• Kamera şakaları izle

  • Doğum kontrol hapları nasıl kullanılır?

  • üçgen prizmanın kaç yüzü vardır ?

  • Kleptomani Hırsızlık (Çalma Hastalıgı)

  • Dilenciye sadaka verilmelimi

  • Karenin Özellikleri

  • Betimleme Nedir Betimleme bir ortamı olayı varlığı imgeyi…

  • Devletçilik ilkesi nedir?

  • Komünizm Nedir?

  • Biyolojik Çeşitlilik Nedir

  • Biyolojik Çeşitlilik Nedir

    • Admin

      admin 9:11 pm - April 23, 2018 Konu içi | Cevapla  

      Kamera şakaları izle 

      Yeni actıgımız web sitesinde bir birinden güzel kamera şakaları izleyebilrisiniz. (…Devamını Oku…)

       
    • Admin

      admin 9:37 am - April 20, 2018 Konu içi | Cevapla
      entry: dogum, hap, kontrol   

      Doğum kontrol hapları nasıl kullanılır? 

      Dogum kontrol Yöntemleri & Gebe Kalmamak icin neler yapılabilir ?

      Adeti düzenlenmek, kansızlık hastalarında adet kanama miktarını azaltmak, Adet ağrılarını, premenstural sendromu belirtilerini azaltmak, menopoz öncesi şikayetleri azaltmak, yumurtalıklarda kist oluşumunu azaltmak ve endometrium kanseri riskini azaltmak için doğum kontrol hapları kullanılmaktadır. Bu hapların etkisini gösterebilmesi; hapların düzenli ve doğru kullanılması faktörüne bağlıdır. Doğum kontrol hapı kullanmadan önce doktora başvurmak önemlidir. (…Devamını Oku…)

       
    • Admin

      admin 8:46 am - April 20, 2018 Konu içi | Cevapla  

      üçgen prizmanın kaç yüzü vardır ? 

      Üçgen prizmanın 9 ayrıtı 5 yüzü 6 köşesi vardır. (…Devamını Oku…)

       
      • Admin

        Admin 8:48 am - Nisan 20, 2018 Konu içi | Cevapla

        Yüz Sayısı= 5
        Yanal Yüz Sayısı= 3
        Taban Sayısı= 2
        Köşe Sayısı= 6
        Yanal Ayrıt Sayısı= 3
        Taban Ayrıt Sayısı= 6
        Toplam Ayrıt Sayısı= 9

        0

        0
    • Admin

      admin 8:39 am - April 20, 2018 Konu içi | Cevapla
      entry: Kleptomani   

      Kleptomani Hırsızlık (Çalma Hastalıgı) 

      Kleptomani Çalma “Hırsızlık haştalıgı”Nedir ?

      İhtiyacı olmadığı, hemen kullanmayacağı halde ve maddi değeri nedeniyle satma düşüncesi olmadan bir takım nesneleri izinsiz olarak alarak, onlara sahip olma şeklinde bir dürtü kontrol bozukluğudur. (…Devamını Oku…)

       
      • Admin

        Admin 8:40 am - Nisan 20, 2018 Konu içi | Cevapla

        Çalma Hastalığı (Kleptomani)

        Çalmadan duramayan bu kişiler genellikle aşağıdaki şekilde söylemler ya da düşünceler içine girerler:

        “Markete gittiğimde oradaki çikolataları çalmak için inanılmaz arzu duyuyorum. Bunun yanlış olduğunu biliyorum. Direniyorum, geriliyorum. Sonra çalıyorum ve müthiş rahatlıyorum. Ardından ise pişman oluyorum.”
        “Çaldıklarımın hiçbir maddi değeri yok. Ivır zıvır, abur cubur vb. ”
        “Ben hırsız değilim”
        “Çalmak için plan yapmadım. Düşünmedim. Sadece çaldım.”

        Bu sorun, kişinin gereksinim duymadığı halde, parasal değeri ile ilişkisiz olarak nesneleri çalma dürtüsünü engelleyememe halidir. Kişi, çalma davranışının olumsuz sonuçlarını bildiği, bu davranışının sonucunda sıkıntı, utanç duyduğu halde dürtülerine karşı koyamamakta, aynı şeyi tekrarlamaktadır.

        Engellenemez biçimde çalma dürtüsü olan kişi aslında çaldığı nesneyi alacak maddi güce genellikle sahiptir. Çalma davranışını planlamamış olabilir. Bu davranış genellikle aniden ortaya çıkar. Bu sorunda, çalma davranışı birinden intikam almak için yapılmaz.

        Bu soruna sahip kişiler bu durumdan utandıkları için ve/veya bunun hastalık olduğunu bilmediklerinden çok az bir oranda tedavi arayışına girerler. Çalma hastalarının (kleptomanların) yaklaşık üçte ikisini kadınların oluşturduğu görülür. Kadınlarda erkeklere göre daha sık görülmesinin nedeni, erkeklerin böyle bir durumda bu rahatsızlığa sahip olduklarının fark edilememesi ve bunun sonucu olarak hastaneler yerine cezaevlerine gönderilmeleri olduğu düşünülmektedir. Yakalanan dükkan hırsızlarının %5-25 ’inde kleptomani vardır. Kadınlarda 30-35 yaşlarından, erkeklerde 50-55 yaşlarından daha sık görülmektedir. Büyük çoğunlukla genç ergenlik döneminde başlayan, fark edilmez ise ve tedavi edilmezse uzun yıllar devam etme eğiliminde olan bir sorundur.

        Diğer dürtü kontrol bozuklukları çalma hastalığına eşlik edebilir. Erkeklerde ateş yakıpyangın çıkarma (piromani), patolojik kumar oynama, öfke kontrol sorunları, kadınlarda ise,saç, vücut tüylerini yolma hastalığı (trikotilomani) bu sorunla beraber görülebilmektedir.

        Çalma hastalığının başlıca üç türü olduğunu söyleyebiliriz:

        Aralıklarla çalıp, uzun süre buna ara verenler
        Bir süre boyunca çalıp bir süre ara verenler
        Hayat boyu çalanlar
        Çalma Hastalığının Nedenleri Nelerdir?

        Çalma hastalığının nedenleri konusunda çeşitli görüşler vardır. Psikanalitik kurama göre, insanda doğuştan geldiğine inanılan bir alt benlik vardır. Alt benlik, her an haz almak istemektedir. Üst benlik ise, otoriteyi temsil eden kişilerin etkisi ile oluşmuş bir benliktir. Üst benlik, topluma uyum sağlamak için, kişinin isteklerine sınır koymaktadır. Benlik ise, üst benlik ve alt benlik arasında dengeyi sağlamaya çalışır. Bu görüşe göre, çalma davranışı gösteren kişilerde, alt ve üst benlik arasında kalan ego dengeyi sağlayamamaktadır. Üst benliğin etkisi artmış, acımasızlaşmıştır. Kişi, kendisini cezalandırmak, suçlamak için çalma eylemlerine başlamaktadır. Freud’ a göre, bireyin bastırılmış çatışmaları rol oynamaktadır. Çalma davranışı ve çalınan nesneler cinsel bir doyum sağlamaktadır. Bu kuramda, “3-5 yaş” arasında görülen, Freud tarafından fallik dönem olarak adlandırılan, çocuğun cinsel organlarına yönelik ilgisinde yoğunluğun olduğu dönemlerde karşılaşmış olduğu sorunlarla ilişkili olabileceği düşünülmektedir.

