Mart, 2018 ayındaki güncellemeler Cevapları Göster/Gizle | Kısayollar

  • AkilliAdam

    AkilliAdam 8:00 pm - March 29, 2018 Konu içi | Cevapla
    entry:   

    Kısmet açılması için dua’lar 

    Kapalı Kısmeti Açan Dua

    Bismillahirrahmanirrahim
    İnsan suresinin ilk 2 ayetini 313 defa okuyacaksınız, ayetin sonundaki semian kelimesine gelince 7 kere tekrar edeceksinisiniz yani şu şekilde okunacak başta 1 defa besmele çekin. (…Devamını Oku…)

     
  • Admin

    admin 7:43 pm - March 14, 2018 Konu içi | Cevapla  

    YÂ ADL EL-ADL ESMASININ ZİKRİ FAZİLETİ VE FAYDALARI 

    YÂ ADL ~ EL-ADL

    El-Adl (c.c.) esmasının manası : Mutlak, hakiki, sınırsız, sonsuz adaletli, çok adil, gerçek adalet sahibi demektir.

    El-Adl : العدل
    Yâ ‘Adil : يَا عَادِلُ

    Fazileti ve faydaları :

    • Hakkı olan şeyi almakta güçlük çeken, güneş doğmadan önce 10816 kere ” Ya Adl celle celâlühû ” deyip dua ederse maksadı hasıl olur.
    • Karar verme durumunda olanlar, her gün 104 kere ” Ya Adl celle celâlühû ” zikrine devam ederlerse hükümlerinde isabetli olurlar.
    • Ya Adl ismini zikredenin maddi ve manevi hali düzelir.
    • Gece yarısından sonra 104 defa Ya Adl ismi zikredildikten sonra bir zalime beddua edilirse; o zalim perişan olur.
    • Bu ismin zikrine usulüne göre devam eden kimse,iş ve davranışlarında adil olur,hiç kimseye zulmedemez,nefsini fitne ve fesattan kurtarır.Kötü huyları iyi huylara dönüşür;güzel ahlaka sahip olur.
    • Cuma gecesi 20 lokma ekmek üzerine yazıp yerse,insanların,cinlerin vebütün mahlukatın hürmet ve saygısını kazanır.
    • Başkalarında hakkı olup da alamayanlar,üç gün riyazetle oruç tutup geceleri(10816) defa,”YA ADL” diye zikredip,sonunda ” Ey adil-i mutlak olan Allah’ım! bu ismin hürmetine hakkımı falan kimseden alıvermemi istiyorum”diye dua ederse ,Allah o zalim ve zorba hak yeyici kimseyi,dua eden kimsenin hakkını vermeye mecbur eder;yine de vermezse başka türlü cezasını çeker.

    El-Adl esmasının ebced değeri, zikir sayısı, zikir günü ve zikir saati :
    Ebced değeri ve zikir sayısı ; 104
    Zikir günü ; Pazar
    Zikir sayısı ; Güneş (Sabah güneş doğarken ve ikindi sonrası.)
    Vücut haritasındaki yeri (Zikri hangi organa iyi gelir.) : Tansiyon, sağ göz ve sol bacak.
    Gezegeni : Jüpiter
    Hangi burç üzerinde etkili : Terazi

    İçinde El Adl İsm-i şerifi geçen Kur’an ayetleri :
    1-) Enam suresi 115. ayet
    وَتَمَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ صِدْقًا وَعَدْلاً لاَّ مُبَدِّلِ لِكَلِمَاتِهِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
    Okunuşu :
    Ve temmet kelimetu rabbike sıdkan ve adlâ(adlen), lâ mubeddile li kelimâtihî, ve huves semîul alîm(alîmu).
    Anlamı :
    Ve Rabbinin sözü sadakatle ve adaletle tamamlandı. O’nun kelimelerini değiştirecek kimse yoktur. O, en iyi işiten ve en iyi bilendir.

    80
    Mihnet ve zorlukların def’i için
    وَ اَسْئَلُكَ بِاَسْمَٓائِكَ Ve es’elüke biesmâike
    Yâ Adil
    Yâ Kabil
    Yâ Fâdil
    Yâ Fâ’il
    Yâ Kâfıl
    Yâ Câ’il
    Yâ Kâmil
    Yâ Fâtır
    Yâ Tâlib
    Yâ Matlûb
    سُبْحَانَكَ يَا لآَ اِلٰهَ اِلآَّ اَنْتَ اْلاَمَانُ اْلاَمَانُ نَجِّنَا مِنَ النَّارِ Sübhâneke yâ lâ ilahe illâ ente’l-emâ-ne’l-emâne neccinâ mine’n-nâr.

    Allah’ım Senden şu isimlerinin hakkı için istiyor ve yalvarıyorum.
    Ey gerçek adalet sahibi Adil,
    Ey rızası için yapılan işleri kabul eden Kabil,
    Ey her şeyden üstün ve yüce olan Fadil,
    Ey her işin hakiki yapıcısı olan Fail,
    Ey yaratıkların her işini üzerine alan Kafil,
    Ey her şeyi meydana getiren Cail,
    Ey her bakımdan eksiksiz olan Kamil,
    Ey mahlukatı yokluk karanlıklarından varlık nuruna çıkaran Fatir,
    Ey kulları için hayır murat eden ve onları dergahına çağıran Talib,
    Ey kullarının, rızasına ermek ve cemalini görmek için can attığı Matlub,
    Sen bütün kusur ve noksan sıfatlardan münezzehsin, Senden başka ilah yok ki bize imdat etsin. Eman ver bize, Eman diliyoruz. Bizi cehennemden kurtar.


    EL-ADL;hakkı ve gerçeği bilerek doğru hüküm veren,zulmetmeyen,Sınırsız,sonsuz adalet sahibi.Allah mutlak adildir;zulmü ve zalimi sevmez.İnsanlar ve hayvanlar arasında hükmederken,onlara ait en ince ayrıntıları,niyetleri ve davranışları bilen yalnız Allah’tır.Herkese ve her şeye adaleti şamil,hiç bir şeyi atlamayan,hiçbir ayrıntıyı unutmayan yine Allah’tır.

    Bu nedenle kulları arasında göze hoş görünmeyen durumlardan veya aklınıza yatmayan hsusulardan dolayı,onun adaleti hakkında şüpheye düşmek yersizdir.Çinkü bu,bizim iç yüzünü bilmediğimiz ve anlamadığımız birtakım nedenlerden dolayı böyle olmuştur.Körlük,topallık,sağırlık,dilsizlik,fakirlik  ve zenginlik gibi.. keza güzellik ve sağlık,hastalık gibi olaylar da öyle.

    Ebced değeri ve zikir saati:EL-ADL; ismi zikri(104) adet,zikir saati Güneş,günüPazar.

    Özellikleri ve bazı faydaları:

    • Bu ismin zikrine usulüne göre devam eden kimse,iş ve davranışlarında adil olur,hiç kimseye zulmedemez,nefsini fitne ve fesattan kurtarır.Kötü huyları iyi huylara dönüşür;güzel ahlaka sahip olur.
    • Cuma gecesi 20 lokma ekmek üzerine yazıp yerse,insanların,cinlerin vebütün mahlukatın hürmet ve saygısını kazanır.
    • Hakimler bu ismi her gün (104) defa okuyarak devam ederlerse,Cenabı-hak,onları zulümden korur,isabetli kararlar ilham eder;davalı ve davacı ve şahitler,doğrudan başka bir şey söyleyemez,hakkı gizleyemezler.
    • Başkalarında hakkı olup da alamayanlar,üç gün riyazetle oruç tutup geceleri(10816) defa,”YA ADL” diye zikredip,sonunda ” Ey adil-i mutlak olan Allah’ım! bu ismin hürmetine hakkımı falan kimseden alıvermemi istiyorum”diye dua ederse ,Allah o zalim ve zorba hak yeyici kimseyi,dua eden kimsenin hakkını vermeye mecbur eder;yine de vermezse başka türlü cezasını çeker.

    Allah’ın Yâ Adl El-Adl İsmi Ne İçin 104 Defa Okunur Yâ Adl Esması Nasıl Okunur?

    104 defa Yâ Adl veya aynı manaya gelen El-Adl isminin hikmetini faziletini yazmadan önce Türkçe ne manaya geldiğini yazalım.

    Allah’ın 99 isminden biri olan Yâ Adl veya El-Adl ismi “Çok Adaletli” Türkçe anlamıdır.
    Bu kısa ama önemli bilgiyi verdikten sonra şimdide uzmanlar neden 104 defa Yâ Adl veya aynı manaya gelen El-Adl isminin zikredilmeli yani okunmalı, Yâ Ald isminin faziletleri hikmetleri şifaları nedir hakkındaki açıklamaları yazalım.

    104 Adet Yâ Adl El-Adl İsmi Ne Zaman Nasıl Okunur? 104 Defa Yâ Adl Zikretmenin Hikmeti

    “Her kim adil olmak, adil kalmak ve Adaletten şaşmamak istiyorsa, 104 defa her gün sabahları Allah’ın Yâ Adl veya aynı manaya gelen El-Adl ismini okursa, adaletten ayrılmazlar.”

    “Her kim herkese adil davranmak istiyorsa, 104 defa her gün sabahları Allah’ın Yâ Adl veya aynı manaya gelen El-Adl ismini okursa, Adil davranıp verecekleri hükümde hep adilane olur.”

    “Her kim bir zalimin perişen olmasını istiyorsa, 104 defa her gün gece yarısından sonra Allah’ın Yâ Adl veya aynı manaya gelen El-Adl ismini okur ve beddua ederse, perişanlığını istedikleri zalim perişan olur.”

     
  • Admin

    admin 7:38 am - July 9, 2017 Konu içi | Cevapla
    entry: kısmet acma duaları, kısmet acma yöntemleri, kısmet duası   

    Kısmet Acma Duaları 

    Kısmet Açma Duası Nedir? Kısmet açmak için hangi dualar okunmalıdır?

    Kısmet Açma Duası ile kısmet nasıl açılır? Kısmet açma yolları ve yöntemleri, Medyum Süleyman hoca evlilik ve kısmet açma dualarını anlatıyor. Kısmet açma duası ile kişiye özel bir manevi hizmet ile bağlılığınıza bir son verme zamanı geldi. Evlilik için Kısmet Açma Duası Medyum Süleyman kısmet duası yolları ve yöntemlerinden burada bahsediyor. Kısmet nasip açma ve dualarıyla yöntemleri. Evlilik için Kısmet Açma Duası ve kısmet duası ve Kısmet açma yolları Yöntemleriyle burada kısmet dualarını örnek bilgi olarak anlatıyor.

    Kısmet Açma Duası Nedir? Kısmet açmak için hangi dualar okunmalıdır?

    Kısmet Nasıl Açılır? Kısmet açma yolları Nasip ve Talihi Bahtı, Kısmet Açma, yöntemleri arasında evlenemeyen kimseler için, Taha süresinin 131 ve 132. ayetleri bir kağıt üzerine misk, safran ve gül suyu karışımı bir mürekkep ile yazılır da o zamana kadar evlenememiş bir kimsenin koluna asılırsa, Biiznillah kısmeti açılır. Ayrıca eğer kendinde unutkanlık arız olmuşsa, derhal şifa bulur. fakir ise fakirlikten kurtulur.
    (ed-Dürru\’n-Nazıym)

    TAHA SÜRESİ 131 Ayet

    TAHA SÜRESİ 132 Ayet 

    Kısmet  Açma Duası Taha Süresi 132 Ayet

    Kısmet Açma yöntemleri Arasında Çok etkili ve Mücerrep bir havas çalışmasını kısaca bahsedelim..

    Kısmet açma yöntemleri,  hoca tarafından hazırlanmış Nasibi ve Kısmeti Bağlı Olanlar için Kısmet Açma Yöntemi Mücerrep bir çalışmadan daha bahsetmek gerekirse bu yöntemler arasında en iyi çalışmalardan biride Talihini Bahtını Kısmetini şansını açmak için yapılan bu mücerrep çalışma hakkında bilgi verelim isteriz.

    Öncelikle Herhangi bir ayın ilk haftasındaki Perşembe gecesinde Yatsı Namazından sonra 2 Rekat Allah rızası için namaz kılınır. 100 Defa Tövbe ve istiğfar edilir muradınız ne ise ona niyet ederek bu amale başlanır.

    Kısmet Açmak için bu niyet ile bu amel ve havas çalışması yapılır. Öncelikle 500 Adet nohut alınır 2 adet boş kase önüne koyarsın bir kase içerisinde 500 adet nohut olur diğer kase de boş olur sağ eline bir nohut alırsın ve bir ihlas okursun nohuda üflersin ve sonra boş olan kaseye koyarsın ve geri kalan her bir nohuda ihlas süresini okursun bu ameli tamamladıktan sonra 500 adet nohuda 500 ihlas süresini okuduktan sonra bu nohutları su dolu bir kaba koyarsın tam çıplak olmadan banyoya girersin banyonu yaparsın çıkmak üzereyken bu su dolu kabın içindeki nohutlarla birlikte kabı başından aşağı dökünür sün ve sonra havlu ile durulanma dan üzerini giysini giyersin yaş ve ıslak halinle giyineceksin banyodan çıkarsın sonra bu nohutları bir poşete toplar koyarsın bunları bir denize götürür atarsın Sonra niyetini amelini gönlünden geçirirsin bunu 3 perşembe akşamı yaparsın 3 cuma gecesine kadar rızkın kısmetin açılır inşallah denenmiş ve tecrübe edilmiştir mücerrep bir çalışmadır.

    Kısmet Nasıl Açılır Kısmet açma yolları Nasip ve Talihi Bahtı Kısmeti Açma Yöntemleri Arasında Evlenemeyen Kimseler için Taha süresinin 131 ve 132. ayetleri bir kağıt üzerine misk, safran ve gül suyu karışımı bir mürekkep ile yazılır da o zamana kadar evlenememiş bir kimsenin koluna asılırsa, Biiznillah kısmeti açılır. Ayrıca eğer kendinde unutkanlık arız olmuşsa, derhal şifa bulur. fakir ise fakirlikten kurtulur.
    (ed-Dürru\’n-Nazıym)

     
  • Admin

    admin 7:41 am - July 3, 2017 Konu içi | Cevapla
    entry: güzel kitap tarihi, , kitap tarihi   

    Dünden Bugune Kitap Tarihi 

    Dünden Bugune Kitap Tarihi

    Dünden Bugune Kitap Tarihi

    Ortaçağ Avrupası’nda Kitap

    Ortaçağ’da İslam dünyasında 10.000 mevcutlu dev kütüphanelerin bulunduğunu… İslam dünyasının 10. yüzyılda hem derlemelerin zenginliği hem de kütüphanecilik yöntemleri bakımından Avrupa kütüphaneciliğinden 200-300 yıl ileride olduğunu… Aynı Ortaçağ Avrupası kütüphanelerinde kitapların raflara zincirle bağlandığını ve okuyucu, kitap okumak istediği zaman bu kitabın rahleye zincirlerle bağlanarak verildiğini… Daha da ileri gidilerek kitapların demir parmaklıklar arasında okutulduğunu [1] BİLİYOR MUYDUNUZ?

