
Tilki zaten perişan; yakalandı aniden. Kurt az ileride acıyla kıvranırken kurt kapanının içinde, tavşanı bir an küçük bir heykelcik zannetmişlerdi adamlar. Çünkü tavşan tam başında donuvermişti korkusundan olduğu çukurda.
Sonra ne mi oldu?
Tilki sıskalıktan epeyce kurtuldu, vücudu dolgun ve kuyruğu dimdikti.
Kurdun sarımsı rengi kahverengiye dönüşürken kulakları biraz düşmüş, kafası daha irileşmiş ve eskisinden de heybetliydi şimdi.
Tavşansa ilk hâlinden daha da beyazlaşmış bir şekilde,
Hep beraber süslerler şimdi bekçi kulübesinin baş köşesini.
İçlerine doldurulan, ne olduğunu bilemedikleri ilâçlı otlarla.
Gerçi hâlâ süzerler anlamsız, cam gibi gözleriyle gümüş renkli çitin bu sefer dışını.
Ortada tavşan; ilk kez kulakları dimdik fakat yine de tedbirli. Sağ başta tilki; hesap içinde hesap yapar, “acaba?”
Evet, “Acaba hiç olmazsa tavşanı yiyebilir miyim?”
Sol başta tüm heybetiyle kurt, “Bu tezgâha nasıl düştüm!” diye hayıflanır.
Üçü de birden son bir hamle yapmak isterler, nafile!..
Derken,
Tavşan,
— Sadece bir havuç alacaktım, deyiverdi ortaya.
Zeki kurt birden bire takılıverdi oltaya… Ve tilkiye ver yansın etti:
— Neden çarpıldın çite?.. Senin yüzünden geldik bu hâle! Parlamasaydı gözlerin, çalmayacaktı ziller ve gelmeyecekti elinde çiftelerle adamlar bir de yanındaki itler!
Tavşan, hani korkak ve ürkek tavşan!
İlk o anladı gerçeği, bundan dolayıdır ki;
— Hey kurt kes sesini, yoksa!..
— Ne!.. Bana mı dedin, bedeni dişimin kovuğunda eriyecek olan şey!
Hiddetle burnunun dibindeki tavşana atılmak istedi. İstedi de… Sadece istedi. Gerçi kurt, hâlâ teslim olmamıştı kaderine.
Tilki yavaş yavaş gelince kendine, sonra o da tavşan gibi razı oldu çaresizce kaderine:
— Yalnız, siz nereden çıktınız, planımı bozdunuz ve avıma engel oldunuz… Sizin yüzünüzden düştüm bu hâllere.
Ortadaki sofanın önündeki camın önünde duruyorlardı, hemen altındaki masada adamlar fırında pişmiş tavuk yiyorlardı, ara sıra da havuç ve maruldan yapılmış bol limonlu salatayı çatallarken tilki, kurt ve tavşan; acı acı iç çekerler cansız bedenlerinde yan yana kalmışken.
Vakit geç oldu, karanlık iyice çöktü gümüş renkli çitin hem içine, hem de dışına…
Adamlar kendinden emin çekildiler odalarına, gümüş renkli çite verdiler elektriği tekrar.
Bizim kahramanlara uyku gelmez yine, bu defa sonsuzluğa kadar!
Gecenin hayli geç bir vaktinde tilki, kurda sessizce,
— Şu gelen senin eşin değil mi? diye fısıldarken tavşana da,
— Hey tavşan, şu gelen de senin kardeşin değil mi? diyordu.
Bunlar gelir de herhangi beyaz bir tilki gelmez mi hengâmeye?
Sanki tarih birkaç gün arayla tekerrür mü edermiş?
Etse ne olur?
Raftaki yerleri dar olur.
O zaman bir şekilde haber vermeli gümüş renkli çitin dışındakilere
Yoksa kaderleri kaderimize benzeyecek, hâlleri hâlimize.
Elbirliği ile gönül gönüle verdiler ilk kez,
Lakin sessiz haykırışları da yetmedi bu gidişe…
— Acaba kim dişledi teli? dedi tilki, “Hiç olmazsa tüm rezillik bizde kalmasın.” diye.
Kurt yine hiddetlendi tilkiye,
— Tabiî ki senin cinsindendir!..”
Tavşan ortada hakem,
Cansız kafasını sallayamazsa da ileri ve geriye, tavırlarıyla:
“Bu aptallar hem tilkidir hem de kurttur!” diye hükmünü verdi.
Güneş açtı, gün ışıyınca gümüş renkli çitler de parlayıvermişti.
Az ötede üç azılı düşman, cesetleri yan yana…
Kanıksamış adamlar, hem yer de yok, bıraktılar onları başkalarına.
Bizim kahramanlarsa kâh kavgayla, kâh eski anılarıyla selam durdular sonsuzluğa…
Bu defa
Akıllıca ve özgürce!..

Bülent AYDIN

Benzer Yazılar :

Facebook ile yorum yazabilirsiniz.

Forumcu

Forumcu

Forum tartisma sitesini zirveye taşımak istiyorum bana yardımcı olunuz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.