        Günümüzde dürtüsel çalma sorununu yaşayan kişilerde, çocukluk döneminde yaşanan travmatik yaşantıların bu sorunun gelişiminde oldukça belirleyici olduğunu görmekteyiz. Çalma davranışı olan kişi, travmatik yaşantıların etkisini ve oluşturduğu olumsuz duygu hallerini bastırmak için bilinçdışı bir çabayla bu semptomu geliştiriyor gözükmektedir. Aynı zamada, travmatik deneyimler sonucunda ortaya çıkan ve bastırılmak ve görmezden gelmek zorunda kalınan öfke birikimi sonucunda kişinin çalma davranışını sergileyerek öfkesini hedef değiştirerek ifade etme ve öcünü alma durumu söz konusudur. Bu kişilerde, travmatik olayların etkisi travma çalışması ile psikoterapide çalışıldığında çalma davranışının kaybolduğunu görürüz. Çalışmalardan elde edilen bu sonuçlar travmatik deneyimlerin bu sorunun ortaya çıkmasındaki belirleyici etkiyi onaylamaktadır.

        Çalma Hastalığının Eşlik Ettiği Psikiyatrik Bozukluklar Nelerdir?

        Klinik çalışmalar ve gözlemler çalma sorununun nerdeyse hiçbir zaman tek başına yaşanan bir durum olmadığını göstermektedir. Bu sorunu dile getiren kişilerde, dürtüsel çalma ile beraber psikiyatrik bir ya da birkaç sorunun olduğu görülür:

        -Depresyon
        -Takıntılar
        -Alkol ve Uyuşturucu Kötüye Kullanımı
        -Cinsel İşlev Bozuklukları
        -Kişilik Bozuklukları
        -Dissosiyatif Bozukluklar
        -Yeme Bozuklukları
        -Kompulsif Alışveriş

        Çalma Davranışı Hangi Hastalıkların Sonucunda Görülebilir?

        Dürtüsel çalma, bazı kişilerde beyinle ilgili fiziksel rahatsızlıklar sonucunda da ortaya çıkabilmektedir:

        –Epilepsi
        -Beyin Atrofisi
        -Demans
        -Bazı tümörler

        Bazı ilaçların yan etkileri de çalma davranışına yol açtığı gözlemlenmiştir.

        Tedavi

        Çalma Hastalığı (Kleptomani) tedavisi mümkün olan psikolojik sorunlar arasındadır. Her vakayı kendi içerisinde değerlendirmek önemlidir. Bu sorun dürtüsel bir bozukluktur ve altta yatan psikolojik sorunlar her zaman söz konusudur (beyinle ilgili fiziksel hastalıklar hariç).

        Erişkinlerde, diğer dürtüsel davranışlarda olduğu gibi dürtüsel çalma davranışında da çocukluk döneminde yaşanan travmatik deneyimlerin belirleyici olduğunu görmekteyiz. Bu sorunu yaşayan çocuklarda ve ergenlerde görülen belirleyici nedenler arasında da sorunun başlangıcından önce yaşanmış travmatik olayların ya da aile içinde yaşanmış olan şiddet, duygusal istismar, kayıp gibi travmatik durumların etkili olduğunu görürüz. Diğer taraftan, hem çocuk ve ergenler hem de erişkinlerde, bir süredir devam eden ve halen varlığını sürdüren aile içi sorunların çalma davranışına yol açabildiğini gözlemleriz. İster geçmiş travmatik mevzuların etkisi olsun ister bir süredir devam eden ve hali hazırda süren stres unsurları olsun, belirleyici bu nedenler psikoterapide çalışıldığında çalma dürtüsü ve davranışı ortadan kalkar.

        0

        0
    • Admin

      admin 2:03 pm - April 16, 2018 Konu içi | Cevapla  

      Dilenciye sadaka verilmelimi 

      Siz siz olun dilencilere sadaka vermeyin, gercek ihtiyac sahibleri olduguna inanmadıgınız, ilk defa gördügünüz ve sizden Allah rızası icin para isteyen dilencilere para vermeyiniz. (…Devamını Oku…)

       
    • Admin

      admin 1:54 pm - April 16, 2018 Konu içi | Cevapla  

      Karenin Özellikleri 

      1.Dört kenarının da uzunluğu birbirine eşittir.
      2.Karşılıklı kenarları birbirine paraleldir.
      3.Dört açısı da 90 derecedir. (…Devamını Oku…)

       
    • Admin

      admin 1:28 pm - April 16, 2018 Konu içi | Cevapla
      entry: Betimleme   

      Betimleme Nedir?

      Betimleme bir ortamı, olayı, varlığı, imgeyi ve kavramı özel niteliklerini canlandıracak biçimde yazı ya da sözle anlatmaktır.

       
      • Admin

        Admin 1:28 pm - Nisan 16, 2018 Konu içi | Cevapla

        Betimleme Tasvir Etme (Detay)
        Betimleme bir varlığın ya da manzaranın göz önünde canlanacak biçimde kendine özgü yönlerini belirterek söz ya da yazıyla anlatılmasıdır. Neler betimlenir, tasvir edilir? Gözle görebildiğimiz ya da hayalimizde canlandırabileceğimiz her şey… Elimize aldığımız bir kitap ya da kalem, oturduğumuz oda, pencereden bakınca dışarıda gördüklerimiz, bulunduğumuz semt, yaşa­dığımız kent, gökyüzü, bulutlar, dünya, evren… betim­lenebilir.

        Betimleme görülenlerin, gözlemlerin sözcüklerle anlatılmasıdır bir bakıma. Betimlemede mutlaka görsellik vardır. Varlığı gözle algılanan ayrıntılardan söz edilebilir. Yani betimleme gözleme dayanır. Yazar bir varlığı ya da manzarayı betimlerken niteleyici sözcüklerden yararlanır:

        “Son derece sakin, sinek uçsa sesi duyulacak kadar sessiz bir odadayız.”

        “Gözümüzün önünde uzayıp giden uçsuz bucaksız masmavi deniz ve çam ağaçlarına şarkı söyleten rüzgâr insana yaşama sevinci veriyordu.”