    Ütopya ve Türkler

    Hıristiyan Avrupası’nın akıldışı yönetimi karşısında arayış içine giren batılı filozofların;

    «Yaşayanlara kusursuz bir düzen içinde var olma imkânı sağladığı ülke kabul edilen ideal ülke-ütopya» arayışı içine girdiklerini… Bu filozoflardan biri olan Tommaso Campanella’nın 1602’de bu gaye ile “La Citta del sole”(Güneş Ülkesi) adlı eserini yazdığını ve bu eserin gerçek hayata uygulanabilirliğini ispat kısmında;

    «Güneş ülkeyi yeryüzünde bulmak mümkün mü? Fikir hürriyetine, lisan hürriyetine ilişmeyen Türklerin mevcudiyeti – hiç olmazsa yarın – böyle bir ülkenin olacağını bana zannettiriyor. Madem ki; düşünceyi zindana koymayan, hakikat sevgisini zincire vurmayan bir millet, o cesur ve âdil Türkler var, üzerinde yalnız hakikatin, adaletin ve hürriyetin hüküm sürdüğü bir Güneş Ülke, niçin vücut bulmasın?» dediğini [2] BİLİYOR MUYDUNUZ?

    Hürmetin Böylesi

    “Muhammed” isminde çok sevdiği bir hizmetçisi bulunan “Put kıran” lakaplı Hindistan fâtihi Gazneli Mahmud’un, bu hizmetçisini devamlı ismiyle hitap ederek çağırdığını… Günün birinde kendi ismiyle değil de babasının ismiyle çağırması üzerine kalbi kırılan hizmetçisinin kendisine böyle davranmasının sebebini sorması üzerine, Peygamberimizin (S.A.V.) delicesine aşığı olan Gazneli Mahmud’un;

    «Evladım, her gün sana “Muhammed” isminle hitap ediyordum. Zira abdestli bulunuyordum.  Şu anda ise abdestim yok. “Muhammed” ismini abdestsiz söylemekten hayâ ediyorum. Onun için seni babanın ismiyle çağırdım.» diye cevap verdiğini [3] BİLİYOR MUYDUNUZ?

    Uluğ Bey ve Rasathanesi

    Büyük İslam astronomu ve devlet adamı Uluğ Bey’in Semerkant’ta kurmuş olduğu rasathanesinde yeryüzünün Güneş etrafındaki tan devrini, yani 1 yılı; 365 gün, 6 saat, 9 dakika ve 6 saniye olarak hesapladığını… Aradan asırlar geçip 20. yüzyılın en modern cihazları ile yapılan hesaplarla Uluğ Bey’in hesapları arasında sadece 58 saniye farkın bulunduğunu [4] BİLİYOR MUYDUNUZ?

    Rumeli Hisarının Planı

    Planları başta Fatih Sultan Mehmed olmak üzere Mimar Muslihiddin tarafından çizilen ve inşaatında Koca Sultan’ın bile taş taşıdığı Rumeli Hisarı’nın, 6.000 işçinin geceli-gündüzlü vecd ve iman havasının lezzeti ve heyecanı içinde çalışması sayesinde 132 gün gibi akıl almaz bir zamanda bitirildiğini… Hisarın planına kuş bakışı bakıldığı zaman, Arapça “Muhammed” yazısı okunacak şekilde olduğunu… Bu muazzam âbidenin “Mim” harflerinin olduğu yerde kulelerin, “Ha” ve “Dal” harflerinin olduğu yerde ise istihkâmların yer aldığını [5] BİLİYOR MUYDUNUZ?

    Fatih’in Şâhî Topları

    Büyük dahi Sultan Mehmed’in İstanbul’un fethi için balistik hesaplarını bizzat kendisinin yaptığı, yaklaşık 17 ton bakır kullanılarak dökülen ve 1,5 ton ağırlığındaki mermileri 1000 metre uzağa atabilen “şâhî” adını verdiği muazzam toplar döktürdüğünü… 0 çift manda ve 700 askerle iki ayda Edirne’den İstanbul yakınlarına getirilebilen bu, o zamana kadar misli görülmemiş topların ilk deneme atışları yapılmadan önce, yakında bulunan kimselerin dillerini yutmamaları ve gebe kadınların çocuklarını düşürmemeleri için şehrin her tarafına münâdîler salınarak topların atılacağı zamanın ilan ettirildiğini [6] BİLİYOR MUYDUNUZ?

     

    Fatih ile Napolyon Arasındaki Fark

    Adı dünya tarihinde büyük kumandanlar arasında anılan Napolyon Bonapart‘a Saint Helena adasında hapis bulunduğu sırada “Kimler büyük adamdır?” diye sormaları üzerine Bonapart’ın Fatih Sultan Mehmed’den bahsederek;

    «Büyüklükte ben, O’nun çırağı bile olmam. “Niçin?” derseniz, bana pek acı gelen bir gerçeği açıklamam icape der ki o da şudur: Ben, kılıçla fethettiğim yerleri hayatta iken geri vermiş bir bedbahtım. O ise, fethettiği yerleri nesilden nesile intikal ettirmenin sırrına ermiş bir bahtiyardır.» diyerek bir hakikati ortaya koyduğunu [7] BİLİYOR MUYDUNUZ?

    Hüsn-ü Hatta Verilen Değer

    Osmanlılarda ilim ve sanat erbâbına verilen ehemmiyetin bir göstergesi olarak hüsn-ü hat (güzel yazı) erbâbına pek ziyâde hürmet edildiğini… Çoğu Osmanlı kibârlarının konaklarına her gün bir hattatı davet ederek Kurân-ı Kerîm, Buhârî veyâ Şifâ-i şerîf gibi kitaplardan hiç olmazsa bir-iki satır olsun mutlaka yazdırarak teberrük edildiğini (mübarek sayıldığını)… Ve bir çok Osmanlı zengininin hüsn-ü hatla kazanılan parayı asıl helal para gözüyle bakarak hiç ihtiyaçları olmadığı halde kitap yazıp para kazandıklarını ve vefât ettiklerinde techiz ve tekfin masraflarının bu paradan karşılanmasını vasiyet ettiklerini [8] BİLİYOR MUYDUNUZ?

    Kıyamete Kadar Çan Sesia Dinlemek

    Ahmet Vefik Paşa’nın Rumelihisarı’nın üst tarafında kurulan “Robert Koleji”arsasını Amerikalı misyonerlere sattığını… Bu zâtın öldüğünde vasiyet ettiği gibi Eyüp Sultan’a gömülmek istediğini; fakat zamanın padişahı Abdülhamid Hân’ın buna katiyen müsaade etmeyerek;

    «Protestanlara arsa satan adam, kıyamete dek onların çan sesini dinlesin.»diyerek Eyüp Sultan’a değil; sattığı arsanın hemen önündeki Rumeli mezarlığına gömülmesini emrettiğini [9] BİLİYOR MUYDUNUZ?

    Yakup Kadri’nin Vasiyeti

    Hayatı hep zikzaklar içinde geçmiş olan Cumhuriyet devrinin meşhur yazarlarından Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun öldüğü zamana okunan vasiyetnamesinde;

    «Karımdan ve dostlarımdan son dileğim, ölümümden sonra ne resmî ne de dinî merâsim isterim. Hastaneye kaldırılacak cesedimin doğrudan doğruya mezarlığa nakli…» diye yazdığını [10] BİLİYOR MUYDUNUZ? [11]

    Kaynaklar

    [1] Necip Asım Yazıksık, “Kitap”, İletişim Yayınları, 1993 İstanbul. s. 10.
    [2] Aynur Mısıroğlu, “Kuva-i Milliyenin Kadın Kahramanları”, Sebil Yayıncılık, İstanbul. s. 14.
    [3] İbrahim Refik, “Efsane Soluklar”, TÖV Yayıncılık, 1992 İzmir. s.166.
    [4] Yavuz Bülent Bâkiler, “Türkistan Türkistan”, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, İstanbul 1986, s. 259.
    [5] Muammer Yılmaz, “Fatih’in Şahsiyetinden Çizgiler”, şahsi basım, 1993 Kayseri. s.10.
    [6] Muammer Yılmaz, a.g.e., s.14.
    [7] Hilmi Yücebaş, “Fatih Sultan Mehmed”, Memleket Yay. İstanbul 1981, s. 31.
    [8] Necip Asım Yazıksık, a.g.e., s. 86-94.
    [9] Mustafa Müftüoğlu, “Tarihi Gerçekler”, Seha Neşriyat, 1993 İstanbul.c. 2, s. 41.
    [10] Burhan Bozgeyik, “Meşhurların Son Anları”, Türdav, 1993 İstanbul. s.362.
    [11] İbrahim Refik, “Tarih Şuuruna Doğru”, TÖV Yay., İzmir 1995.

     
  • Admin

    admin 2:33 pm - July 2, 2017 Konu içi | Cevapla  

    Renklerin Dili ve insanların üstündeki etkileri 

    Yeni bir is kurarken veya işyerinizi yeni bir dekorasyon yaparken renklerin size sagladıgı artılardan ve eksilerden yararlanın…

    Eski kültürlerde yaşayan insanlar dünyada varolan her şeyin kendine özgü bir dili ve dolayısı ile renklerin de kendine özgü bir anlamı olduğunu düşünürlerdi. Daha sonra araştıranlar renklerin kendimiz ve hayatımız hakkında gözle görülmeyen etkileri olduğunu iddia ettiler.

    Her renk genel olarak bir duyguyu, organı yansıtabilir. Renklerin gizemli anlamları araştırıldığı zaman ruhsal ve duygusal yaşamımızla ilgili çok şeyin farkına varıldığı ortaya çıkmıştır.

    Ayrıca hayvanlar da eşlerini ya da yavrularını renklerinden tanırlar. Örneğin anne kuş, yavrusunun besin ihtiyacını gagasının rengi sayesinde anlar. Aynı şekilde yavru da annesini bu şekilde tanır ve besinin geldiğini anlar.

    Renklerin insanlar üzerindeki etkisi hiç de yabana atılır cinsten değildir.

    Girdiğiniz bir lokantadan neden kalkmak istemediğiniz, yolda yürürken neden birdenbire acıktığınız, neden bir markaya özellikle güven duyduğunuz ya da neden bir kişi  ile konuşmaya kalktığınız zaman size kaçamak cevaplar verdiğine dikkat edip hiç merak ettiniz mi?

    Bütün bunların cevabı renklerin hayatımızdaki etkisi… Renkler kendi dilleriyle karşınızdakine sizin karakterinizi sizden önce anlatıyor. Renklerin yadsınamaz etkisini fark eden batılı şirketler, bunu iş hayatında sıklıkla kullanmaya başlamış ve çok da başarılı olmuşlardır.

    Hayatımızı şekillendiren, bizi kimi zaman neşeli, kimi zaman da düşünceli yapan renkler ve marifetlerini sizler de heyecanla öğrenmek isteyeceksiniz. İşte renklerin dili:

    KIRMIZI RENGİN ANLAMI

    HEX KODU: #FF0000
    RGB KODU: (255, 0, 0)
    CMYK KODU: (0, 100, 100, 0)
    HSV KODU: (0°, 100%, 100%)

    Bu renk canlılık ve dinamizmle ilgili bir renktir.

    Kırmızı renk fiziksel olarak ataklığı canlılığı, duygusal bağlamda bir işi sonuna kadar götüren azmi ve kararlılığı gösterir.

    Mutluluğu temsil eder; çocuk eşyalarında (Çilek…) bu tonun fazla kullanılması, çocukların mutluluğunu temsil etmesindendir. Kişinin iştahını açar; dünyadaki gıda firmalarının (Coca Cola, Pizza Hut, MC Donald’s, Burger King, Nestle…) hepsinin logosunun kırmızı olduğunu fark edeceksiniz. Ayrıca ne kadar parlak olursa olsun, hiçbir renk kırmızı kadar dikkat çekmez.

    İnsanların üzerinde canlandırıcı, kışkırtıcı ve heyecan verici bir etki yaratır.

    Ancak uzun süre seyredildiğinde sinirlerde gerginlik yapar.

    Özellikle hastane bahçelerinde, toplu halde kırmızı çiçeklere yer vermek uygun olmaz.

    Aşkın ve arzunun rengidir.

    Kırmızı dolaşım sistemindeki kan akımını hızlandırır.

    Ayrıca kırmızı renk ile ilgili yanlış bir inanış vardır; boğaların kırmızıya saldırdığı sanılır. Oysa boğalar renk körüdür. Kırmızıya değil, kendilerine sallanan koyu renkli beze saldırır.

    YEŞİL RENGİN ANLAMI

    • HEX KODU: #00FF00 
    • RGB KODU: (0, 255, 0) 
    • CMYK KODU: (100, 0, 100, 0) 
    • HSV KODU: (120°, 100%, 100%) 

    Yeşil ahenk, huzur, uyum ve anlayış ile ilgilendirilir.

    Güven verdiği için bankaların (T.E.B., Garanti, Kuveyt Türk, Şekerbank, C.K.B…) logolarında en çok tercih ettikleri iki renkten biridir.

    Yatak odası için de rahatlatıcı bir renktir. Batıda büyük otellerin mutfaklarında duvar renginin, aşçıların yeniliklerini arttırmak için yeşile boyandığı söylenir.

    Yaratıcılığı körükler, rahatlatıcı özelliği nedeniyle büyük lokanta ve mutfaklarda kullanılır.

    Hastaneler de logo ve iç dizaynlarında yeşili tercih eder.

    Doğanın ve baharın rengidir, insanlar üzerindeki etkisi tartışılmazdır.

    Duygusal olarak bizi en çok etkileyen bir organımız olan kalbin, bu rengin yaydığı enerji alanında olduğu düşünülür.

    Yeşil alanlarda insanların daha az mide rahatsızlığı çektiği saptanmıştır. Bir de uyarı ekleyecek olursak; yeşil renk, gözdeki kimi sinir hücrelerini öldürdüğü için yoğun bakılmamalıdır.

    SİYAH RENGİN ANLAMI

    •  HEX KODU: #000000
    • RGB KODU: (0, 0, 0)
    • CMYK KODU: (0, 0, 0, 100)
    • HSV KODU: (0°, 0%, 0%)

    Siyah Güç, tutku ve hırsı temsil eder.

