Sadık isminin 62 anlamını sizler için bir araya toparladık

ahbar-ı sadıka / ahbâr-ı sadıka

  •  Doğru haberler.


alamet-i sadıka / alâmet-i sadıka

  •  Doğruluk işareti, belirtisi.

aşk-ı sadık / aşk-ı sâdık

  •  Doğru ve gerçek aşk.

ayn-ı hak ve sadık

  •  Doğru ve gerçeğin ta kendisi.

bi’l-hadsi’s-sadık / bi’l-hadsi’s-sâdık

  •  Doğruluğuna hemen hükmedilecek bir şekilde.

bilhads-i sadık / bilhads-i sâdık

  •  Doğru bir sezgiyle.

bilhadsissadık / bilhadsissâdık

  •  Doğru bir hads ile.
  •  Doğru bir sezgi ile.

burhan-ı natık-ı sadık / burhan-ı nâtık-ı sâdık

  •  Doğru konuşan delil.

ca’fer-i sadık / ca’fer-i sâdık

  •  (Bak: İmam-ı Cafer-i Sâdık)

delil-i sadık / delil-i sâdık

  •  Doğru delil.

ehl-i rivayet-i sadıka / ehl-i rivâyet-i sadıka

  •  Peygamberimizden duyulan şeyleri dosdoğru bir şekilde nakleden kimseler.

esasat-ı sadıka / esâsât-ı sâdıka

  •  Doğru esaslar, sağlam temeller.

eyman-ı sadıka / eyman-ı sâdıka

  •  Doğru yeminler.

fecr-i sadık / fecr-i sâdık / فجر صادق

  •  (Hakiki fecir) şafak sökme.
  •  Gerçek aydınlık, tan yerinin ağarması, gerçek sabah.
  •  Fecr-i kâzibi tâkibeden tam karanlıktan sonraki beyazlık. Sabah namazının ve orucun başlama vakti.
  •  Sabaha karşı şark ufkunda yayılmaya başlayan beyaz bir aydınlık. Bunun mukabili birinci fecirdir ki, bir aydınlıktan sonra tekrar aydınlık gider. Bu birinci aydınlığa fecr-i kâzib denir. Sabah namazının vakti, fecr-i sâdıkta başlar.
  •  Tan ağartısı, şafak sökmesi.

fecrisadık / fecrisâdık

  •  Gerçek fecir.

fünun-u sadıka / fünun-u sâdıka

  •  Gerçek ve doğru fenler, ilimler.

haber-i sadık / haber-i sâdık

  •  Doğru haber.
  •  Peygamberimizin sözü, hadis.
  •  Doğru haber. Hz. Peygamber’in (A.S.M.) sözü. Hadis.

hads-i sadık / hads-i sâdık / حَدْسِ صَادِقْ

  •  Âni ve doğru anlayış.
  •  Tam ve şüphesiz idrak etme ve bilme.
  •  Tam, doğru ve şüphesiz idrâk etme ve bilme.
  •  Âni ve doğru anlayış.

halef-isadıkin / halef-isâdıkîn

  •  Selef-i sâlihînden yâni Eshâb-ı kirâm, Tâbiîn ve Tebe-i tâbiînden sonra gelen Ehl-i sünnet âlimleri.

hiss-i sadise-i sadıka / hiss-i sâdise-i sâdıka

  •  Doğru altıncı his.

hizmet-i sadıkane / hizmet-i sâdıkane

  •  Sadakatle hizmette bulunma.

ihbar-ı sadıka

  •  Doğru haber verme.

ihbarat-ı gaybiye ve sadıka

  •  Bilinmeyen ve görünmeyen âlemler hakkında verilen doğru haberler.

ihbarat-ı sadıka / ihbârât-ı sâdıka

  •  Verilen doğru haberler.

ihbarat-ı sadıka-i ahmediye / ihbârât-ı sadıka-i ahmediye

  •  Peygamber Efendimizin (a.s.m.) dosdoğru haber vermeleri.

ihbarat-ı sadıka-i gaybiye / ihbârât-ı sadıka-i gaybiye

  •  Gayb âlemiyle ilgili verilen dosdoğru haberler.

ilhamat-ı sadıka / ilhâmât-ı sâdıka

  •  Doğru ilhamlar.

imam-ı ca’fer-i sadık / imam-ı ca’fer-i sâdık

  •  (Hi: 83-148) Hazret-i Ali’nin (R.A.) torununun torunudur. Medine-i Münevvere’de yaşamıştır. Annesi, Hazret-i Ebu Bekir’in soyundandır. Mânevi nüfuzu çok ileri idi, dine büyük hizmetleri görüldü. Demiştir ki: “Kim nefsi için nefsi ile mücâhede ederse, keramete kavuşur, kim de Allah için nefsi ile müc

keşf-i sadık / keşf-i sâdık

  •  Allah’ın velî kullarının mânevî âlemlere ait bazı sır ve hakikatleri Allah’ın ilham etmesiyle görmeleri.

keşfiyat-ı sadıka

  •  Doğru keşifler; manevî âlemlerde bazı olayları ve hakikatleri görme.

lisan-ı sadık / lisan-ı sâdık

  •  Doğru söyleyen lisan.