        Betimleme bir anın, bir durumun bir grup insanın fotoğrafının çekilmesidir. “Fotoğraf” betimlemeyi baş­ka tekniklerden -özellikle öykülemeden- ayırmak için anahtar kavramdır. Bir sınıf düşünelim, o sınıfın bütün sınıfa hâkim bir noktadan fotoğrafını çekelim. Fotoğ­rafta görünenlerin anlatılması betimlemedir. Bir öğren­ci defterine bir şeyler yazıyor, biri arkasına dönmüş, bir başkası dışarı bakıyor olabilir. Bunları anlatan cüm­leler betimlemeyi oluşturur.

        Betimleme tekniğinde sanatlı anlatım söz konusudur. Yazar sözcükleri mecaz anlamda kullanabilir. Betim­lediği durumla ilgili duygularını, beğenisini ortaya koya­bilir. Yazar, anlatım sırasında değişik söz sanatların­dan yararlanabilir.

        Örnek: “Bulunduğumuz yer denizden bin beş yüz metre kadar yüksekte idi. Akcedil; ay iskelesinin önünde du­ran kayıklar, ağaçların arasındaki seyrek binalar iğne topuzu kadar ufaktı. Karşıda Burhaniye’nin arkasında yatan Madra dağları şekilsiz bir yığından ibaretti. Güneşin altında göz kamaştırıcı pırıltılarla yanan deniz, ta uzaklarda açıklı koyulu gölgelere bürünen Midilli Adası’na kadar uzanıyor, bunun sağ yanından geçerek, ufukta sisler içinde gökle birleşiyordu. Kazdağı’nın körfeze kadar yaklaşan eteklerini sayılamayacak kadar çok, her biri başka renk ve biçimde, irili ufaklı dağlar ve tepeler çevi­riyordu. Arkamızda Sarıkız, bu dağların en yüksek tepesi, ağaçsız başını beyaz bulutlara uzatıyordu.” (Sabahattin Ali)

        Yazar bulunduğu yüksek yerden bakınca gördüklerini betimlemiş. Eğer aynı yeri bir başka yazar betimleseydi farklı bir betimleme ortaya çıkardı. Yazar gözlemle­rine duygularını katarak betimleme yapıyor. Söz sanatlarından (benzetme, kişileştirme, abartma) yarar­lanıyor. Anlattıklarının okurun gözünde canlanmasın sağlamaya çalışıyor.

        Betimlemede Gözlemin Önemi
        Başarılı betimleme yapabilmek için varlıklara bakmak yani gözlem yapmak gerekir. Gözlem; görme, işitme, koklama, dokunma, tatma organlarımızla sağladığımız duyumların tümüdür. Duyu organlarımız aracılığıyla varlıkları incelemek, onların, benzerlerinden ayrılan yanlarını seçmek, betimlemenin ilk koşuludur. Özdeş varlıkların birbirlerine benzeyen yanları bulunduğu gibi, ayrılan yanları da vardır. Sözgelimi, bütün okulların yapısı, bahçesi, derslikleri, öğrencileri, öğretmenleri, hizmetlileri… vardır. Ama, hiçbirininki diğerlerine benzemez. Bu nedenle, tüm kaygımız, betimleyeceğimiz varlıkların kendilerine özgü, göz alıcı, ilginç yanlarını bulup ortaya çıkarmak olmalıdır.

        0

        0
      • Admin

        Admin 1:29 pm - Nisan 16, 2018 Konu içi | Cevapla

        Betimleme Çeşitleri
        Betimleme, yazarın anlatımına ve duygularını katıp katmamasına göre ikiye ayrılır:
        a) İzlenimsel Betimleme
        Duyguların, öznelliğin ağır bastığı betimleme türüdür. Anlatılanlar kişiye göre değişen nitelikler ve ayrın­tılardır. “Sınıfın insanın içini karartan bir havası vardı.” cümlesinde kişiden kişiye değişen bir yargı söz konusudur. Aynı sınıfı bir başkası farklı biçimde algılayabilir. Yukarıda S. Ali’den alınan parça da bir izlenimsel betimleme örneğidir.
        İzlenimsel Betimlemenin Özellikleri
        1.İzlenim kazandırmak amacıyla yazılır.
        2.Değişik duyulara seslenen özel ayrıntılar üzerinde durulur.
        3.Ayrıntılar sübjektif olarak verilir.
        4.Amaç sanat yapmaktır.

        Edebi yazılardaki betimlemeler genellikle izlenimsel betimleme örneğidir. Çünkü yazar gördüklerini duygu­larına bağlı olarak anlatır, anlatıma duygularını da katar.

        Aşağıdaki paragrafı okuyalım:
        “Yeşil, yumuşak çimenlerin üzerine oturmuş, göz­lerinden birbiri ardı sıra yuvarlanan gözyaşları arasından bana bakıyor. Oturduğu yerdeki çimen­lerin sarı, yeşil parıltısı gözlerimi kamaştırdı. Gerideki bahçe duvarını gözden saklayan mor ley­laklardan etrafa hafif, serin bir koku yayılıyordu.” (Tektaş AĞAOĞLU)

        Yazar, karşısındaki kişiyi ve oturduğu yeri kendi bakış açısı ile anlatıyor. Bu paragraf duyguların ön plana çık­tığı bir öznel betimleme örneğidir. .

        0

        0
      • Admin

        Admin 1:29 pm - Nisan 16, 2018 Konu içi | Cevapla

        ÖRNEK SORU:
        Kenar mahalleler… Birbirine geçmiş, yaslanmış tahta evler… Kiminin kaplamaları biraz daha kararmış, kiminin balkonu biraz daha öne eğilmiş, kimi biraz daha çömelmiştir. Hepsi hastadır; onları seviyorum; çünkü onlarda kendimi buluyorum.

        Bu parçanın anlatım biçimi, aşağıdakilerden hangi­sine bir örnektir?
        A) Betimleme (tasvir)
        B) Tartışma
        C) Açıklama
        D) Öyküleme (hikâye etme)
        E) Örnekleme (1987/ÖYS)

        ÇÖZÜM:Yazar bu kısa parçada kendisine yakın bulduğu kenar semtlerin evlerini tasvir ediyor. Evler için “çömelmiş” demesi, evlerin hasta olduğunu söylemesi duyguların etkisiyle söylenen ayrıntılardır. Kısacası bu kısa para­graf güzel bir öznel (izlenimsel) betimleme örneğidir.(Cevap A)

        0

        0
      • Admin

        Admin 1:30 pm - Nisan 16, 2018 Konu içi | Cevapla

        b) Açıklayıcı Betimleme
        Yazarın, anlatıma duygularını katmadan gözlemlerini nesnel biçimde anlattığı betimleme türüdür. Açıklayıcı betimlemenin örneği olan yazılarda yazar, alabildiğine nesnel davranır, gözlemlerini anlatırken kendinden bir şeyler katmamaya özen gösterir.
        Açıklayıcı Betimlemenin Özellikleri
        1.Bilgi vermek amacıyla yazılır.
        2.Genel ayrıntılar üzerinde durulur.
        3. Ayrıntılar objektif (olduğu gibi)olarak verilir.
        4.Amaç sanat yapmak için değil, bir konu hakkında bilgi vermektir.
        5. Değişik duyulara seslenen özel ayrıntılar üzerinde durulmaz.
        6.Betimlenecek varlığa kişisel duygu ve düşünceler katılmaz.