    Örneğin; makam arabaları siyah renklidir. Batı’da yası, matemi anlatır; oysa Japonya’da siyah mutluluktur. Siyah fonda kullanıldığında karamsarlığı çağrıştırsa bile vazgeçemediğimiz romantik, gece rengidir.
    Konsantrasyonu en çok getiren renktir. Einstein’in konsantre olabilmek için perdeleri siyah, gün ışığı olmayan bir odaya girip ve bu şekilde düşündüğü söylenir.

    MAVİ RENGİN ANLAMI

    •  HEX KODU: #0000FF
    • RGB KODU: (0, 0, 255)
    • CMYK KODU: (100, 100, 0, 0)
    • HSV KODU: (240°, 100%, 100%)

    Mavi renk gökyüzünün ve geniş ufukların simgesidir.

    Mavi Sınırsızlığı ve uzak bakışlılığı simgeler.

    İçinde sonsuz evrensel enerjilerin potansiyelini taşır. Aynı zamanda huzuru temsil eder ve sakinleştirir. Aynı şekilde tabiata ağırlıklı renk olmasından dolayı, yeşil gibi insanı sakinleştirir. Huzur verir ve kişinin gerginliğini azaltır. Araplar mavi taşların kanın akışını yavaşlattığına inanırlar.
    Nazar boncukları bunun için mavidir. Batıda intiharları azaltmak için köprü korkulukları maviye boyanır.
    Ciddi gazeteler maviyi tercih eder. Duvarları mavi olan okullarda çocukların daha az yaramazlık yaptığı saptanmıştır.

    TURUNCU RENGİN ANLAMI

    • HEX KODU: #FF7F00
    • RGB KODU: (255, 127, 0)
    • CMYK KODU: (0, 89, 100, 0)
    • HSV KODU: (38°, 100%, 100%)

     

    TURUNCU Dışa dönük olmayı ve güveni temsil eder. 

    Yorgunluğu giderir. İştah açar. İştah açıcı özelliğe sahip olduğu için özellikle yemek odalarında kullanılır. (Fanta, Banvit…) Neşenin ve bilgeliğin de sembolü olan turuncu, insanlardaki sosyalleşme duygularını faaliyete geçirir.

     

    GRİ RENGİN ANLAMI

    •  HEX KODU: #808080 
    • RGB KODU: (128, 128, 128) 
    • CMYK KODU: (0, 0, 0, 50) 
    • HSV KODU: (0°, 0%, 50%) 
      Diplomatik ve ağır bir renktir. Hareketsizliği, yavaşlığı ve ciddiyeti temsil eder.

     

    MOR RENGİN ANLAMI

    HEX KODU: #800080 
    RGB KODU: (128, 0, 128) 
    CMYK KODU: (0, 100, 0, 50) 
    HSV KODU: (300°, 100%, 50%) 
    Menekşe renginin ruhsal esenlik ve sonsuzluk ile ilgili olduğu düşünülür. Eskiden beri ihtişam ve lüksün son basamağı olarak düşünülür. Tarih, yüksek sınıfların, saray mensuplarının daima morla bezendiklerini kaydeder. Nevrotik duyguları açığa çıkardığından, bilinçaltı insanları korkuttuğu saptanmıştır. Örneğin; Harun Kolçak’ın yatak odası tamamen mordur.

    PEMBE RENGİN ANLAMI

    HEX KODU: #FFCBDB 
    RGB KODU: (255, 203, 219) 
    CMYK KODU: (0, 31, 7, 0) 
    HSV KODU: (350°, 25%, 100%) 
    Uyum, neşe, şirinliğin ve sevginin simgesidir. Rahat hissettiren ve dinlendiren bir renktir. Bu yüzden bazı büyük mağazalar müşteriler kendilerini rahat hissetsin diye tezgahtarlarına pembe üniforma giydirir. Pembe aynı zamanda çocuk rengidir.

    SARI RENGİN ANLAMI

    HEX KODU: #FFFF00 
    RGB KODU: (255, 255, 0) 
    CMYK KODU: (0, 0, 100, 0) 
    HSV KODU: (60°, 100%, 100%) 
    Zeka, incelik ve pratiklikle ilgilidir. Toplumsal yaşamı ve birlikte çalışmayı yansıtan bir anlamı vardır. Geçiciliğin ve dikkati çekiciliğin ifadesidir. O yüzden taksiler sarıdır. Dikkat çeksin ve geçici olduğu bilinsin diye. Araba kiralama şirketleri de logolarında sarıyı kullanırlar. Ayrıca bu yüzden dünyada hiçbir banka ambleminde sarıyı kullanmaz. Paranın geçici değil, kalıcı olmasını isterler. (Vakıfbank hariç) Sarı güneşin rengi olduğu için kişinin günlük hayatına hakim olan renktir. Özellikle açık sarı kişiye huzur verir. Morali bozuk olan kişiler, sarı rengin hakim olduğu ortamlarda kendilerini gevşemiş, hafiflemiş hissederler. Sarı ayrıca hüzün ve özlemin rengidir. Sonbaharın tüm hüzünlü güzelliğinde onun her rengini izlemek mümkündür.

    BEYAZ RENGİN ANLAMI

    HEX KODU: #FFFFFF
    RGB KODU: (255, 255, 255)
    CMYK KODU: (0, 0, 0, 0)
    HSV KODU: (0°, 0%, 100%)
    Temizliği ve saflığı temsil eder. İstikrarı, devamlılığı simgeler. Politikacılar beyazı pek severler, çünkü temiz, dürüst izlenimi vermek isterler.

    KAHVERENGİ RENGİN ANLAMI

    HEX KODU: #964B00 
    RGB KODU: (150, 75, 0) 
    CMYK KODU: (0, 50, 100, 41) 
    HSV KODU: (30°, 100%, 59%) 
    Gerçekçiliğin, plan ve sistemin rengidir. İnsanlar üzerinde canlılık hareketlilik etkisi bırakır. Yapılan bir deneyde, bir müzede fon kahverengiye döndürüldüğünde ziyaretçiler daha çok yeri daha az zamanda gezmişler. Kahverengi ağırlıklı olan yerlerde uzun süre oturmak güçtür. Kahverengi toprağın rengidir, insanların hareketlerini hızlandırır. Hareketliliği arttırdığı için özellikle fast-food restoranlarda bu renk fazla kullanılır. Dikkat ederseniz dünyadaki fast-food restoranlarının hepsinin sandalyeleri ve masaları kahverengi, duvar boyaları ise kahverengi-şampanya-pembe karışımıdır. Hiçbir ünlü fast-foodcunun duvarını beyaz göremezsiniz. Kahverengi aynı zamandı teklifsiz, rahat bir renk olarak kabul edilir. Karşınızdakinin kendini resmiyetten uzak, daha rahat hissetmesini ve açılmasını sağlar. Mesela, gazeteciler. Tüm ünlüleri rahatlıkla konuşturmasıyla tanınan ünlü televizyoncu Larry King’i programında her seferinde kahverengi kravatlar ve ceketlerle görürsünüz.
     
  • Admin

    admin 9:41 pm - June 4, 2017 Konu içi | Cevapla
    entry: gizli ilimler ansiklopeti, Senkr, Senkretizm benzetmeleri. Senkretizm gizli ilimler, Senkretizm gizli ilim bilgileri, Senkretizm hakkında, Senkretizm nedir   

    Senkretizm nedir? 

    Senkretizm nedir?

    İnsanlık tarihi, karşılaşmaların tarihidir. Her ne kadar tekil tarihlerden (Osmanlı Tarihi, Roma Tarihi, Kadim Yunan Tarihi vs.) sıkça bahsediliyor olsa da, bu tarihler tek başlarına var olamazlar. Her bir toplum var olmak ve kendi kimliğini oluşturabilmek için bir başkasına ihtiyaç duyar. Kendisini, bu ‘başkası’ ile kurulan ilişkiler (savaş, ticaret, kültürel alışveriş vb.) üzerinden tanımlar.

    Kültür özelinden ilerleyecek olursak, siyaset bilimi disiplini içerisinde kendini ‘kültürelci’ olarak tanımlayanlar, kültürün kendi içinde kapalı, durağan; belirli görüşler, tavırlar veya tutumlarla güçlü bir ilişkiye sahip bir temsiller, inançlar veya simgeler toplamı olduğunu savunur. Buna göre kültürler kendiliğinden ‘özgün’ olarak tahayyül edilir ve radikal bir şekilde farklı oldukları düşünülen komşu kültürlerle karşıtlık içinde tanımlanır. Sonrasında ise bu varsayılan ‘ötekilik’, mantıksal sonuç olarak hızla bir etnik arındırma işlemine dönüşen bir dışlama ilkesini getirir.

    Kültürel alışveriş böylece bir yabancılaşma, bir öz kaybı, hatta bir kirlenme olarak görülür. Ancak durum böyle olmaktan çok uzaktır, çünkü kültürün kendisinin ‘yaratılışı’ mübadeleye, uzlaşmaya, temellük etmeye, adaptasyona, melezleşmeye dayanır. Bir kültürün veya geleneğin oluşması, zorunlu olarak diyalogdan geçer; bölgesel ve uluslararası çevreyle karşılıklı ilişki içinde gelişir. Kültürler hiçbir şekilde hareketsiz değildir; evrimler, dönüşümler, hatta başkalaşımlar yaşarlar. Toplumlar hiçbir zaman yalıtık olmamıştır ve siyasal, ticari ve kültürel ilişkiler sistemleri oluşturmuştur; kendilerini de dışarıyla olan bu organik bağlarıyla yapılandırırlar. [1]

    Hiçbir kültürün katışıksız ve özgün olmadığı, doğası gereği kültürlerin az ya da çok geçirgen ve sürekli değişim içinde oldukları günümüz sosyal bilimlerinin ortak kabul gören anlayışlarından biridir. Son yıllarda bu alanda daha çok üzerinde durulan nokta, kültürlerin orijinal kalıntılarından çok, değişim ve dönüşümle ortaya çıkardıklarıdır. Bu değişim ve dönüşümün en ilgi toplayan noktalarından biri ise kültürlerin etkileşim sürecinde birbirlerinden neyi, nasıl ve ne şekilde alarak içselleştirdikleri, inşa ve yaratma sürecinde ortaya koyduklarıdır. En yalın haliyle iki ya da daha fazla şeyin bir araya gelerek yeni bir şeyin ortaya çıkması olarak tanımlanabilecek olan senkretizm (syncretism), artan küreselleşme tartışmalarıyla birlikte günümüz sosyal bilimlerinin değişim ve dönüşüme odaklı çalışmalarına ışık tutan en yaygın kavramlarından biri olarak karşımıza çıkar.[2]

    Bu anlamda farklı inançların bulunduğu ve buluştuğu bir ortamda sahip olunan geleneğin çarpıcı bir yönünün kültürleşme sürecinde yok olup gitmemesinin nedeni, bir takım dönüşümlerin ya da uyarlamaların yapılıyor olmasına bağlanabilir. Başlı başına bir alaşım haline getirilen bu uyarlama ve dönüşümlerin adı kısaca senkretizmdir, yani karışımın birleştirilmesidir. Başka bir ifade ile kültürleşme sürecinde kaçınılmaz olan bu durum, düşman saldırısında iken kavgalarını göz ardı edenlerin birleşmesi şeklinde de düşünülebilir.[3]

    Kültürel karışımı tanımlamak ve anlamlandırmak için en iyi iş görebilecek anahtar kavramlardan birisi ise ‘Senkretizm’ (syncretism)’dir.[4] Özellikle teolojide birbirinden farklıgeleneklerin birleştirilmesi ve aynı noktada buluşturulması tezini öne süren ve yine farklı geleneklere karşı daha kapsayıcı bir duruş ve anlayışı benimseyen düşünce yapısı için de senkretik nitelemesinde bulunulabilir.

    Bu noktada senkretizmin eklektisizmden (seçmecilik) farklı olduğu belirtilmelidir. Zira eklektisizm, farklı düşünce sistemlerinden seçilen unsurların ayrı bir sistem içinde birleştirilmesini ifade eder. Ayrıca eklektisizm, söz konusu unsurlara kaynaklık eden sistemlerin bütününü benimsemediği gibi aralarında çözümleme amacı da gütmez. Dolayısıyla farklı düşünce sistemlerini uzlaştırma yöntemi olan senkretizmden bu yönüyle de farklılık arz eder.[5]

    Farklı geleneklerin birbirini etkilemesi sonucu oluşan yeni kültürel yapıları, gelenekleri veya düşünce ekollerini ifade etmede kullanılan bir kavram olarak tanımlanabilen senkretizm yukarıda ileri sürülenlerin karşılığı bir terimdir.[6][7]

    Senkretizm, Yunanca “Giritliler gibi bir arada tutmak, ayrılmamak” anlamına gelen synkretizein kelimesinden türetilmiş bir kavramdır. Bu kavram, ilk defa Plutarch tarafından “uzlaştırmanın tarafsızlığı” anlamında dile getirilmiştir. 16. yüzyılda ise aynı manada aşırı durumları uzlaştırmaya çalışanlar için kullanılmıştır. Bu nedenle Hıristiyanlık düşünce tarihinde bu kavram, başlangıçta liberalizm ile aynı anlamı ifade etmişti

    En yalın anlamıyla iki ya da daha fazla şeyin bir araya gelerek yeni bir şeyin ortaya çıkması olarak tanımlanabilecek olan ‘senkretizm’ (Fr. syncrétisme; İng. syncretism), artan küreselleşme tartışmalarıyla birlikte, ‘karışım’ın (mixture) ve kültürel alandaki değişim ve dönüşümün tanımlanmasında en çok başvurulan analitik kavramlardan biridir. Bununla birlikte senkretizmin, görece aynı şeyi -karışımı- ifade etmek üzere kullanılan, ‘melezlik’ (hybridity), ‘kreolleşme/kreolizasyon’ (creolization), ‘mestizo’, ‘kaynaşım/füzyon’ (fusion), ‘alaşım’ (amalgamation) vb. terimlerden yalnızca bir tanesi olduğunu ve tüm bu terimlerin kavramsal tanımlanmalarındaki karmaşanın henüz giderilmediğini de belirtmek gerekir.[8]

    ‘Senkretizm’ (syncretism) sözcüğünün Türkçe karşılığı sözlüklerde (TDK Türkçe Sözlük) ‘bağdaştırmacılık’ olarak karşılığını bulmakla birlikte sözcüğün uluslararası literatürdeki yaygın kullanımı göz önüne alınarak bu çalışmada özgün terim (senkretizm) kullanılmıştır.[4]

    Senkretizm, sıklıkla çeşitli düşünce okullarının uygulamalarını ve yollarını karıştırarak ayrı veya çelişkili inançları birleştirmek veya birleştirmeyi denemektir. Özellikle teolojide ve din mitolojisinde başta birbirinden farklı olan geleneklerin birleştirilmesi ve kıyaslanmasına yönelik olan, böylece farklı inançlarda temelde yatan bir birliği öne sürerek farklı inançlara karşı daha kapsayıcı bir duruşu savunan hareket ve denemeler için de bu terim kullanılabilir.[9]

    Bütünsel kültür fikrinin karşısında, karışımı kültürlerin esas niteliği olarak gören senkretik (birleştirici) kültür tezi bulunur. Kültürlerarası değişimi ve farklı kültürlerin birleşimini temel alan bu tez kültürü, genlerini farklı kaynaklardan sağlayan biyolojik organizmalara benzeterek, sosyal yapının farklı kaynaklardan beslendiğini kabul eder. [10] Böylece kültür durağanlığı değil, değişkenliği ve etkileşimi barındırmaktadır. [11]

    Eric J. Sharpe din bilimlerinde senkretizm kavramına yüklenen anlamları söyle ifade eder;

    “O, sadece mukayeseli dinin son dönem tarihinde daha teknik bir anlamda kullanılmıştır; her şeyden önce senkretizm, kendilerinden dünyanın çeşitli kesimlerinden tanrıların ve uygulamaların serbestçe bir araya getirildiği Greko-Romen dönemi dinlerine ve sonra da dînî unsurların bu şekilde birbirine karıştırılmasına işaret eder. Bununla beraber, bu kelime özellikle dinin bozulmamış şekline mensup olduğunu düşünen insanlar tarafından söz konusu dinin bozulmuş şekline inanan insanlar için kullanıldığında, çok sık olarak küçük düşürücü imalara sahip olmuştur. Senkretizm çoğu kere Hıristiyanlık misyonerlik literatüründe “yabancı” unsurların Hıristiyanlığa sokulmasını eleştirmek (veya en azından “yabancı” unsurların Hıristiyanlığa sokulmasına karşı uyarıda bulunmak) için kullanılmıştı ve senkretizmden söz etmenin, dinin, kendisi ile haricî unsurlarının bir araya getirilmiş olduğu doğru bir şeklini önceden varsayacağını söylemek anlamına geleceği genel olarak doğrudur. Böylece İsrail dininde senkretizm, mesela Kenanlılar’a ait kültlerin etkisi altında, yaygın dinin aşağı yukarı bozulmuş şekline işaret eder”.