muhbir-i sadık / muhbir-i sâdık / مُخْبِرِ صَادِقْ

  •  Doğru sözlü haber verici, peygamber.
  •  Hep doğru söyleyici, doğru haber verici mânâsına Muhammed aleyhisselâm.
  •  Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (A.S.M.) bir ismi. Diğer Peygamberlere de denebilir. Çünkü hepsi sâdık, sağlam, doğru haberleri insanlara ulaştırmışlar, kendilerine bildirilenleri aynen bildirmişler, insanları doğruluğa, felâha, hakka, hakikata, imana dâvet etmişlerdir.
  •  Doğru haber veren.

natık-ı sadık / nâtık-ı sâdık

  •  Dosdoğru konuşan.

nebiyy-i sadık / nebiyy-i sâdık

  •  Doğru söyleyen nebî; Hz. Muhammed (a.s.m.).

niyet-i sadıka / niyet-i sâdıka / نِيَتِ صَادِقَه

  •  Doğru niyet ve düşünce.
  •  Doğru, samîmî niyet.

resul-i sadık

  •  Her haliyle doğru olan, sözleri ve hareketlerinde en küçük yalan olmayan Allah’ın elçisi Hz. Muhammed (a.s.m.).

rivayet-i sadıka / rivayet-i sâdıka

  •  Senet ve delillerle sâbit, şüphesiz, doğru rivâyet.

rüya-yı sadıka / rüya-yı sâdıka / rüyâ-yı sâdıka / رُؤْيَايِ صَادِقَه

  •  Doğru olan rüya.
  •  Makbul ve muteber kimselerin gördükleri ve gördükleri gibi dünyada hakikatları zuhur eden sâdık rüya.
  •  Doğru rüya.

rüyayısadıka / rüyâyısâdıka

  •  Doğru rüya.

sadık / sâdık

  •  Doğru, hakikatli, sadakatlı, dürüst.
  •  Doğru sözlü.
  •  Bağlı.
  •  Velî, Allahü teâlânın sevgili kulları.
  •  Doğru, yalan ve uydurma olmayan. Doğru sözlü, sözünde duran.
  •  Doğru, samimi, bağlı.
  •  Doğru, dürüst, sadakatli.

sadik / sadîk

  •  Çok sâdık, içten ve dıştan sadakatlı dost. Doğru sözlü.
  •  Çok sadık.

sadık / صادق / sâdık / صَادِقْ

  •  Dogru olan.
  •  Yürekten bağlı olan. (Arapça)
  •  Doğru. (Arapça)
  •  Samîmî bağlı olan.

sadık kalmak

  •  Bağlı kalmak.

sadik-ı ahmak / sadîk-ı ahmak

  •  Ahmak dost.
  •  Çok bağlı ahmak dost.

sadik-ı kadim

  •  Eski dost.

sadık-ı şahid

  •  Doğru şahid, delil.

sadık-ul kavl

  •  Doğru sözlü.

sadık-ul kelam / sadık-ul kelâm

  •  Doğru söyleyen. Doğru konuşan. Sözü doğru.

sadık-ul va’d

  •  Va’dinde duran, söz verdiği şeyi yerine getiren, ahdine sâdık olan. Cenab-ı Hak.

sadıka

  •  (Bak: SADIK)

sadıkan

  •  Sâdıklar, sâdık dostlar. (Farsça)

sadıkane / sâdıkane

  •  Sâdık kimseye yakışır şekilde. Sadakatle. (Farsça)
  •  Dürüstçe, sadıkça.
  •  Doğruluk üzerine, samimiyetle, bağlılığını gösterircesine.

sadıkāne / sâdıkāne / صَادِقَانَه

  •  Samîmî bağlı olarak.

sadıkıyet / sâdıkıyet

  •  Doğruluk.
  •  Doğruluk, bağlılık.

sadıkıyet-i muhammediye

  •  Peygamber Efendimizin (a.s.m.) doğruluğu.

sadıkıyyet

  •  Sâdık oluş, sâdıklık.

sadıku’l-va’di’l-emin / sâdıku’l-vâ’di’l-emîn

  •  Vaad ve sözünde mutlaka duran Allah; vaadinin doğruluğundan emin olunan Allah.

sadıku’l-va’di’l-kerim / sâdıku’l-vâ’di’l-kerîm

  •  Vaad ve sözünde mutlaka duran Allah; cömertlik ve ikram sahibi Allah.

sadıkülkavl / sâdıkülkavl / صادق القول

  •  Doğru sözlü. (Arapça)

şahid-i adil ve sadık / şahid-i âdil ve sadık

  •  Adâletli ve doğru sözlü şâhit.

şahid-i sadık / şâhid-i sâdık / شَاهِدِ صَادِقْ

  •  Doğru sözlü şahit, tanık.
  •  Doğru şâhid.

şahid-i sādık / şâhid-i sādık / شَاهِدِ صَادِقْ

  •  Doğru şâhid.

şehadat-ı sadıka / şehâdât-ı sâdıka

  •  Doğru şahitlikler.

şehadet-i sadıka / şehâdet-i sâdıka / شَهَادَتِ صَادِقَه

  •  Doğru şahitlik, tanıklık.
  •  Doğru şahidlik.

vakıa-i sadıka / vâkıa-i sâdıka

  •  Doğruluğundan şüphe edilmeyen olay, doğru rüya, keşif.

One Response to Sadık isminin anlamı

  • Sadık demek “Doğru, hakikatli, sadakatlı, dürüst” demektir, ama malum günümüzde herkezin huyu farklı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.