        Aşağıdaki paragrafı gözden geçirelim:
        “Bu küçük yerleşim merkezindeki tüm caddeler, merkezinde hükümet konağının bulunduğu mey­dana çıkıyordu. Hükümet konağı en azından yüz yıllık bir taş yapı idi. Onun tam karşısında, hükümet konağına göre çok yeni sayılabilecek belediye binası yer alıyordu. Belediye binası ile Şehir Parkı birbirine bitişikti. Parkın içinde, yaz – kış yeşilliğini koruyan elliye yakın büyük çam ağacı vardı. İlçede­ki iki bankanın reklam amaçlı koyduğu banklar bu ağaçların altında duruyordu…”

        Bu parçada öznel olarak nitelendirilecek hiçbir ayrıntı yok. Anlatımda kesin, objektif bilgilere yer verilmiş. Anlatılanların kişiye göre değişen bir yanı yok.

        Şimdi de bir coğrafya kitabından alınan aşağıdaki parçayı inceleyelim:
        “İstanbul’da beklenmeyen bir şekilde nüfusun art­ması ve buna bağlı olarak gecekonduların çoğal­ması altyapının kurulmasını zorlaştırmakta, su, yol gibi sorunlar çözümsüz kalmaktadır. Kentlerin dokusunda önemli değişmeler görülmektedir. İstan­bul’un eski semtleri olan Beyoğlu, Sirkeci, Emi­nönü ve Beyazıt’ta taş ve ara sokaklarda ahşap binalar, birbirlerini kesen dar sokak ve caddeler yer almaktadır. Bakırköy, Caddebostan, Etiler, Nişantaşı, Levent gibi yeni semtlerde çoğu kez doğrusal uzanış gösteren ve birbirlerini dik olarak kesen cadde ve sokaklar vardır. Ataköy, Bahçeşehir gibi planlı olarak kurulan semtlerde daha düzenli caddeler yer almakta, çok katlı binalar ya­pılmaktadır.” (Prof. Dr. ibrahim ATALAY)

        Yazar, istanbul’la ilgili gözlemlerini kendi alanı açısın­dan duygusallıktan uzak bir anlatımla ortaya koymuş­tur. Yazar, kendi bakış açısı ile ama öznel olmayan bir üslupla betimleme yapıyor. Oldukça yalın, gerçeğe uygun, sanatl söyleyişlere başvurulmayan bir anlatım söz konusu.

        İnsanla, kişi tasvirleri ile ilgili betimlemelere “portre” denir. Portre, fiziksel (tensel) portre ve ruhsal (tinsel) portre olarak ikiye ayrılır. Fiziksel portrede kişinin görünümü boyu, yüzü, saçı, giyimi anlatılır. Ruhsal portrede ise kişilik özellikleri; karakteri, içtenliği, zevk­leri anlatılır. Ruhsal portrede, varlığı göz ile anlaşılan görsel ayrıntılar bulunmayabilir.

        “Cana yakın biri olduğu, sıcacık ses tonundan anlaşılırdı.” cümlesi ruhsal portre ile ilgili bir ayrıntıdır, bu ayrıntıda gözlem söz konusu değildir.

        0

        0
        • Admin

          Admin 1:30 pm - Nisan 16, 2018 Konu içi | Cevapla

          ÖRNEK SORU:
          Aşağıdaki cümlelerin hangisinde betimleme yoktur?

          A)Söylenenleri hiç duymuyormuşçasına dalgın,düşünceli bir tavırla işini yapmayı sürdürdü.
          B)Artık bahar geldi derken birdenbire hava bozmuş;damlar, sokaklar, kırlar, karla örtülmüştü.
          C)Az konuşan, doğruyu söyleyen, söylediğini tartan bir insandı.
          D)İçli, çok duygulu bir adamdı, konuşurken hem ağlar hem ağlatırdı.
          E)Benim gibi babamın da dedemin de çocukluk ve ilk gençlik günleri bu konakta geçmişti.(1993/ÖYS)

          ÇÖZÜM:
          B seçeneğindeki cümlede dış dünya betimlenmiştir. A, C ve D’deki cümleler kişi betimlemesi (portre) ile ilgilidir. C ve D seçeneklerindeki cümleler özellikle ruh­sal portre ile ilgilidir. Bu seçeneklerde yer alan ayrın­tılar görsel değildir. A’da görsellik vardır; dalgın ve düşünceli olması görerek fark edilir. E seçeneğindeki cümlede betimleme yoktur. Betimleme olması için sözü edilen kişilerin ya da konağın niteliklerinin sıra­lanması gerekir.(Cevap E)

          0

          0
      • Admin

        Admin 1:30 pm - Nisan 16, 2018 Konu içi | Cevapla

        Hayvan Betimlemesi Örneği
        HOROZ
        Sırtında sanki kanla, altınla işlenmiş ağır, parıl parıl bir manto! Başında vahşi ruhunun timsali gibi balta şeklinde kıpkırmızı tacı! Yerde hançer gibi keskin bir gaga! Sonra, ayaklarındaki mahmuz dediğimiz sivri süngüleri! Dikkat ederdim: Tavukların hiçbirini sevmezdi.

        Yerde bir şey bulup “gıt gıt” diye çağırması, beni hiddetlendiren bir yalandı. Yiyecek bir şey buldu mu kendi yutardı. Yenmeyecek, yutulmayacak bir taş, bir kum parçası buldu mu hemen tavuğa ikram:

        • Gıt, gıt, gıt!.

        Ö.Seyfettin

        0

        0
      • Admin

        Admin 1:31 pm - Nisan 16, 2018 Konu içi | Cevapla

        Eşya Betimlemesi Örneği
        Mümine Hatun Türbesi
        Nahçivan’daki Mümine Hatun Türbesi, çok köşeli Selçuklu türbe tipinin ve tuğla işçiliğinin en güzel örneklerindendir. Dıştan on köşeli, içten silindir biçimli bir yapısı vardır. Saçak kısmında üç mukarnas sırası ve kufi yazı şeridi gövdeyi sarar. Bu Çini harfli şeridin altından on kenar, silmelerle birbirlerinden ayrılır. Tuğla mozaik yazıların süslediği silmeler, her biri değişik kompozisyonlar taşıyan panolar biçimindeki yüzeyleri sınırlandırır. Sivri kemerli kapının üstüne, eseri yapan Nahçivanlı Usta Acem-i ibn Ebu Bekr’in imza kitabesi konmuştur. Daha yukarıdaki bir kitabeden de yapının 1187’sde tamamlandığı, okunur.