    Genel anlamda farklı geleneklerin birbirini etkilemesi sonucu ortaya çıkan yeni kültürel yapıları ifade etmek için kullanılan senkretizm kavramı, Dinler Tarihi’nde ise birden fazla dine ait unsurların bir araya gelmesiyle ortaya çıkan yeni bir dini tanımlamak için kullanılmaktadır.[12]

    Senkretizmin belirtilen tüm açılımları – “paralellik, ayrım, karışım, yakınlaşma” – farklı durumlarda vücut bulabildiği gibi aynı ritüel içerisinde de farklı senkretizm biçimlerini gözlemlemek mümkün olabilir. Bu nedenle her bir durumun kendi içerisinde “tekil” olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Bu durumda “Kavramlar için küresel kategoriler önermemiz mümkün görünmemektedir”.[13]

    Diğer yandan senkretizm kavramının; “tıp,sanat, bilim, felsefe, edebiyat” gibi alanlarda farklı biçimlerde kullanılması, bizi “tüm gerçekliğin bir senkretizm olduğunu düşünmeye itmektedir”. Gerçekliğin tümünün bir senkretizm olarak düşünülmesi; senkretizmin kendisini çok genel ve “vurgulanması fuzuli” bir kavram haline dönüştürmektedir.[13]

    Senkretizmin tarihsel süreçte “gelişigüzellik, saf olmayan ve kirlilik ile özdeşleştirilmesi” [13]; “saf, masum ve arkaik olana susuzluğumuzu tatmin etmenin” [13] aracısı olarak ortaya çıkmıştır. İçinde bulunduğumuz karmaşık gerçeklikle başa çıkabilmenin yöntemi, onu basitleştirmek, saflaştırmak ve kategorileştirmek olmuştur.[13] Boccara da, Gruzinski gibi şeylerin zaman içerisindeki gerçek devamlılığını sağlayanın çelişkili bir biçimde “metamorfoz” olduğunu vurgulamaktadır. Melezleşme bir bakıma devamlılığın koşuludur.[14]

    Tarihçe

    Senkretizm (syncretism), ‘melezlik’in yanısıra ‘karışım’ın tanımlanması ve adlandırılması çabalarında günümüzde en çok başvurulan ifadelerden biridir. Din felsefesinin başat sözcüklerinden biri durumundayken zamanla kültür odaklı çalışmalarda da iş görebileceği anlaşılarak olumlu bir anlam yüklendi ve sosyal bilimlerin birçok alanında yaygınlık kazandı.

    İlk kez Plutark (Plutarch) tarafından, “kendi aralarında sürekli savaşan Giritliler’in, ortak bir düşman söz konusu olduğunda, tüm anlaşmazlıkları bir tarafa bırakıp oluşturdukları birliği tanımlamak için” olumlu anlamda kullanılan ‘senkretizm’, 16ncı yüzyıldan başlayarak teolojik ve felsefi öğretilerde eklektik karışımlar için olumsuz anlamda kullanıldı.[15]

    McNeill’e göre, Luteryen teolog Georg Calixtus, Reformasyon uyanışı sırasında çeşitli Protestan mezheplerinin birleşmelerini ve sonunda da Katolik Kilisesi ile yeniden bütünleşmelerini savundu. Calixtus’un ekümenik Hıristiyanlık fikri Kalvinistler arasında kabul görmüşse de Ortodoks Luteryanlar tarafından reddedildi ve Katolik hiyerarşinin üst kademeleri tarafından küçümsendi. Karşıtlarının görüşlerine göre Calixtus’un önerdiği birleşme –bir senkretizm-, teolojilerin heretik (inanışa ters düşen) ve uyuşmayan düzensizliklerini tehdit etti ve yüzyılın geri kalanında onu takip eden tartışmalar “senkretikçi zıtlaşmalar” olarak bilindi.

    Dinsel karışımın olumsuz değerlendirilmesi, özellikle kendi doktrin ve ediminin doğruluğunu dünya çapında korumaya çalışan Katolik Kilisesi için beklenen bir şeydi. Bu olumsuz senkretizm görüşü şimdiki yüzyılda da devam eden misyonerlik yayılımı dönemi boyunca değişmedi. Senkretizm, misyon alanının kontrolünde çatlaklara neden olmuş olan ve onlara sunulan özgün Avrupalı Hıristiyanlık biçimini uygun biçimde yeniden üretmek yerine Hıristiyanlığı “gayrimeşrulaştırarak” yerelleştirmeye başlayan yerel sömürge kiliselerinin azarlanması için kullanılan bir terim oldu. Görünüşe göre, antropologlar senkretizmin teolojik bir konu olduğunu düşünüyorlardı. Bu sebeple terim, onun olumsuz anlamlarını koruyan teologlara ve misyonerlere bırakıldı fakat antropolojik söylemin dışında bırakılmasının yanlışlığı zamanla anlaşıldı ve Yeni Dünya sosyal bilimcileri arasında senkretizmin olumlu yaklaşımı daha fazla taraftar buldu.

    Stewart’a göre, kültürlerin zamanın herhangi bir noktasındaki oluşma sürecini tanımlayan ‘senkretizm’, var olan bir yapının/unsurun, mevcut pratiklerinden ayrışarak yeni bir takım pratiklerin içinde, yeni biçimlerle, yeniden oluşmasının yollarına işaret eder. Müziksel bağlamda ise ‘senkretizm’, “müzikte meydana gelen belli başlı süreçlerden biri ve iki toplum ya da müzik kültüründen türlerin kaynaşarak yeni bir türü biçimlendirdikleri zaman ortaya çıkan durum” olarak tanımlanır. Belli coğrafi, ekonomik ve dilbilimsel etmenler, göç, ticaret, ortak yerleşim, kolonizasyon vb. nedenlerle kültürler arasında bir temas olduğu zaman senkretizm olasılıkları ve biçimleri artar.[16]

    Senkretizm ve Melez Kültür

    Subaşı’nın Jonathan Friedman’dan aktardığına göre; “Melezleşme, bugün hayli yaygınlık kazanmış türden bir kültürel süreci ifade etmektedir. Çünkü melezlikle, birbirinden mekân olarak ayrı olan, farklı tarihsel kaynakların ürünü olarak günümüze değin ulaşan anlam ve anlamlı biçimlerin yaygın bir tarzda karşılaşma ve karışması sürecine atıfta bulunulmaktadır”.

    Melezliği birbirinden farklı iki türle, bunların birleşiminden meydana gelen melez sözde- türleri ayırmak için kullanılan biyoloji teriminin izinden giderek, iki katışıksız kutbun tam arasındaki mekân anlamını içerecek şekilde kullanan Rosaldo’ya göre, bu durum bütün insan kültürlerinin hiçbir katışıksızlık bölgesi barındırmayan sürgit durumu olarak da anlaşılabilir. Çünkü bu kültürler, kültürler arasında gidip gelme süreçlerine tabidirler.

    Bu bağlamda melezlik, “ırksal” ve “etnik” kimlikler açısından kimliklerin saf olmadığını, karışım kaynaşma ve iç içe geçmenin ürünü olduğunu da gösterir. Kimliğe bu bakış açısının altında yatan da, kültürlerin birbirine karışması ve devingen olmasından kaynaklanır. Kimliklerin bir süreç içerisinde kaynaşması ya da melezleşmesi bir kültürün ya da kültürel geleneğin bir diğeri tarafından özümsenmesinin ürünü olmayıp, yeni bir şeyin ortaya çıkması anlamına geldiği sonucu çıkmaktadır.

    Melezlik düşüncesinin en temel unsuru basitçe karışım’dır; yani biraya gelme, birleşme, birbirine geçme. Özellikle de küresel modernliğin ürettiği göç süreçlerinin yüzeyde anlamı açıktır ve herhangi bir olağanüstülük yoktur –melezlik kültürler arasında artan trafiğin sonucunda dünyanın farklı yerlerindeki kültürlerin birbirine karışmasıdır. Bu temel ampirik düzeyde melezlik, çoğalmakta olan bu “karmakarışıklık, biraz ondan biraz bundan” çeşitliliği üzerinden kültürel fenomenler aracılığıyla düşünmenin ve betimlemenin bir yoludur. Bu açıdan, “Amsterdam’da Fas’lı kızların Tayland boksu yapması, Londra’daki Asya rap müziği gibi fenomenleri kabullenme girişimidir.

    Melezlik ve senkretizmin yalnızca küreselleşmenin yarattığı bir olgu olarak sınırlandırılamayacağı, başlangıcının küreselleşme idealinden çok önceye dayandığı gerçeği önümüzde olmakla birlikte, günümüzde kültürlerin doğrudan ya da dolaylı olarak devam eden bir süreklilik içerisinde birbirlerini etkilemeleri de göz önüne alınmalıdır.[17]

    Senkretizm ve Din

    Hıristiyanlığın ortaya çıktığı Filistin, m.ö. 1. yüzyıldan itibarenden hızlı bir şekilde Helenleşme’ye başlamıştı. Münzevi bir hayat sürerek Ortodoks Yahudi inancına bağlı kalmayı hedefleyen mezhepler bile bu gücün etkisinden kurtulamamışlardı. Ancak bu Helenleşme’yi sadece bir Grekleşme olarak düşünmemek gerekir: çünkü Helenistik kültür Anadolu’dan Hindistan’a kadar uzanan geniş coğrafyanın bir sentezidir. Bundan dolayı Hıristiyanlık öncesi Kumran cemaati gibi münzevi Yahudi grupları bu kültürel sentezin etkisini yansıtır. Hıristiyanlığın hemen öncesinde Yahudi ülkesi olan Filistin de bu anlamda Helenleşmiş bulunuyordu.

    Bu dönemde Yahudilik, gerek ibadet şekli gerekse inanç çeşitliliği açısından Helenistik senkretizmin getirdiği bütün etkileri yansıtır. M.Ö. 1. yüzyıl Yahudiliği bu etkileri geniş bir mezhepler prizmasında yansıtmıştır. Hıristiyanlığın hemen öncesindeki İsrailoğulları’nın mensup olduğu bu mezhepler Yahudilik için olduğu kadar onların arasında veya etki alanında doğan ve gelişen Hıristiyanlık için de önemlidir.[18]

    Bizans ve Osmanlı dönemlerinde Anadolu’da önce Hıristiyanlık sonra da İslam dininin Ortodoks yorumlarına karşı alternatif yorumlar veya alternatif dindarlık modelleri ortaya koyan irili ufaklı pek çok inanç grupları vardı. Bu inanç grupları mensup oldukları dinin kimliğini muhafaza etmekle birlikte diğer dinin heterodoksisiyle daha çok benze tikleri, hem muhteva bakımından hem de daha belirgin olarak ortodoksiye karşı takındıkları tavır ve tutum, ortodoksiyle ili ki biçimleri ve nihayetinde siyasi otoriteyle çatı macı ilişkileri bakımından ortak bir tip görüntüsü sergiledikleri fark edilmektedir. Bu çalışma her iki heterodoks inanç gruplarının ortak doğasını tespit etmeye, seçilen temalar üzerinden onların ortak tarihsel bir tipolojisini oluşturmaya çalışmaktadır.

    En tipik yanlarını oluşturan senkretik özellikleri onları muhteva bakımından da birbirine yaklaştıran husustur. Enkarnasyon, Güne ve tabiat kültü, ezoterik yakla ımlar ve kısmen de düalizmin etkilerini yansıtmaları bu kapsamda dikkat çeken paralelliklerdir. Merkezi kurumsal inanı ı kaynaktan bir kopu veya yanlı yorumlama iddiasıyla eleştirip, hatta neredeyse bütün uygulamalarını reddederek, ilahi kaynaklı sözlere ve amellere daha deruni anlamlar yükleme arayışı da diğer benzerliklerini oluşturmaktadır. Sırf bu tutumları itibariyle veya siyasi düzen için bir tehdit olarak görülmeleri sebebiyle siyasi otoriteyle sürekli bir çatışma hali de onların bir başka tipik yanını oluşturur.

    Hıristiyan ve İslam heterodoksisinin en tipik yanlarından birini olu turan senkretizm muhteva bakımından da onların birbirlerine benzemelerine sebep olan en temel faktörlerden biridir. Herhalde heterodoksinin doğası gereği sınırlara, dar eklî/formalist yorumlara karşı tutumu, onları alabildiğine etkilere açık hale getirmekte, bir taraftan geçmişten gelen özelliklerini yeni kimlikleri altında muhafaza ederken, diğer taraftan karşılaştıkları yeni dü ünce ve inanç formlarını da benimsemeye ya da onlarla bir etkileşim sürecine girmeye müsait bir yapıya büründürmektedir. Bu yüzden Bizans ve Osmanlı dönemi heterodoksisinin Zerdüştîlik, Gnostisizm, Manicilik gibi ortak uzak geçmişten az çok beslenmi olmaları onları birbirlerine benzetirmekle kalmaz, her iki heterodoks grubun 11. yüzyıldan itibaren Anadolu ve daha sonra da Rumeli’de temasa geçtiğinde birbirlerini etkilemelerine de sebep olur.