        0

        0
      • Admin

        Admin 1:31 pm - Nisan 16, 2018 Konu içi | Cevapla

        Olay Betimlemesi Örneği
        ‘Mart başlayalı kırkını geçmiş nice tanıdıklarım hastalandı. Bazılarının bronşiti, bazılarının romatizması azmış. Baharın hastalıkları saymakla tükenmez ki,.. Mart güneşi canlılığı ile çöreklenip yatan bütün yılanları uyandırıyor. Toprağın yeniden gençliğe kavuştuğu bu mevsimde, hava, kuş cıvıltıları ile beraber insan iniltileri ve hırıltıları ile dolu. Dün, neşeli bir kır köşesinde baharın bu iki zıt levhasını yan yana gördüm: Bir tarafta genç hayvanlar oynaşıyor, kuşlar uçuyor; diğer tarafta ise yaşlı hastalar, yorgun iskeletlerin soğumuş kemiklerini güneşte ısıtmakla meşgul. Bahar, bir muhasip gibi, hayata yeni kavuşturduğu mahkûmların sayısını, yaşayanların toplamından çıkartmakta.”
        Ahmet Haşim, “Bize Göre”

        0

        0
      • Admin

        Admin 1:31 pm - Nisan 16, 2018 Konu içi | Cevapla

        Fiziki Betimleme Örneği
        “Milly Buck şafak sökerken barakadan çıktı. Sundurmada durarak biran gökyüzüne baktı. Şişman, çarpık bacaklı, uçları aşağı doğru kıvrık bıyıklı, avuçları nasır bağlamış dört köşe elleri olan bir adamdı. Su rengindeki gözlerinde düşünceli bir ifade vardı. Şapkasının altından fırlayan saçları dik dik ve dağınıktı. Bir yandan sundurmada duruyor, bir yandan da gömleğinin eteğini pantolonunun içine sokmaya çalışıyordu. Kemerini çözdü. Tekrar bağladı. Aradan geçen yıllar zarfında Billy’nin göbeğinin ne derece fark ettiğini kemerindeki yıpranmış deliklerden anlamak mümkündü. Havayı iyice kontrol ettikten sonra birini işaret parmağıyla kapatıp kuvvetle sümkürerek burun deliklerini sırayla temizledi. Sonra ellerini ovuşturarak ahıra doğru ilerledi.”
        John Steinbeck , “Kırmızı Midilli”den

        0

        0
      • Admin

        Admin 1:32 pm - Nisan 16, 2018 Konu içi | Cevapla

        Ruh Betimlemesi Örneği
        “Giton, dolgun yüzlü, yanakları şişkin, dik bakışlı, kendine güvenir, omuzları geniş, göbekli, bakışı sağlam, yürüyüşü sert biridir. Konuşurken de kendine pek güvenir, fakat karşısındakini hemen hiç dinlemez. Ona sözlerini tekrar ettirir. Mendili kocamandır, burnunu gürültüyle siler, uzağa tükürür, bağırarak hapşırır. Gündüz uyur, derin derin, herkesin içinde de olsa horlayarak uyur. Yemekte, arabada yeri herkesten çok yer kaplar. Gezintilerde hep ortadadır, o durunca durulur, yürüyünce yürünülür. Ona uyar herkes, isterse konuşanın sözünü keser. Fakat onun sözü kesilmez, o istediği kadar söyler ve söylediği kadar dinlenir. Herkes onun düşüncesindedir. Verdiği haberler doğrudur. Oturunca koltuğa gömülür. Bacak bacak üstüne atar, kaşlarını çatar, şapkasını birden arkaya atarsa, bu iddialı, kendini beğenmiş, küstah bir alın ortaya çıkarıyor demektir. Öfkelidir, sabırsızdır, iddiacıdır, şakacı, küstah, inatçı, gevşek, ahlak konusunda zayıftır. Kahkahalarla güler, politikacıdır, gizli işleri vardır, kendini zeki, değerli sanır. Zengindir.”
        La Bruyör, Karakterler”den

        0

        0
      • Admin

        Admin 1:32 pm - Nisan 16, 2018 Konu içi | Cevapla

        Mevsim Betimlemesi Örneği
        İlkbahar
        “Uzun süren kış ayları bitti. Köyün üzerini örten kara bulutlar gitmiş, yerini masmavi gökyüzüne bırakmıştı. Yılan gibi kıvrıla kıvrıla akan derenin suları coşmuş, coşku türküleri söyleyerek akıp gidiyordu… Vadi rengârenk tomurcuk ve çiçeklere bürünmüştü. Uykudan uyanan böcekler yuvalarından çıkarak şimdiden kış hazırlıklarına başladılar. Karıncalar sıcak günlerin uzun sürmeyeceğini bildikleri için ambarlarını yiyecekle doldurma yarışına başladılar. Bizim tembel ağustos böceği de sabahın erken saatlerinde müzik şölenine başlamış, gece gündüz demeden güzel türkülerini söylüyordu.”
        (Sabri Oytan, Bal Sarısı -Zerik Taşı, s. 34)

        0

        0
      • Admin

        Admin 1:32 pm - Nisan 16, 2018 Konu içi | Cevapla

        Öyküleme ile Betimleme Arasındaki Fark
        Betimleyici anlatım bir fotoğraf karesi gibidir. Durağandır. Paragrafda anlatılanların resmini çizebilirsin bir kağıda. Zaten betimleyici anlatım için sözcüklerle resim çizme sanatı denir. Sıfatlar bolca kullanılır. Bolca benzetme yapılır.

        Oysa öyküleyici anlatım bir film karesi gibidir. Durağan değildir. Hareket vardır. Eylemler bolca bulunur. Kısa ya da uzun bir olay vardır. Öyküleme olaya bağlı bir anlatım biçimidir. Varlıkların hareket halinde anlatılmasına olay denir. Olaylar birbirine bağlantılı olarak, birbirini izler biçimde bir dizi halinde anlatılır.

        Hatırlarsanız betimlemede “fotoğraftan söz etmiştik. Betimleme, gözlemlenen bir manzaranın bir an içerisinde fotoğrafının çekilip fotoğrafta görülenlerin anlatılmasıydı. Betimleme için anahtar kavram nasıl “fotoğraf” ise, öyküleme için de “kamera”dır. Birbirine bağlı, birbirini izleyen eylemler ancak kamera ile sap­tanabilir. Kısacası öyküleme tekniğinde eylemlerin devam etmesi, sürmesi (olay halkası) söz konusudur. Betimlemede bu yoktur.

        0

        0
      • Admin

        Admin 1:32 pm - Nisan 16, 2018 Konu içi | Cevapla

        Öyküleme ve betimleme arasındaki farka örnek soru
        Yirmi yaşından fazla göstermeyen bir genç, çadırın önünde yan yatırılmış el arabasının üstüne oturmuş saz çalıyordu. Fenerin aydınlattığı alnı, ter damlalarıy-la kaplıydı. Sazının sapı, şaşırtıcı bir süratle aşağı yukarı kayan parmaklarının altında bir canlı gibi titri­yordu. Tellere vuran sağ eli, küçük fakat kendinden emin hareketler yapıyordu. Gencin eli, sazın gövde­sine yaklaştıkça insan, saz ile el arasında gizli fakat çok anlamlı bir konuşma olduğunu sanıyordu.

        Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
        A) Betimleme B) Tartışma C) Açıklama
        D) Öyküleme E) Karşılaştırma(1995/ÖYS)

        ÇÖZÜM: Betimleme ile öykülemenin farkının en iyi ortaya kon­duğu bir soru karşısındayız. Parçanın daha ilk cümlesi bir olay anlatımı ile başlıyor. Ancak paragrafın sonraki cümlelerinde bu olayı sürdüren başka bir olay yok. Yani öyküleme için gerekli olan bir olay akışı ya da olay halkası yer almıyor. Bir genç saz çalıyor. İlk cüm­leden sonraki cümlelerden gencin saz çalışı ve saz çalan genç adam ayrıntılı biçimde betimleniyor. “Elinin hareketleri, alnının ter damlalarıyla kaplı olması” betimlemeye ilişkin ayrıntılardır. Bu parçanın anla­tımında betimleme tekniği ağır basmaktadır. (Cevap A)

        0

        0
    • Admin

      admin 1:24 pm - April 16, 2018 Konu içi | Cevapla
      entry: devletçilik   

      Devletçilik ilkesi nedir? 

      Devletçilik İlkesi : Özel sektörün yetersiz kaldigi yerde yatirimlarin bizzat devlet tarafindan yapilmasini öngören ekonomik bir ilkedir. Özel tesebbüsü reddetmez.

      Devlet, toplum halinde yasayan insanlarin, aralarindaki düzeni kurmak ve sürdürmek için olusturduklari güce denir.

      Devletçilik, ekonomik alanda dogrudan dogruya devletin müdahalesini öngören sistemdir. (…Devamını Oku…)

       
    • Admin

      admin 1:19 pm - April 16, 2018 Konu içi | Cevapla  

      Komünizm Nedir? 

      -“komünizm birey özgürlüklerinin devletçe ipotek altına alındığı faşist bir anlayıştır”
      Kominizm’i açıklayacak daha güzel bir söz bulamadık,

      Peki kominizm sizce nedir?

       
    • Admin

      admin 1:12 pm - April 16, 2018 Konu içi | Cevapla  

      Biyolojik Çeşitlilik Nedir 

      Biyoçeşitlilik Nedir

      biyolojik cesitlilik resmi

      biyolojik cesitlilik resmi

      Biyolojik çeşitlilik, ya da kısaca “biyoçeşitlilik“, bir bölgedeki genlerin, türleri, ekosistemlerin ve ekolojik olayların oluşturduğu bir bütündür.
      (…Devamını Oku…)

       
      • Admin

        Admin 1:12 pm - Nisan 16, 2018 Konu içi | Cevapla

        Biyolojik Çeşitliliğin Faydaları
        İnsanlar, tarım ve teknolojide sahip olduğu bugünkü seviyeye, biyolojik çeşitlilik ve zenginlik sonucu ulaşmıştır. Biyolojik çeşitliliğin ve ekosistemlerin sağladığı faydalar insan hayatının devamı için gereklidir. Biyolojik çeşitliliği oluşturan bitki ve hayvan türleri tarım, eczacılık, tıp, hayvancılık, ormancılık, balıkçılık ve sanayi alanlarında, temiz su ve hava sağlanmasında kullanılırlar. Biyolojik çeşitliliği oluşturan bitki ve hayvan türlerinin sayısının ve çeşitliliğinin fazla olması, o ülkeye ekonomik kazanç sağlar.

        Biyolojik çeşitlilik, ekosistemleri dengede tutar, gezegeni yaşanabilir hale getirir, insanların sağlığını, çevreyi ve ekosistemleri destekler.

        a) Bitki Çeşitliliğinin Faydaları : Bitkiler havayı temizler, erozyonu önler, toprağa organik madde kazandırır, toprak yorgunluğunu giderir. Diğer canlılara barınma ve beslenme ortamı sağlayarak ekosisteme devamlılık kazandırırlar.

        Ülkemize özgü olarak yetiştirilen çam, meşe, palamut, kavak, ardıç türü ağaçlar ormancılıkla ilgili fayda sağlar.

        Acur, taflan, çitlenbik, iğde, göleviz, ahlat (yaban armudu), alıç, delice, idris, melengiç, hünnap, üvez, yonca, mürdümük gibi sebze ve meyveler tıp alanında fayda sağlar.

        b) Hayvan Çeşitliliğinin Faydaları : İnsanlar, ilk çağlardan günümüze kadar hayvanları avlayarak, evcilleştirerek gıda kaynağı olarak, taşımacılıkta, giyimde ve tıpta kobay amaçlı kullanmışlardır.

        Bazı böcekler, bitkilerin tozlaşmasını sağlayarak bitki yaşamının ve çeşitliliğinin sürmesini ve bu sayede ekosistemin sürekliliğini sağlar. Böceklerin önemli bir kısmı, organik maddelerin ayrışmasını ve tekrar toprağa kazandırılmasını sağlar. Bazı böcek türleri de kuşlar, balıklar, sürüngenler gibi hayvanların besin kaynağı durumundadır.

        Ülkemizin çeşitli yerlerindeki doğal çevreye uyum sağlamış koyun, keçi, inek, sığır gibi türler hayvancılıkla ilgili fayda sağlar.

        Ülkemize özgü olarak bulunan alabalık, kefal ve levrek türü balıklar balıkçılıkla ilgili fayda sağlar.

        c) Ekosistem Çeşitliliğinin Faydaları : Doğaya dayalı turizme eko turizm denir. Eko turizm son yıllarda artan bir öneme sahiptir. Teknolojik ilerlemeler ve yaşam biçimine bağlı olarak stres altındaki insanlar, doğada kendini dinlendirmektedir. Milli parklara ve doğaya gidilerek stres atılmaktadır.

        Biyolojik çeşitlilik genetik çeşitlilik, tür çeşitliliği,ekosistem çeşitliliği (proses) çeşitliliğidir olmak üzere üç hiyerarşik kategoride ele alınır:

        1. Genetik Çeşitlilik: Bir bireyin sahip olduğu genler tarafından belirlenen genetik bilgilerin Toplamıdır veya bir tür içindeki çeşitliliği ifade eder. Bu çeşitlilik belli bir tür, popülasyon, varyete, alt-tür ya da ırk içindeki genetik farklılıkla ölçülür.

        2. Tür Çeşitliliği: Belli bir bölgedeki, alandaki ya da tüm dünyadaki türlerin farklılığını ifade eder. Tür çeşitliliği, bir bölgede mevcut olan canlı türlerinin sayısını ifade eder. Yerküresi üzerinde mevcut olan tür çeşidi sayısının 10 milyon ila 80 milyon arasında olduğu tahmin edilmektedir. Bugüne kadar bu sayının yalnızca 1.6 milyonu (birmilyonaltıyüzbini) bilim adamları tarafından tanımlanabilmiş ve isimlendirilmiştir. Bir bölgedeki türlerin sayısı (yani o bölgenin “tür zenginliği”) bu konuda en sık kullanılan ölçüttür.