    Gerçekten de Bizans ve Selçuklu-Osmanlı dönemlerindeki heterodoks inanışlar Hint-İran mistisizminin, özellikle de Zerdüştîliğin, Mitraizm’in, yarı Hıristiyan inanış olan Gnostisizmin ve Maniciliğin etkisini pek çok alanda yansıtır. Bizans heterodoksisinde daha belirgin olmak üzere güçlü bir güne ve ay merkezli tabiat kültü, enkarnasyon, düalizm ve ezoterizm öne çıkan ana temalardır.[19]

    Mitra Senkretizmi

    Helenistik çağda Aryan geleneklerinde (Hint-İran-Roma sistemlerinde) ikinci dereceden ilahlardan sayılan Mitra ve onun etrafında oluşan bir gelenek olarak Mitraizm’in özellikle Rigveda’lardan yola çıkarak kadim Hint Mitra’sı ile yakın bağı vardır. Bu bağ, aynı zamanda bizi İran Mitra tapımını anlamaya götürecektir. İran Mitra’sını anlamak ise Roma Mitra’sını öğrenme konusunda bize yol gösterecektir.Bu tarihsel süreci bilmek, aynı zamanda derecelendirme sistemi, tapınak yapısı, teolojik yaklaşımlar, astroloji gibi temel konulardaki üç Mitra algısındaki (Hint, İran ve Roma) bariz farklılıkları hatta ayrışmaları gün yüzüne çıkarmamızı kolaylaştıracaktır.[20]

    Mitraizm’in üç temel dönemini kapsayan Hint panteonu içindeki yeri, İran kökeni ve Roma fenomeni olarak ortaya çıkışı Mitraizm uzmanlarını sürekli meşgul etmiştir.[21] Veda döneminden Roma’ya uzanan uzun ve çetrefilli yolculuğunun yansımalarını takip etmek oldukça zordur. Zira kalıntılarına son zamanlarda yapılan modern akademik çalışmalarla ulaşılabilen, geniş bir yayılım coğrafyasına ve karmaşık bir uygulama sistemine sahip olan Mitraizm gibi bir gelenekle karşı karşıyayız. Bundan dolayı diğer karmaşık sistemlerde olduğu gibi bilimsel çelişkiler, yüzeysel kanaatler veya temellendirilmemiş sonuçlar bizi bekleyebilecektir. Bu dinin bir diğer çarpıcı yanı da Hıristiyanlık ve Yahudilik gibi doğuda doğmasına rağmen onların aksine Batı’da gelişerek yayılması ve yeterince taraftar toplayamamış olmasıdır.[22]

    Özellikle Roma Mitraizm’inin sahip olduğu imge ve hiyerarşiye ait formüllerin mahiyeti bize şunu ıspat ediyor. Mitra kültünün teolojisi, Latin dünyasına girişinden önce reforme edilmiş İran gelenekleri mesela Mazdek dini tarafından gerekli desteklerle sağlamlaştırılmış gözüküyor. Bu bakımdan Greko-Romen paganizminin mantıksal örgü dışına taşan uygulama ve inançlara sahip olmasının aksine Mitraizm, İran’dan aldığı bu destekle kendi içinde tutarlı bir teolojiye, dogmatik bir sisteme sahip olduğu söylenebilir. Nitekim bu kült, özellikle Mitra ilahının Batı âlemine sokulmuş bir doğulu bir ilah olduğu ve bu inanç sistemindeki çoğu şeyin tarihsel bir serüvenin sonucu ortaya çıkan yeni öğretiler olduğu iddiasını güçlendirecektir.[23]

    Bir başka deyişle Mitra ilahı doğudan batıya “hicreti sırasında” beraberinde Mazdek panteonundan pek çok önemli temsiller getirmiş görünüyor. Mitra ilahına pek çok pagan topluluk tapmıştır. Söz gelişi Aryan kabileler, Hindular, İran Paganları, Zerdüştiler, Romalılar hatta Maniheistler bu ilahı kabul edip ibadet etmişlerdi. Özellikle Roma dönemindeki bu ilaha tapınma gizemler şeklinde kendisini gösterdi. Gizemli Mitra teolojisi, gizemli Hıristiyan teolojisi gibi karmaşık litürjiyle kendisini desteklemektedir.[24] Hatta denilebilir ki Roma Hıristiyan olmasaydı Mitra ilahına tapınmayı sürdürecek ve Batı medeniyeti Mitra kültüyle yoğrulacaktı.[20]

    Magilerin çalışmaları ile bu kült gittiği her yerde yerel inançlarla etkileşime geçmiştir. Mezopotamya ve Anadolu inançlarıyla etkileşime giren Mithra kültü, Helenistik dönemde yeni etkileşimlerle beraber senkretik bir dine dönüşmüştür. Roma İmparatorluğuna kadar yayılmış ve Roma’da Mithras’ın Sırları adını almış bu kült sonraları tüm imparatorlukta en etkili din haline gelmiştir. Özellikle askerler arasında yaygın olmuş bu din Hıristiyanlığın Roma imparatorluğunda etkili olması üzerine zayıflamış ve tarihten silinmiştir.[25]

    Şamanizm ve Gök Tanrı İnancı

    Tarihin en eski topluluklarından birisi olan Türkler, tarih boyunca, Orta Asya, Çin, Hindistan, İran, Afganistan, Avrupa ve Doğu Avrupa’da nihayet Anadolu’da da yerleşme imkanı bulmuş ve çok zengin bir kültüre ve medeniyete sahip bir millettir. Türkler çok eski dönemlerde, dünyanın en eski medeniyetlerinden biri olan Çin, Hint ve İran medeniyetleriyle tanışmışlar, bu kültürle haşir neşir olmuşlardır. 10. yüzyıldan itibaren de İslamiyet’le şereflenen Türkler, dünya medeniyet tarihine ve kültürüne çok önemli katkılar sağlamıştır.[26]

    Türklerdeki Gök-Tanrı inancı, çok eski bir tarihe sahiptir. Hatta Kudretli Varlık olarak Gök-Tanrı inancını Çin’e sokanlarında Türkler olduğu söylenmiştir. [27][28]

    Çağımızın büyük din tarihçisi Eliade, Türklerin dini ile Hindu-Avrupailerin dini arasında önemli bir benzerliğin olduğunu, her ikisinde de “Yüce Gök Tanrı” inancının önem taşıdığını belirtmektedir.[29]

    Gök-Tanrı inancı, bütün Türk Topluluklarında ortak bir inanç olarak kendini göstermektedir. Gerçi, bazen Gök-Tanrı kelimesi, semavi bir Tanrı şeklinde kendini göstermişse de genelde kadir-i mutlak, herşeyin yaratıcısı olarak kabul edilmiştir. Türk1erde genel ve ortak bir Tanrı anlayışını teşkil eden Gök-Tanrı inancı, evrensel bir Tanrı inancının varlığını Sergilemektedir. Bu evrensel Tanrı inancı ise, Türklere evrensel bir ruh hali ve herkesi koruyucu bir karakter kazandırmıştır. Türklerin, zayıfın, çaresizin, muhtacın, zulme uğrayanın dostu olması, inandıkları bu evrensel karakterli Gök-Tanrı inancının eseri olduğunu düşünmeye götürmektedir.[26]

    İşte evrensel boyutta Gök-Tann inancı da Türklerdeki dini hoşgörünün önemli bir kaynağı olmuş gibi görünüyor. Bazı kaynaklar ’’Şamanizmi” Türlerin milli dini olarak görmek istemektedirler. Ancak Şamanizm, Türklerin milli dini olmamıştır. Çünkü Şamanizm bir din değildir. Şamanizm daha çok bir büyü ve extase törenlerini içeren, uhtelif dinlerden ve hurafelerden oluşan bir dini senkretizm olarak görülebilir. Diğer yandan M. Eliade’nin de belirttiği gibi, Şaman inancı, sadece Türklere mahsus da değildir.[30]

    Yezidilik

    Yezîdîlik, İslam kaynaklarının çoğunda, 12. Yüzyılda yaşamış olan mutasavvıf şeyh Adî b. Müsâfir’i takip edenler tarafından kurulmuş ve Yezîd b. Muâviye’nin insanüstü bir varlık olduğu esasına dayanan İslam kaynaklı senkretik bir mezhep veya akım olarak tanımlanmaktadır. Bununla birlikte Yezîdîlik, isminin kaynağı, teşekkül süreci ve görüşlerinin menşei konusunda en çok tartışılan dini-sosyal gruplardan biridir.

    Senkretik yapılı dinlerin oluşum biçimindeki etki ve özelliklerin birçoğunu Yezîdîlikte de görmek mümkündür. Yezîdîlik, bölgedeki siyasi ve dini olayların yanı sıra meydana gelen savaşlar neticesinde ve de tarihi süreç içerisinde hakim kültürün etkisiyle bölgedeki dinlerden bazı unsurları inanç ve ibadet fenomenlerini alarak senkretik bir yapı oluşturmuştur. Yezîdîliğe özellikle paganist ve politeist Mezopotamya dinlerinin (Sümer-Babil-Asur) etkisiyle oluşan Harrânîler (Harranlı Sâbiîler), İran dinleri, Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam’ın tesir ettiği kaynaklarda ifade edilmektedir. [31]

    Sihizm

    Sihizm XVI. yüzyılda ortaya çıkmış olup Hindu ve İslami etkileri barındıran senkretik bir özelliğe sahiptir. Bu din evrensel yani misyonerli dinlerdendir. Bu bölümde Sihizmin kurucusu Nanak’ın hayatı hakkında ayrıntılı olarak bilgi verildikten sonra Sihizm’in ortaya çıkışı, yaygın olduğu ülkeler, kutsal kitapları, Tanrı anlayışı, inanç esasları ve mabetlerinden bahsedilir. Sihizm bir Hindistan dinî olmasından ötürü, takvimlerinin ayları Hint takvimine benzer. Bundan dolayı Sih bayramları Hindu bayramları gibi farklı tarih ve mevsimlere denk gelebilir. Sadece Baysakhi bayramı her yıl 13 Nisanda kutlanmaktadır. Fakat 36 yılda bir 14 Nisana denk düşmektedir. Bu da 1999’da düzenlenen dini günler takvimi Nanakşahi takvimiyle sabitlenmiştir. Başlangıçta Sihler, bayramlarını Hindular gibi kutlarlarken zamanla kendi inançlarına uygun bayramlarını ve dinî günlerini ortaya koyup kutlamışlardır.[32]

    Kaynaklar

    [1] Tolga Darcan, “Yalancı gelenek: Kırıka Örneği”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, Cilt: 8, Sayı: 41, Aralık 2015, s.1453.
    [2] Seher Akkaş, “Senkretizm Bağlamında Karadeniz Rock Olgusu: Grup Marsis Örneği” (yüksek lisans tezi), Dokuz Eylül Üniversitesi, Müzik Bilimleri Ana bilim Dalı, İzmir 2013, s.v.
    [3] Sibel Özbudun, “Hermes’ten İdris’e: Bir Dinsel Geleneğin Dönüşüm Dinamikleri”, Ütopya Yayınları, Ankara 2004, s.32–33.
    [4] Seher Akkaş, a.g.e., s.5.
    [5] Doç. Dr. Mustafa Öztürk, “Molla Fenârî ve Tefsirde Senkretizm”, Uluslararası Molla Fenari Sempozyumu, Bildiriler, Bursa 2010, s.402.
    [6] Şinasi Gündüz, “Mitoloji ile İnanç Arasında. Ortadoğu Dinsel Gelenekleri Üzerine Yazılar”, Etüd, Samsun 1998, s.39-52.
    [7] Yrd. Doç. Dr. Songül Çek, “Bir enkretizm Örneği Olarak Sinop’ta Helesa Geleneği ve Mitik Nitelikleri”, s.328.
    [8] Seher Akkaş, a.g.e., s.4.
    [9] https://tr.wikipedia.org/wiki/Senkretizm
    [10] Robert Holton, “Küresellemenin Kültürel Sonuçları”, çev. Kasım Karaman, Sosyoloji Konferansları S.47, s. 59-75.
    [11] Dr. Onur Şenel, “Türk Diaspora Gençliğinde Kültürel Kimliğin Dönüşümü”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, Cilt: 8 Sayı: 37, Nisan 2015, s.1333.
    [12] Eric J. Sharpe, “Dinler Tarihinde 50 Anahtar Kavram”, çev., Ahmet Güç, Bursa 2000, s. 75-76.
    [13] S. Gruzinski, “El Pensamiento Mestizo”, Barcelona, Editorial Paidós, s.54-56.
    [14] Deniz Karaevli, “Mapuçe Kimlik Yaratım Süreci Olarak Ayinler” (yüksek lisans tezi), Ankara Üniversitesi, Latin Amerika Çalışmaları Anabilim Dalı, Ankara 2015, s.66-67.
    [15] Carsten Colpe, “Syncretizm (First Edition)”, Encyclopedia of Religion Vol.13,USA 2005, s. 8926; Fritz Graf, “Syncretizm (Furter Considerations)”, Encyclopedia of Religion Vol.13,USA 2005, s. 8934; Eric J. Sharpe, Dinler Tarihinde 50 Anahtar Kavram, Çev. Ahmet Güç, Bursa 2000, s. 75.
    [16] Seher Akkaş, a.g.e., s.4-5.
    [17] Seher Akkaş, a.g.e., s.6-7.
    [18] Kürşat Demirci, Diyanet İslam Ansiklopedisi, “Hıristiyanlık” maddesi, cilt: 17, s. 329.
    [19] Yrd. Doç. Dr. Resul Ay, “Bizans’tan Osmanlıya Anadolu’da Heterodoks İnanışlar: ‘Öteki’ Dindarlığın Ortak Doğası Üzerine (650–1600)”, s.1-5.
    [20] Hamza Üzüm, “Mitra Her Yerde: Mitra Senkretizmi: Mitra’nın Greko-Romen ve Doğu İlahlarıyla Özdeşleştirilmesi”, Iğd Üniversitesi, Sosyal Bilgiler Dergisi, sayı: 10, Ekim 2016, s.35-37.
    [21] Philip G. Kreyenbroek, “Mithra and Ahreman in Iranian Cosmogonies”, Studiesin Mithraism, (S.M), (ed.) John R. Hinnels, Roma 1990, 173.
    [22] A. D. Bivar, “Towards An Integrated Picture of Ancient Mithraism”, Studiesin Mithraism, (S.M), (ed.) by John R. Hinnels, Roma 1990, 63.
    [23] Franz Cumont, “The Mysteries of Mithra”, London 1903, s.105-108.
    [24] D. Jason Cooper, Mithras Mysteries and Initiation Rediscovered, York Beach 1996, X-XI.
    [25] Yrd. Doç. Dr. Hayreddin Kızıl, “Mitra’dan Mithras’ın Sırlarına Mitraizm’in Kuruluş Serüveni”, EKEV Akademi Dergisi, Yıl:17, sayı: 55, Bahar 2013, s.113.
    [26] Prof. Dr. Mehmet Aydın, “Türk Toplumunda Dini Hoşgörünün Temelleri”, İlahiyat Fakültesi Dergisi 98, Konya 1999, sayı:8, s.7-9.
    [27] İbrahim Kafesoğlu, “Bozkır Kültürü”, İst. 1972, s, 81;
    [28] Prof. Dr. Ünver Günay-Prof. Dr. Harun Güngör, “Başlangıçtan Günümüze Türklerin Dini Tarihi”, İst, 1997, s, 34.
    [29] Mircae Eliade, “chamanisme et Les Techniques Archaiques de L’Extase”, Paris, 1951, s, 23-24.
    [30] Doç. Dr. Mehmet Aydın, Şamanizmin eski Türk Dini Hayatı ile İlişkisi, XL Türk Tarih Kongresi, Ankara 1994, s, 487-499
    [31] Doç. Dr. Sami Kılıç, “Yezidilik ve yezidilikte Harrani İzleri”, Turkish Studies-International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 6/3 Summer 2011, p. 285-296, Turkey.
    [32] Yrd. Doç. Dr. Abdulkadir Kıyak, “Dinlerde Kutsal Zamanlar”, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul 2008, s.256.
    [33] Yrd. Doç. Dr. Rıza Sam, “Hambat’taki Kültler Üzerine Bir Değerlendirme”, Türk Kültürü ve Hacı bektaş Veli Araştırma Dergisi, 2012, s.73.

    kaynak : https://gizliilimler.tr.gg/Senkretizm.htm

     
  • Admin

    admin 6:17 pm - May 27, 2017 Konu içi | Cevapla
    entry: Gerçekleşen Kıyamet Alametleri, Gerçekleşen Kıyamet Alametleri bazıları, Gerçekleşen Kıyamet Alametleri kac tane, Gerçekleşen Kıyamet Alametleri nelerdir   

    Gerçekleşen Kıyamet Alametleri 

    1979’dan 2006’ya Gerçekleşen Kıyamet Alametleri

    Gerçekleşen Kıyamet Alametleri : Kıyamet vakti, dünya hayatının son günü olmakla birlikte ahretteki sonsuz hayatın da başlangıcı olacaktır. Kıyamet günü yaşanacak birbirinden dehşetli olaylarla Allah’ın yüce kudreti insanların tümü tarafından idrak edilecektir.

    Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), kıyametten önce gerçekleşecek olan alametleri bundan 1400 yıl öncesinde hadis-i şeriflerinde detaylı olarak tarif etmiştir. Buna göre; savaşlar, anarşi, fakirlik, cinsel dejenerasyon artacak; doğal afetler sıklaşacak; insanlar güzel ahlaktan uzaklaşacak; sahte peygamberler ortaya çıkacaktır. Tüm bunların ardından, Allah Hz. Mehdi’yi vesile kılarak İslam ahlakını bütün dünyaya hakim edecektir.

    Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde yer alan bu bilgilerin gerçekliğini bize gösteren en önemli delil, bu olayların vakti geldiğinde tam tarif edildiği şekilde ve birbiri ardına gerçekleşmiş olmasıdır. Hadislerde bildirilen çok sayıda alamet, 1979’dan 2006’ya kadar yaşanan -dünya tarihine oranla- kısa bir zaman dilimi içinde “birbiri ardınca” gerçekleşmiştir.

    Bu işaretleri anlamak için yapmamız gereken, kıyamet günü ve alametleri ile ilgili Kuran ayetleri ve Peygamber Efendimiz (sav)’in on dört asır öncesinden bildirdiği hadisler üzerinde dikkatle düşünmektir. Rabbimiz bir ayetinde “Ve de ki: Allah’a hamdolsun. O size ayetlerini gösterecektir, siz de onları bilip tanıyacaksınız…” (Neml Suresi, 93) şeklinde vaat etmektedir.

    Ancak öncelikle belirtmek gerekir ki, her şeyin en doğrusunu Allah bilir. Her konuda olduğu gibi kıyamet hakkında da O’nun bize öğrettiğinden başka hiçbir bilgimiz yoktur. Kesin olarak gerçekleşecek olan kıyametin vaktini sadece Allah bilmektedir:

    “De ki: “Bilmiyorum, size vaat edilen (kıyamet ve azap) yakın mı, yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi koymuştur? O, gaybı bilendir. Kendi gaybını (görülmez bilgi hazinesini) kimseye açık tutmaz (ona muttali kılmaz.)” (Cin Suresi, 25-26)

    Afganistan’ın Rusya tarafından işgali (1979)

    “Talikan’a (Afganistan’a) yazık oldu. Şüphesiz Allah Teala’nın orada altın ve gümüş olmayan hazineleri vardır. Orada Allah’ı hakkıyla bilen insanlar vardır. Onlar ahir zaman Mehdi’sinin yardımcılarıdır.” [1]

    Hadiste Afganistan’ın ahir zamanda işgal edileceğine işaret vardır. Gerçekten de Rusların Afganistan’ı işgali olan 1979 yılı Hicri 1400 yılına, diğer bir ifadeyle Hicri 14. yüzyılın başlangıcına denk gelmektedir. Ayrıca bu rivayette Afganistan’ın maddi zenginliklerine dikkat çekilmektedir. Bugün Afganistan’da çeşitli sebeplerle işletilmeye açılmamış büyük petrol yatakları, demir havzaları ve kömür madenleri tespit edilmiştir.

    Dördüncü Sulh (Arap-İsrail Barışı) (1979)

    “Sizinle insanlar (bir nüshada Rumlar deniyor) arasında dört sulh olacak, dördüncü sulh, Heraklius ehlinden bir adam vasıtası ile olur ve bu yedi sene devam eder…” [2]

    Hadiste Hz. İsa ile birlikte yeryüzünde bulunacak olan Hz. Mehdi’nin alametlerinden biri haber verilmiştir. Bu alamete göre Müslümanlarla Müslüman olmayanlar arasında 4. kez bir barış anlaşması yapılacak, bu anlaşma 7 yıl sürecektir. İslam aleminden birçok kimsenin kanaati, hadiste geçen “4. Sulh”un, 1979’da ABD-İsrail ve Mısır arasında Amerika’da Camp David’de yapılan anlaşma olduğudur. (En doğrusunu Allah bilir.)

    Kabe’de Kan Akıtılması (1979)

    “Onun çıkacağı yıl, insanlar hacca, başlarında bir emir bulunmadan gidecekler… Hep birlikte Beyt-i Şerif’i tavaf edecekler, sonra Mina’ya indiklerinde birbirine saldıracak, hacılar soyulacak, kanlar Akabe Cemresinin üzerine akacak.” [3]

    “İnsanlar başlarında bir imam bulunmaksızın hac ederler. Mina’ya indiklerinde büyük savaşlar olur. Öyle ki ayaklar kan gölü içinde kalır.” [4]

    Hadislerde “onun çıkacağı yıl” cümlesi kullanılarak, Mehdi’nin çıkış tarihinde Hac sırasında meydana gelecek bir katliama dikkat çekilmektedir. 1979 yılında, Hac sırasında gerçekleşen Kabe baskınında aynen böyle bir katliam yaşanmıştır. Çok ilginçtir ki bu kanlı Kabe baskını da ahir zamanın başlangıcının ve Mehdi’nin çıkışının diğer alametlerinin gerçekleştiği dönemin tam başında yani Hicri 1400 yılının ilk gününde, 1 Muharrem 1400 (21 Kasım 1979) tarihinde meydana gelmiştir.

    Yine hadis-i şerifte kanların akacağından bahsedilerek öldürme olayına dikkat çekilmiştir. Baskın sırasında Suudi askerleri ile saldırgan militanlar arasında meydana gelen çarpışmada 30 kişinin öldürülmesi, bu rivayetin kalan kısmını da doğrulamıştır.

    Gerçekleşen Kıyamet Alametleri İran-Irak Savaşı (1980)

    “Şevval ayında ayaklanma Zilkade’de savaş konuşmaları, Zilhicce’de ise savaş vaki olacak.” [5]

    Hadiste belirtilen Şevval, Zilkade ve Zilhicce ayları İran-Irak savaşının gelişim aşamalarıyla aynı tarihlere denk gelmektedir: İran Şahı’na karşı olan ilk ayaklanma, bilindiği gibi, hadiste belirtilen 5 Şevval 1398 (8 Eylül 1976)’de olmuştur. Hicri 1400 Zilhicce (1980 Ekim) ayında İran-Irak arasındaki savaş tam anlamıyla başlamıştır.

    Depremlerin Çoğalması

    “Şu hadiseler meydana gelmedikçe kıyamet kopmayacaktır. depremler çoğalacak.” [6]

    “Kıyametten önce iki büyük hadise vardır. ve sonra da zelzeleli yıllar.” [7]

    Son birkaç yıl içinde meydana gelen büyük ve sürekli depremler, dünya kamuoyunun gündeminde devamlı olarak ilk sıralarda yer almaktadır. Amerikan Ulusal Deprem Enformasyon Merkezi verilerine bakılırsa 1999 yılında, yeryüzünde 20.832 deprem meydana gelmiştir. Bu depremlerde yaklaşık olarak 22.000 insan hayatını kaybetmiştir.

    (Afganistan ve Endonezya depremlerinde ölen yaklaşık 500 bin kişi bu istatistiklere dahil edilmemiştir)

    Amerikan Ulusal Deprem Enformasyon Merkezi tarafından yapılan ölçümlere göre;

    1556 yılı ile 1975 yılı arasındaki 400 yıllık dönemde meydana gelen deprem sayısı: 110 iken (5.0’dan büyük)

    1980 yılı ile 2003 yılı arasındaki 23 yıllık dönemde meydana gelen deprem sayısı 1685 olmuştur. (6.5’dan büyük)

    Bir başka deyişle, 400 yılda kayıtlara geçen deprem sayısı 110 iken,

    Hz. Mehdi’nin çıkış alametlerine işaret eden 23 yıllık dönemde 1685 deprem yaşanmıştır.

    Mısır Meliğinin Öldürülmesi (1981)

    “Ondan önce Şam ve Mısır melikleri öldürülecektir…” [8]

    Mısır’ın yakın tarihi incelendiğinde hadiste de belirtildiği gibi, bir “meliğin” öldürüldüğü görülmektedir: 1970 yılında Mısır’ın başına geçen ve 11 yıl iktidarda kalan Enver Sedat. Enver Sedat, 1981 yılında bir resmi geçit sırasında muhalifleri tarafından düzenlenen bir suikast sonucunda hayatını yitirmiştir.

    Ramazan Ayında Güneş ve Ay Tutulmaları (1981-1982)

    “Mehdi için 2 alamet vardır ki… Bunun birincisi, Ramazan’ın birinci gecesi Ay’ın; ikincisi de, Ramazan’ın ortasında Güneş’in tutulmasıdır.” [9]

     

    “… Güneş’in oruç ayının ortasında, Ay’ın ise sonunda tutulması…” [10]

    “Ramazan’da iki defa tutulma olacaktır…” [11]

    Hadislerde dikkati çeken en önemli nokta Ramazan Ayı’nın ortasında hem Güneş tutulmasının, hem de bir ay içinde “Ay”ın ve “Güneş”in iki kere tutulmasının gerçekte çok düşük bir ihtimal olduğudur. Bu, belli döneme denk gelmesi olasılığı açısından normal şartlarda gerçekleşmeyecek bir durumdur.

    Eğer bu hadislerde tarif edilen olaylar dikkatle incelenirse, rivayetler arasında çeşitli farklılıklar olduğu göze çarpar. Böyle bir durumda yapılacak en doğru şey, aynı olaya bakan farklı rivayetlerin ittifak ettikleri ortak yönleri tespit etmek olacaktır. Buna göre, hadis rivayetlerinin toplamından çıkan ortak sonuçlar şunlardır:

    1. Ramazan ayında Ay ve Güneş tutulmaları olacaktır.
    2. Bu tutulmalar ortalama 14-15 gün arayla olacaktır.
    3. Bu tutulmalar iki kere tekrarlanacaktır.

    Bu tespitlere uygun olarak, 1981 yılında (Hicri-1401’de) Ramazan Ayı’nın 15. günü Ay, 29. günü de Güneş tutulmuştur.  Yine “ikinci olarak”, 1982 yılında (Hicri-1402’de) Ramazan Ayının 14. günü Ay, 28. günü de Güneş tutulmuştur.  Ayrıca bu hadisede “Ay”ın Ramazan’ın tam ortasında DOLUNAY halinde tutulması ve dikkatleri çekecek bir alamet olarak belirmesi de son derece anlamlıdır. Bu olayların Hz. Mehdi’nin diğer çıkış alametleriyle aynı dönemde meydana gelmesi ve Hicri 14. yüzyıl başlarında, üst üste iki yıl (1401-1402) mucizevi bir tarzda tekrarlanması rivayetlerin işaretinin bu olaylar olabileceğini kuvvetlendirmektedir.

    Şam Meliğinin Öldürülmesi (1982)

    “Ondan önce Şam ve Mısır melikleri öldürülecektir…” [12]

    Şam kelimesi, yalnızca Suriye’deki Şam şehri için kullanılmaz. Şam, Arapçada kelime anlamı olarak “sol” anlamına gelir ve eskiden beri Hicaz bölgesinin (Mekke ve Medine şehirlerinin bulunduğu bölge) sol tarafında kalan ülkeleri ifade eder. Şam bölgesi yöneticilerinden de suikaste uğrayan çok sayıda kişi olmuştur.

    Kuyruklu Yıldızın Doğması (1986)

    “Mehdi’nin çıkışından evvel, (her tarafı) aydınlatan kuyruklu bir yıldız doğacaktır.” [13]

    “O gelmeden önce, doğudan ışık veren bir kuyruklu yıldız görünecektir.” [14]

    “O yıldızın doğması, Güneş ve Ay tutulmasından sonra olacaktır.” [15]

    Hadislerde belirtildiği gibi:

    1986 yılında (Hicri 1406’da) yani 14. yüzyıl başlarında “Halley” kuyruklu yıldızı Dünyamızın yakınından geçmiştir. Bu kuyruklu yıldız parlak, ışıklı bir yıldızdır. Hareket yönü doğudan batıya doğrudur. 1981 ve 1982 (1401-1402) yıllarında meydana gelen Ay ve Güneş tutulmaları olayından sonra ortaya çıkmıştır. Bu yıldızın doğuşunun da diğer alametler ile aynı zamanda meydana gelmesi, Halley kuyruklu yıldızının hadiste işaret edilen yıldız olduğunu doğrular niteliktedir.