        3. Ekosistem Çeşitliliği: Bir ekolojik birim olarak karşılıklı etkileşim içinde olan organizmalar topluluğu ile fiziksel çevrelerinin oluşturduğu bütünle ilgilidir. Ekosistem; kendisini topluluk düzeyinden ayıran, kendileri cansız olan fakat canlı topluluklarının oluşumunu, yapısını ve karşılıklı etkileşimlerini etkileyen yangın, iklim ve besin döngüsü gibi faktörleri de içerir. Ekosistem düzeyindeki biyolojik çeşitliliğin korunması besin zincirinin ve enerji akışının korunmasını kapsar. Bu düzeyde, yalnızca türlerin veya türlerin oluşturduğu grupların değil, özelliklerin ve süreçlerin de korunması gerekliliği ortaya çıkmaktadır.

        0

        0
      • Admin

        Admin 1:12 pm - Nisan 16, 2018 Konu içi | Cevapla

        Biyolojik Çeşitlilik Neden Önemlidir
        İnsanların başta gıda olmak üzere temel ihtiyaçlarını karşılamasında vazgeçilmez bir yeri olan canlı kaynakların temeli biyolojik çeşitliliktir. Üretimi yapılan tüm tarım çeşitlerinin, yani kültüre alınmış bitki ve hayvan türlerinin, temeli doğada bulunan yabani akrabalarına dayanır. Günümüzde de yeni tarım çeşitleri elde etmek veya mevcut olanları insanların ihtiyaçlarına göre iyileştirmek (ıslah etmek) için yabani türlerden yararlanılmaktadır. Ekosistemler de yabani türlerin varlılarını sürdürmesi, evrimleşmesi, çeşitlenmesi ve yeni genetik özellikler kazanması için canlı ve cansız varlıkların birbirleriyle ve kendi içlerinde etkileşimleri sonucu, çevresel şartlara da bağlı olarak karmaşık ve herbiri diğerinden farklı yapılar ve işlevler kazanmıştır. Ekosistemlerin sahip olduğu bütünlük ve çeşitlilik, iklim, yağış rejimi, tür sosyolojisi gibi doğal dengelerin devamında önemli işlevler görür.

        Gıda ve tarım için önem taşıyan ve giderek azalan canlı kaynaklar, bu gün bir ülkenin sahip olabileceği önemli avantajlar arasında sayılmaktadır. Dünyanın tarım yapılabilecek nitelikteki alanları ve su kaynakları hızla kirlenmekte ve yok olmaktadır. Bilim adamları yakın gelecekte insanların ciddi bir gıda sorunu ile karşı karşıya kalacağı görüşündedir. Amerika Birleşik Devletleri gibi gelişmiş ülkeler rekoltesi yüksek yeni tohumluk ve damızlık tarım çeşitlerinin geliştirilmesi için büyük yatırımlar yapmakta ve gıda ticaretini ellerinde tutma yolunda çabalar sarf etmektedir. Bu gelişmeler ışığında, ülkelerin sahip olduğu biyolojik çeşitlilik, özellikle genetik kaynaklar anlamında büyük bir güç durumuna gelmektedir. Çünkü çevresel baskılara dirençli ve yüksel üretim potansiyeline sahip çeşitlerin geliştirilmesi için yabani canlı kaynaklardan faydalanılmaktadır.

        0

        0
      • Admin

        Admin 1:13 pm - Nisan 16, 2018 Konu içi | Cevapla

        Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesinin Önemi
        Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Stratejisi ve Eylem Planı (UBSEP), Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’nin uygulanmasına rehberlik etmek amacıyla ulusal bir strateji hazırlanması yükümlülüğüne yanıt teşkil etmektedir.

        Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’nin metni, dünyadaki sanayileşme, şehirleşme gibi biyolojik çeşitlilik üzerindeki baskıları artıran süreçlerin hızlanması ile birlikte doğan ihtiyaç üzerine, 1987 yılında Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) tarafından başlatılan ve dört yıl süren bir çalışma sonunda oluşturulmuştur. Rio de Janerio’da 1992 yılında gerçekleştirilen Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi’nde biyolojik çeşitliliğin azalmasının önemli bir sorun olduğu ve bu azalmanın uluslararası çaba sarf edilmeden önlenemeyeceği kabul edilmiştir. Zirve, Türkiye’nin de taraf olduğu Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’nin aralarında bulunduğu önemli küresel sözleşmelerin imzalanmasıyla sonuçlanmıştır. Türkiye bu Sözleşmeyi 1992’de imzalamış ve 29 Ağustos 1996 tarih ve 4177 sayılı Kanun ile onaylamıştır. Sözleşme 14 Mayıs 1997 yılında ülkemizde yürürlüğe girmiştir.

        Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi (BÇS)’nin üç temel amacını;
        • Biyolojik çeşitliliğin korunması,
        • Biyolojik kaynakların sürdürülebilir kullanımı;
        • Genetik kaynakların kullanımından kaynaklanan faydaların adil ve hakkaniyete uygun paylaşımı oluşturmaktadır.

        Sözleşme her ülkenin özel koruma tedbirlerine ihtiyaç duyan biyolojik kaynaklar ile sürdürülebilir kullanım için daha büyük potansiyele sahip olan biyolojik kaynaklarını belirlemesini; koruma ve sürdürülebilir kullanım üzerinde olumsuz etkiye sahip olabilecek eylemlerin kategorilerinin ve süreçlerinin belirlenmesini ve izlenmesini gerektirmektedir.
        Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi ülkelerin sınırları dahilinde biyolojik kaynakları üzerindeki hükümranlığını kabul eder. Bu kaynaklara erişim ülkelerin salahiyetinde karşılıklı anlaşmaya dayalı olarak gerçekleştirilecektir. Söz konusu karşılıklı anlaşmalar teknolojiye erişim ve genetik materyallerin kullanımından sağlanan faydaların paylaşımı için de bir temel ve fırsat oluşturmaktadır. Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’nin genetik kaynakları uluslararası bir anlaşmada bağlayıcı yükümlülüklerle ele alan ilk anlaşma olması, zengin genetik kaynakların sahibi olan ülkemiz için bu Sözleşmenin önemini artırmaktadır.

        Taraflar Konferansı Sözleşme’nin karar organıdır. Sözleşme’nin uygulanması ile ilgili kararlar iki yılda bir yapılan Taraflar Konferansında alınır. Genetik yapısı değiştirilmiş organizmaların (GDO’ların) biyolojik çeşitlilik üzerindeki olası olumsuz etkilerinin kontrol altına alınması amacıyla, Sözleşme’ye ek olarak Cartagena Biyogüvenlik Protokolü hazırlanmış ve 2003 yılında dünyada yürürlüğe girmiştir.