    Tozlu Dumanlı Bir Fitne (2001)

    “Tozlu dumanlı, karanlık bir fitne görülecek, bunu diğerleri takip edecek…”[16]

    Bu hadiste ise, Hz. Mehdi’nin çıkışından önce, tozlu ve dumanlı, karanlık bir fitnenin görüleceğinden söz edilmektedir. Fitne, “insanın akıl ve kalbini doğrudan doğruya hak ve hakikatten saptıracak şey, savaş, azdırma, karışıklık, ihtilaf, kavga” gibi anlamlara gelen bir kelimedir. Hadiste bu fitnenin ardında toz ve duman bırakacağı belirtilir. Ayrıca bu fitnenin“karanlık” olarak nitelendirilmesi, nereden geldiği belli olmayan, umulmadık bir olay olduğuna işaret kabul edilebilir. Bu açılardan bakıldığında söz konusu hadisin, 11 Eylül 2001 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri’nin New York ve Washington şehirlerinde meydana gelen, dünya tarihinin en büyük terör olayı olarak nitelendirilen saldırıya işaret etmesi muhtemeldir. Televizyon ekranlarında ve gazetelerde de şahit olunduğu gibi, bu iki büyük terör olayının ardından büyük bir toz bulutu ve duman çevreyi sarıp kuşatmıştır. Patlamalar sonucunda çöken binalar ise, daha büyük bir toz bulutunun oluşmasına neden olmuş, hatta çevredeki insanların üzerleri tamamen bu tozla kaplanmıştır. Bu olay, hadiste haber verilen ve Hz. Mehdi’nin çıkışının bir alameti olarak bildirilen “tozlu dumanlı, karanlık fitne” olabilir. (En doğrusunu Allah bilir.)

    Bağdat’ın Alevlerle Yok Edilmesi ( 2003)

    “Ahir zamanda Bağdat alevlerle yok edilir…” [17]

    2003 Irak Savaşı’nda, savaşın ilk gününden itibaren Bağdat, en yoğun bombardımana tutulan şehirlerden biri olmuştur. Ağır bombardıman, geceleri Bağdat’ın tıpkı hadiste haber verildiği gibi alev alev yanmasına neden olmuştur. Bağdat’ın gazete ve televizyon haberlerine yansıyan görüntüleri, yukarıdaki hadiste dikkat çekilen “alevlerle yok edilir” açıklaması ile tam olarak mutabıktır. Bu da ahir zamanda bulunduğumuzu gösteren açık alametlerden biridir.

    Irak Halkı Üç Fırkaya Bölünür (2003)

    “Irak halkı üç fırkaya ayrılır. Bir kısmı çapulculara katılır. Bir kısmı ailelerini geride bırakıp kaçarlar. Bir kısmı savaşır ve öldürülürler. Siz bunları gördüğünüz vakit kıyamete hazırlanın.” [18]

    Ahir zaman alametlerinden biri de Irak halkının üçe ayrılmasıdır. Hadiste haber verildiğine göre, halkın bir grubu “çapulculara” katılacaktır. Savaş sonrasında otorite boşluğu nedeniyle Irak’ta büyük yağmalama olayları yaşanmıştır. Gerçekten de halkın bir kısmı, hırsızlık, gasp, yağmalama gibi “çapulculuk” olarak nitelendirilebilecek faaliyetleri yapanlara dahil olmuşlardır.

    Hadiste bir kısım halkın ise, bulundukları yerden bir an önce kaçmaya yeltenecekleri, hatta geride bıraktıkları ailelerini dahi düşünemez konumda olacakları haber verilmiştir. Gazetelerde bu yönde yer alan haberler dikkat çekicidir.

    Hadiste halkın bir kısmının ise, savaşa katılacağı ve öldürüleceği bildirilmektedir. Irak Savaşı sırasında da, bir kısım insanlar çeşitli bölgelerde yaşanan çatışmalara katılmış ve hayatlarını kaybetmişlerdir.

    Ayrıca hadisin ilk bölümünde dikkat çekilen, “Irak’ın üçe ayrılması” konusu fiziki anlamda da gerçekleşmiştir. Körfez Savaşı sonrasında, Irak coğrafi olarak üç bölgeye ayrılmıştır. 32. ve 36. paralelin arası, 32. paralelin güneyi ve 36. paralelin kuzeyi olarak belirlenen bu üç bölgenin oluşturulması, hadisin işaret ettiği gelişmelerden biri olabilir. (En doğrusunu Allah bilir.)

    Gerçekleşen Kıyamet Alametleri Irak ve Şam’a Ambargo (2003)

    Ebu Nadre (r.a.) dedi ki; Cabir (r.a.)’ın yanında idik, şöyle dedi: “Öyle bir zaman yaklaşıyor ki, Irak ahalisine bir kafiz (ölçek), bir dirhem (bir ağırlık ölçüsüdür) sevk olunmayacak”. Dedik ki: “Bu kimden dolayı olur.” Dedi ki: “Acemler (‘Arap olmayanlar) bunu men’ ederler.” Sonra dedi: “Şam ahalisine bir dinar, bir müdy (kile, bir ölçü birimidir) sevk olunmayacak”. “Bu kimden dolayı olur” dedik. “Rumlar’dan dolayı” dedi.[19]

    Irak ve Şam’a ambargo uygulanacak olması kıyamet öncesinde yaşanacağı bildirilen olaylardan, yani Hz. Mehdi’nin geliş alametlerinden biridir. Irak’a, hadiste haber verildiği gibi, on yılı aşkın bir süredir ambargo uygulanıyor olması dikkat çekicidir. Bununla birlikte, Suriye’ye de ambargo uygulanması ihtimali sıkça gündeme gelmektedir.

    Irak Halkı Şam’a ve Kuzeye Kaçar (2003)

    “Masum ve temiz Irak halkı Şam’a kaçar.” [20]

    2003 senesinde Irak Savaşı başlamadan hemen önce on binlerce Iraklının, Suriye başta olmak üzere çeşitli ülkelere göç etme çabaları bu hadisteki olayla büyük bir benzerlik göstermektedir. Bu konuyla ilgili de çeşitli haber ve resimlere medyada yer verilmiştir.

    Iraklıların Parası Kalmayacak (2003)

    “Iraklıların elinde ölçecekleri bir tartı aleti ve alış-veriş yapabilecekleri bir para hemen hemen kalmayacak.” [21]

    Ahir zaman ve dolayısıyla Hz. Mehdi’nin çıkış alametlerinden biri de Iraklıların parasının değer kaybetmesidir. Bu hadis iki ayrı duruma işaret ediyor olabilir. Bunlardan birincisi, İran-Irak ve Körfez Savaşı sonrasında Irak’ta yaşanılan ekonomik çöküntüdür. Savaş dolayısıyla büyük zarar gören Irak ekonomisi, savaş sonrası devam eden ambargolar nedeniyle bir türlü düzelmemiştir. Halkın alım gücü düşmüş, yokluk ve fakirlik en önemli sorunlardan biri haline gelmiştir.

    Ordunun Kaybolması (2003)

    “Mehdi’nin beş alameti bulunur. Bunlar Süfyani, Yemani, semadan bir sayha (çağrı, nara), Beyda’da bir ordunun batışı ve günahsız insanların öldürülmesidir”.[22]

    “…Kendisine bir ordu gönderilecek. Bunlar yerin bir çölünde iken yere batırılacaklardır.” [23]

    “Bir ordu savaş için gelir, çöle girdiğinde baş ve sonundakileri batar, ortadakiler de kurtulmaz.” [24]

    2003 yılında gerçekleşen Irak Savaşı sırasında Irak ordusunun büyük bir kısmının neredeyse birdenbire ortadan yok olması savaşın en dikkat çekici olaylarından biriydi. Birçok gazete ve televizyonda, Cumhuriyet Muhafızları olarak bilinen yaklaşık 60.000 kişilik ordunun ve Fedailer olarak bilinen yaklaşık 15.000 Iraklı askerin kaybolması haber olarak yer aldı. Yan sayfadaki hadislerde bu konuya dikkat çekilmesi, Hz. İsa’nın ve dolayısıyla Hz. Mehdi’nin geliş alametlerinden biri olan “bir ordunun batması” olayının gerçekleşmiş olabileceğini göstermektedir. (En doğrusunu Allah bilir.) Nitekim ilerleyen günlerde de savaş uçaklarının bir kısmının çöl kumları altına gömülmüş olarak bulunması, hadiste bahsedilen çölde bir ordunun batması olayının Irak ordusu ile ilgili olma ihtimalini güçlendirmektedir.

    Irak’ın Yeniden Yapılanması (2003)

    “Irak’a saldırmadıkça kıyamet kopmaz. Ve Irak’taki masum insanlar Şam’a doğru sığınma yerleri ararlar. Şam yeniden yapılanır, Irak da yeniden yapılanır.” [25]

    Hadiste Irak’ın yeniden inşa edileceğine dikkat çekilmektedir. Önce İran-Irak Savaşı, daha sonra Körfez Savaşı, son olarak da 2003’teki Irak Savaşı’nın ardından, Irak’ta pek çok şehir yerle bir olmuştur. Bu savaşın sonrasında yaşanan yağmalama olaylarının da etkisiyle büyük bir harabeye dönüşen Irak’ın yeniden inşa edilmesi mecburi hale gelmiştir. Bu durum gazete haberlerinde de çok geniş olarak yer almıştır.

    Şam Irak ve Arabistan’da Kargaşa Yaşanması (2003)

    Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: “…Öyle bela ve musibetler olacak ki, hiçbir kimse, sığınabileceği bir makam bulamayacaktır. Bu belalar Şam’ın etrafında dolanacak, Irak’ın üzerine çökecek. Arabistan yarımadasının elini ve ayağını bağlayacaktır… Onlar belayı bir tarafta defetmeye çalışırlarken, diğer taraftan o yine ortaya çıkacaktır.” [26]

    Gerçekleşen Kıyamet Alametleri Doğuda Yer Batması Tsunami (2004)

    “On alamet görülmeden kıyamet kopmayacaktır; … Biri doğuda, biri batıda, bir diğeri de Arap Yarımadası’nda meydana gelecek yere batma hadisesi…”[27]

    Peygamber Efendimiz (sav)’in haber verdiği kıyamet alametlerinden bir tanesi, “doğu tarafında gerçekleşecek olan yere batma” hadisesidir.

    Bu alametin büyük bir kara parçasının ya da insan topluluğunun ortadan kalkması, yeryüzünden yok olması anlamına gelmesi muhtemeldir. (En doğrusunu Allah bilir.) 2004 yılının son ayında Güney Asya’da gerçekleşen büyük tsunami felaketi bu alametle çok büyük benzerlikler göstermektedir. Dolayısıyla Peygamberimiz (sav)’in haber verdiği “doğudaki yere batış” alameti, bu büyük tsunami felaketine işaret ediyor olabilir. (Hiç şüphesiz en doğrusunu Rabbimiz bilir.)

    Tarih boyunca Asya’da, Uzakdoğu’da çeşitli felaketler, depremler ve kasırgalar yaşanmıştır. Bu felaketlerde çok büyük yıkımlar gerçekleşmiş, çok yüksek sayılarda insan hayatını kaybetmiştir. Ancak 26 Aralık 2004 tarihinde Güney Asya’da gerçekleşen ve 400 bin kişiye yakın insanın ölümüyle sonuçlanan tsunami, bu felaketlerin en büyüğü olmuştur. Bu büyük felaket sırasında, yeraltındaki büyük levhaların hareketi sonucu oluşan 1000 kilometrekarelik kırılmalar ve kıtaların yer değiştirmesinin yarattığı büyük enerji, okyanuslarda meydana gelen çok büyük enerjiyle birleşip, Güney Asya ülkelerinden Endonezya, Sri Lanka, Hindistan, Malezya, Tayland, Bangladeş, Myanmar, Maldiv Adaları ve Seyşel Adaları’nı hatta 5 bin km uzaklıktaki bir Afrika ülkesi olan Somali sahillerini dahi vurmuştur.

    Kıyamet alametlerinin birbiri ardına gerçekleştiği ahir zamanda meydana gelen bu tsunami felaketi, çok geniş bir alanı etkilemiş, şehirlerin deniz sularının altında kalıp yok olmasına, dünya haritasının değişmesine neden olmuştur. İşte bu nedenle de “doğudaki yere batış” ifadesi ile Güney Asya’da gerçekleşmiş olan bu felakete işaret ediliyor olabilir. (En doğrusunu Allah bilir.)

    Batıda Yer Batması Katrina (2005)

    “On alamet görülmeden kıyamet kopmayacaktır; … Biri doğuda, biri batıda, bir diğeri de Arap Yarımadası’nda meydana gelecek yere batma hadisesi…”[28]

    ABD’nin Meksika Körfezi’nde yaşanan Katrina Kasırgası’nın meydana getirdiği büyük yıkım, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav)’in haber verdiği bir diğer kıyamet alametini, “Batıdaki Yere Batış”ı akıllara getirmektedir.

    Peygamberimiz (sav)’in ahir zamanda gerçekleşeceğini bildirdiği bu “yere batışın”, tarihteki benzerlerinden çok daha büyük, çok daha etkili olması gerekmektedir. Nitekim Katrina Kasırgası da geçmişteki benzerlerinden çok daha büyük bir yıkım meydana getirmiştir.

    “İnsanlara ölüm gelip evler mezar olduğu zaman halin nice olur.” [29]

    New Orleans Şehrinin Yere Batışı

    Katrina Kasırgası birçok şehirde çok büyük tahribat oluştururken, New Orleans’ı yaşanamayacak hale getirdi. ABD’nin turizm ve kültür merkezlerinden biri olarak kabul edilen New Orleans’ın yüzde 80’i sular altında kaldı. Bazı yerlerde suyun yüksekliği 6 metreyi aştı. Dolayısıyla New Orleans suların altına gömülerek, adeta ortadan kalktı. Peygamberimiz (sav)’in haber verdiği “Doğudaki yere batma” alameti Endonezya’da yaşanan tsunami felaketine bir işaret olabileceği gibi, “Batıdaki yere batma” hadisesi de New Orleans şehrinin ortadan kalkışına bir işaret olabilir. Hiç şüphesiz en doğrusunu Allah bilir.