        Sözleşme altında bu güne kadar çeşitli iş programları ve rehberler onaylanmıştır. İş programları farklı ekosistemleri ele almaktadır. Ekosistemlerin yönetimi ile ilgili olan ve her tematik alanı ilgilendiren sürdürülebilir kullanım, teşvik tedbirleri, genetik kaynaklara erişim ve yarar paylaşımı gibi konularda ise rehberler geliştirilmiştir. İş programları ve rehberler Sözleşmenin uygulanmasında uluslar arası seviyede eşgüdüm sağlanmasını amaçlamaktadır. İş programlarının uygulanması kapsamında ulusal seviyede hedef ve önceliklerin belirlenmesi gerekmektedir.

        0

        0
      • Admin

        Admin 1:13 pm - Nisan 16, 2018 Konu içi | Cevapla

        Türkiyenin Biyoçeşitliliği ve Önemi
        Türkiye biyolojik çeşitlilik açısından küçük bir kıta özelliği göstermektedir. Anadolu, kendi başına ayrı bir kıta olmamakla birlikte, bir kıtanın sahip olabileceği tüm ekosistem ve habitat özelliklerine tek başına sahiptir. Bunun nedenleri arasında üç farklı biyoiklim tipinin görülmesi, bünyesinde Avrupa-Sibirya, Akdeniz ve İran-Turan olmak üzere üç Biyocoğrafik Bölge (BCB) bulundurması, sahip olduğu topoğrafik, jeolojik, jeomorfolojik ve toprak çeşitlilikleri, deniz, göl, akarsu, tatlı, tuzlu ve sodalı göller gibi değişik sulak alan tiplerinin varlığı, 0-5000 metreler arasında değişen yükselti farklılıkları, derin kanyonlara ve çok farklı ekosistem tiplerine sahip olması, Avrupa ülkelerine göre buzul döneminden daha az etkilenmesi, kuzey Anadolu’yu güney Anadolu’ya bağlayan Anadolu Diyagonalinin varlığı ve buna bağlı olarak oluşan ekolojik ve floristik farklılıklar ile üç kıtanın birleşme noktasında yer alması sayılabilir. Özetle, Türkiye tarım, orman, dağ, step, sulak alan, kıyı ve deniz ekosistemlerine ve bu ekosistemlerin farklı formlarına ve farklı kombinasyonlarına sahiptir.

        Biyolojik çeşitlilik bakımından Avrupa ve Ortadoğu’nun en zengin ülkelerinden olan Türkiye, bu açıdan Avrupa kıtasında dokuzuncu sıradadır. Ülkenin 7 coğrafi bölgesinin her biri ayrı iklim, flora ve fauna özellikleri gösterir. Türkiye’de, her biri kendi endemik türlerine ve kendi doğal ekosistemlerine sahip birkaç farklı ekolojik bölge bulunmaktadır. Türkiye, 120 memeli, 400’ü aşkın kuş türü, 130 kadar sürüngen, 400’e varan balık türüyle, biyolojik çeşitlilikte tür çeşitliliği açısından çok zengindir. Öte yandan, Türkiye sulak alanlar açısından zengin bir ülkedir.

        Biyocoğrafik bölgelerden Avrupa-Sibirya Biyocoğrafik Bölgesi Kuzey Anadolu’da boydan boya ve Trakya Bölgesinin Karadenize bakan kısımlarında uzanmaktadır. En yağışlı iklim bölgesidir, geniş kısmı ormanlarla kaplıdır. Akdeniz Biyocoğrafik Bölgesi, Akdeniz’e kıyısı olan tüm yöreler ile Trakya’nın batı kısımlarını kaplar ve çok farklı ekosistem tipleri içerir. İran-Turan bölgesi, Biyocoğrafik Bölgelerin en genişidir ve Orta Anadolu’dan başlayarak Moğolistan’a kadar uzanır. Bölgede karasal iklim ve step bitkileri baskındır.

        0

        0
      • Admin

        Admin 1:13 pm - Nisan 16, 2018 Konu içi | Cevapla

        Ülkemizin Biyolojik Zenginlikleri
        Ülkemizin Asya ve Avrupa kıtaları arasında bir köprü görevi görmesi, ayrıca çok değişik iklim ve coğrafi yapıya sahip olması nedeniyle, bitki ve hayvan türleri bakımından oldukça zengin bir çeşitliliğe sahiptir. Türkiye’de 120 memeli, 413 kuş, 93 sürüngen 18 kurbağagil, 276 deniz balığı, 192 tatlı su balığı ve 60–80.000 böcek türünün bulunduğunu bilinmektedir. Yine ülkemiz bitki türleri bakımından da oldukça zengindir. Bütün Avrupa kıtasında 12.000 bitki türü bulunmasına karşın ülkemizde 9.000 bitki türü bulunmakta ve bu türlerin % 30’u dünyada sadece Türkiye’ de bulunmaktadır. Oldukça fazla sayıda bitki ve hayvan türünün tanımlandığı yer ve anavatanı ülkemizdir. Tüm bu yönleriyle Türkiye, biyolojik çeşitlilik bakımından bir kıta özelliği göstermekte olup dünyada eşsiz bir yere sahiptir.

        0

        0
      • Admin

        Admin 1:13 pm - Nisan 16, 2018 Konu içi | Cevapla

        Biyolojik Çeşitliliğin Korunması
        Biyolojik çeşitlilik, bir bölgedeki bitki ve hayvan türlerinin ve çeşitlerinin sayıca zenginliğidir. Ülkemizde ve dünyada nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan bitkiler kardelen ve salep yapımında kullanılan orkidelerdir. Deniz kaplumbağaları, Akdeniz fokları, bozayı, Ankara keçisi, Tuj koyunları, alageyik, sülün ise nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan hayvanlardandır.

        İster bitki ister hayvan olsun bu canlıların nesillerinin konuna altına alınması için tabiat parklarının, doğal yaşam alanlarının oluşturulması, organik tarımın tercih edilmesi ve insanların bu konularda eğitilmesi gerekmektedir.

        Çiftçiler aşırı otlatmanın, bitkilerin aşırı toplanmasının, ormanların arazi kazanmak amacıyla tahrip edilmesinin biyolojik çeşitlilik açısından olumsuz etkileri konusunda bilinçlendirilmelidir. Kıyı habitatlarının tahrip edilmesi, balıkçılığın ve avlanmanın aşırı ve kontrolsüz yapımı engellenmelidir. Ayrıca bu türlerin korunması ve denetimi için mekanizmalar geliştirilmelidir.

        Biyolojik çeşitlilik tüm dünyanın ortak zenginliğidir. Bugünün ihtiyaçlarını karşılayarak gelecek kuşaklara da bu çeşitliliği aktarabilmek amacıyla biyolojik çeşitliliğin korunması gereklidir.

        0

        0