    Büyük Olayların ve Hayret verici Şeylerin Meydana Gelmesi

    “Onun zamanında büyük hadiseler vuku bulacak.” [30]

    “Onun zamanında nice hayret veren haller zuhur edecektir.” [31]

    “Onun zuhur mebdeleri ve mukaddimeleri (çıkış alametleri) Resulullah Efendimiz (sav)’in irhasatına (peygamberliğine delil olan alametlere) benzer.” [32]

    Hz. Muhammed (sav)’in doğumundan önce büyük ve olağanüstü olaylar meydana gelmişti. Doğduğu gece yeni bir yıldız doğmuş, ateşe tapan İran Padişahlarının sarayının 14 burcu yıkılmış, İran’da 1000 yıldır yanmakta olan Mecusi ateşi sönmüş, Semavi Vadisi sel suları altında kalmış, Save Gölü kurumuştu…

    1979: 2500 yıllık İran şahlığı yıkıldı ve İran Şahı Rıza Pehlevi öldü.
    1980: 1980 yılı başlarında ilk AIDS vakaları tespit edildi. Şu ana kadar on binlerce kişinin ölümüne sebep olan bu hastalığa “Çağın Vebası” ismi verildi. AIDS, 1960’larda Amerika’da başlayan ve her çeşit cinsel serbestliği getirmiş olan “Seks Devrimi”ni sona erdirdi.
    1985: Kuzey Kolombiya’daki Nevada Del Ruiz yanardağı 400 yıldır ilk kez patladı. Eriyen kar ve buzun oluşturduğu çamur yüzünden Armero kenti haritadan silindi. 20.000 kişi öldü.
    1989: Soğuk Savaşın sembolü olan Berlin Duvarı inşasından tam 28 yıl sonra yıkıldı.
    1990: Sovyetler Birliği yıkıldı ve Gorbaçov’la birlikte Bağımsız Devletler ortaya çıktı.
    1991: Irak’ın Kuveyt’i ilhak etmesinden sonra yıllarca sürecek olan Körfez Savaşı başladı.
    1993: Avrupa’nın ortasında bulunan Bosna ve Kosova’daki katliamda yüz binlerce Müslüman öldürüldü ve yüz binlercesi yurtlarından çıkarıldı.
    2003: 60.000 senede bir gerçekleşen bir olay meydana geldi ve Mars gezegeni Dünya’ya en yakın konuma geldi. Dünyanın en kurak bölgelerinden olan Mekke’de meydana gelen sel felaketinde 12 kişi yaşamını yitirdi.

     Gerçekleşen Kıyamet Alametleri : Kaynaklar

    [1] Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 59
    [2] Kıyamet Alametleri, Osman Çataklı, 299/8
    [3] Kıyamet Alametleri, s. 168-169
    [4] Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 35
    [5] Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 166.
    [6] Ramuz-El Ehadis, 476/11.
    [7] Ramuz-El Ehadis, 187/2
    [8] El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 49
    [9] El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 47
    [10] Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 37
    [11] El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 49-53
    [12] El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 49
    [13] Kıyamet Alametleri, s. 200
    [14] El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 53
    [15] Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 32
    [16] Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 26
    [17] Risalet-ül Huruc-ül Mehdi, Cilt 3, sf. 177
    [18] Fera İdu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar
    [19] Et-Tac, Ali Nâsıf el-Hüseyni
    [20] Risalet-ül Huruc-ül Mehdi, s. 210
    [21] Kenzul Ummal, Kitab-ul kıyame kısm-ul efal, c.5, s. 45
    [22] Naim Bin Hammad
    [23] Müslim’den; Geleceğin Tarihi 4, s.31
    [24] Hambel, Tirmizi, İbni Mace, Ebu Davud’dan; Geleceğin Tarihi 4, s.30
    [25] Kenzul Ummal, Kitab-ul kıyame kısm-ul efal, c.5, s. 254
    [26] Kenzul Ummal, Kitab-ul kıyame kısm-ul efal, c.5, s. 38-39
    [27] Müslim, Fiten, 39
    [28] Müslim, Fiten, 39
    [29] Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir zaman Alametleri, s. 392, no. 726
    [30] El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 27
    [31] Mektubat-ı Rabbani, 2/258
    [32] Mektubat-ı Rabbani, 2/258

     
  • Admin

    admin 6:01 pm - May 27, 2017 Konu içi | Cevapla
    entry: Dabbetül-Arz, Dabbetül-Arz'ın Zuhuru, Dabbetül-Arz'ın Zuhuru alametleri, Dabbetül-Arz'ın Zuhuru anlamı, Dabbetül-Arz'ın Zuhuru nedir, kıyamet alametleri   

    Dabbetül-Arz’ın Zuhuru 

    Dabbetü’l-Arz’ın Zuhuru

    Dabbetül-Arz'ın Zuhuru

    Dabbetül-Arz’ın Zuhuru

    DABBETÜ’L-ARZ’IN ZUHURU VE GÜNEŞ’İN BATI’DAN DOĞMASI

    a. Dabbetü’l-Arz’ın Yapacağı Şeyler

    249/8. «Dabbetü’l-Arz beraberinde Hz. Süleyman AS’ın mührü, Hz. Mûsâ AS’ın asası bulunduğu halde çıkar. Mü’minin âsa ile yüzünü nurlandırır. Kâfirin de mühürle burnunu mühürler. beşiktaş escort bayan
    etiler escort bayan
    bahçeşehir escort bayan

    Öyle ki, ziyafet ehli toplanırlar da, biri diğerine, “Ya mü’min!” veya “Yâ kâfir!” diye hitap edebilir olurlar.» (Hz. Ebû Hüreyre RA)

    NOT: Dabbet-ül Arz’ın nasıl bir mahlûk olduğu tam mânâsı ile bilinmemekle beraber, kendisi Kıyametin büyük alâmetlerinden olup güneşin batıdan doğuşu sırasında zuhur eden bir mahlûk olduğu anlaşılmaktadır.

    b. Güneş’in Batıdan Doğması

    243/3. «Altı şey gelmeden amellere müsâraat ediniz, koşuşturunuz! Güneşin batıdan doğuşu, duhan, Dabbetü’l-Arz, Deccal, ölüm (çokluğ) ve kıyamet.» (Hz. Enes RA)

     

    477/4. «Güneş batıdan doğmadıkça kıyamet kopmaz. O batıdan doğduğunda, insanlar onu görür ve hepsi de iman ederler. Lâkin işte bu imanın, daha önce iman etmediği için hiç bir nefse fayda vermediği zamandır.» (Hz. Ebû Hüreyre RA)

    c. Güneş’in Batıdan Doğuşu ile Tövbe Kapısının Kapanacağı

    87/10. «Allah-u Zülcelâl Hazretleri tövbe için mağripte bir kapı yarattı; genişliği yetmiş yıllıktır. Güneş batıdan doğmadıkça bu kapı kapanmaz. Bunlar âyet istiyorlar. “O günde iman edeceklerin imanı fayda vermeyecektir.”» (Hz. Safvan ibni Assal RA)

    322/4. «Allah-u Zülcelâl Hazretleri batıdan tövbe için öyle bir kapı açtı ki, genişliği yetmiş yıllık mesafedir. Bu kapı, güneş batıdan doğmayınca kapanmaz.» (Hz. Safvan RA)

    242/2. «Tövbe kapısı açıktır. Güneş batıdan doğuncaya kadar kapanmaz.» (Hz. Safvan RA)

    Dabbetül-Arz’ın Zuhuru : KAYNAK BELİRTİLMELİ

     

     
  • Admin

    admin 1:48 pm - May 12, 2017 Konu içi | Cevapla
    entry: ayurveda, ayurveda ne demektir   

    Ayurveda Nedir Ve Ne İçin Kullanılır? 

    Ayurveda ne demektir?

    Ayurveda veya ayurvedik tıp ilk olarak Hindistan’da ortaya çıkmış ve 5.000 yıldan fazla bir süredir kullanılan bir sağlıklı yaşam sistemidir. Ayurveda sağlıklı yaşam uygulamalarıyla ( masaj, meditasyon, yoga, diyet ve bitkisel çözümler ) hastalıkları önleme ve tedavi etmeye yönelik bir uygulamadır.

    Ayurveda vücudu bir bütün olarak görür. Ayurveda sadece kişinin fiziksel problemlerini tedavi etmez. Ayrıca sağlığını geliştirmek için yaşam şekli uygulamalarını da değiştirir.

    Ayurvedaya göre doğadaki 5 element ( uzay, hava, ateş, su ve toprak ) vücutta 3 bileşen olarak bir araya gelirler. Bunlar Vatta, Pitta ve Kapha’dır. Bunlara dosha denir. Doshalar doğanın temel elementleriyle ve vücudun fonksiyonlarıyla yakından ilgilidir. Bu doshaların dengesinin optimal sağlık için gerekli olduğu düşünülmektedir.

    Hava ve uzay Vatta’yı temsil eder. Vatta kasları, eklem hareketlerini, solunumu ve kalp atımlarını kontrol eder. Vatta ayrıca anksiyete, korku, acı ve diğer sinir sistemi fonksiyonlarını da kontrol eder.

    Ateş ve su Pitta’yı temsil eder. Pitta’nın sindirim, metabolizma, zeka ve cilt rengi gibi vücut fonksiyonlarını kontrol ettiği düşünülmektedir. Pitta duyguları, öfkeyi, nefreti ve kıskançlığı yönetir.

    Toprak ve su Kapha’yı kontrol eder. Vücudun fiziksel yapısı ve bağışıklık sistemi Kapha tarafından yönetilir. Duygusal tepkilerin ( sakinlik, affetme, sevgi, aç gözlülük ) Kapha tarafından kontrol edildiği düşünülmektedir.

    Doshalar ayrıca kişilerin fiziksel durumu ve kişilikleriyle de ilgilidir. Vatta vücut görünümü küçük ve ince olmaya yatkındır. Pitta vücut sitili daha orta ve kaslı bir vücudu ifade eder. Kapha görünümü ise genelde daha büyük ve gelişmiş bir vücut görünümüdür.

    Ayurveda’da tedavi yöntemleri nelerdir?

    Ayurvedik tıpta hastalıklar birçok yolla tedavi edilir. Bu yöntemler arasında diyet değişiklikleri, bitkisel çözümler ve egzersiz vardır. Ayurvedik felsefeye göre ayrıca yoga, meditasyon veya danışmanlık da hastalıkları tedavi etmeye yardımcı olur.

    Ayurveda ne için kullanılır?

    İnsanlar Ayurvedik uygulamaları sağlıklı olmak, stresi azaltmak ve esnekliği, kuvveti ve dayanıklılığı geliştirmek için kullanır. Araştırmacılar yoga ve meditasyonun astım, yüksek kan basıncı ve artrit gibi sorunları tedavi etmek için etkili yöntemler olabildiğini bulmuşlardır.

    Ayurveda sağlığı geliştirmek, hastalıkları tedavi etmek için uygun bir diyet yöntemini de kullanır. Diğer yandan bitkisel ilaçlar da kişinin dosha tipine göre reçete edilmektedir.

    Ayurveda güvenli midir?

    Ayurvedik uygulamalar ( yoga, meditasyon v.b. ) sağlığı geliştirmek için güvenli bir yol olabilir. Eğer uzun süreli bir hastalık sorunu yaşıyorsanız Ayurvedik uygulamalar geleneksel tıbbi tedavilerle birlikte uygulanabilir.

    Ayurvedik bitkisel ilaçlar da geleneksel tıbbi ilaçlar gibi yan etkilere neden olabilir ( alerjik reaksiyonlar ) Ya da bu bitkisel ilaçlar alınan diğer geleneksel tıbbi ilaçlarla etkileşime girerek de bir yan etkiye neden olabilir.

    Bazı Ayurvedik bitkisel ilaçlar yüksek düzeyde ağır metaller içerebilir. Bu tür bitkisel ilaçları ve destek vitaminleri kullanmadan önce mutlaka hekiminize danışmanız gerekir. Eğer hali hazırda Ayurvedik bitkisel ilaç alıyorsanız hekiminizden vücudunuzdaki ağır metal düzeyini ölçen bir tarama testi isteyebilirsiniz.

    Eğer bir hastalığınız varsa ve bunun için tıbbi tedavi görüyorsanız, alternatif tedaviler konusunda mutlaka hekiminize danışmalısınız. Hekiminize danışmadan alternatif tedavilere yönelmemeniz daha uygun olacaktır.

     
  • Admin

    admin 6:38 pm - May 9, 2017 Konu içi | Cevapla
    entry: gizemli olaylar, gizli ilim   

    Gizli ilimler nelerdir? 

    Gizli ilimler, adından anlaşıldığı gibi sadece çok az insanın bilip uygulayabildiği ve normal insanlar için gizemini korumaya devam eden son derece etkili ve yerine göre tehlikeli sanat ve bilgi alanlarıdır.

    İnsanlığın ilk zamanlarından günümüze kadar çok sayıda gizli öğreti ortaya çıkmış, bazıları bir süre sonra gizemini kaybedip tarihe karışırken bazıları tesirlerini günümüzde dahi sürdürebilir olmuştur.

    gizli ilimler 4

    Gizli ilimler çoğu zaman adı duyulan ve hakkında birkaç kelimelik bilgilere sahip olunan alanlardır. Fakat bu bilimler insanların bu yüzeysel bilgilerinden çok daha etkili ve karmaşık bir yapıya sahiptir.

    Tarihte büyük imparatorlukların hemen hemen hepsinde gizli ilimlerle uğraşan insanlar sarayda sultanların en yakınlarında bulunmuşlar ve devletin bütün imkanlarından istifade etmişlerdir.
    Günümüzde de süper güç denilen pek çok devletlin gizli servislerinin bu ilimlerle uğraşan insanlarla irtibatlı olduğu gerçeği göz önünde bulundurulduğunda konunun önemi daha açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır.

    Peki tarihten günümüze kadar bu nispette etkili olan gizli ilimler nelerdir? Nasıl bir çalışma sistemleri vardır? Gerçekten de söylendiği gibi olağanüstü etkilere sahip midirler? İşte bu yazımızda tarihten günümüze kadar etkili olmuş 12 farklı gizli ilim hakkında ayrıntılı bilgiler vermeye çalışacağız. Keyifle okunacak bilgilendirici bir çalışma olmasını umuyor ve maddelerimize geçiyoruz:

    Gizli ilimler 1

    Hüddam ya da ecinni ilmi

    Doğada cin, peri, hüddam, meryema gibi soyut varlıkların da olduğunu dile getiren bir öğretidir. Buna göre bizim çevremizde hayatımızda çok fazla etkili olan olağanüstü varlıklar vardır. Bu varlıklar kontrol altına alınabilir ve kişinin hizmetine sokulabilir. İşte belirtilen bu olağanüstü varlıkları hizmete koşmaya yani köleleştirmeye ecinni ilmi denir. Ecinni ilminde köleleştirilen iki tür varlık vardır: hüddamlar, meryemalar.

    gizli ilimler

    Hüddam, cin taifesinden olup köle haline getirilmiş erkek varlıklardır. Bunlar genellikle evli ve çocukları olan cinlerdir. Çocuklarının öldürüleceği yönünde tehdit edilirler ve bu şekilde köle haline getirilirler. Hüddamlara cinayet, soygun, kazaya sebebiyet verme, hastalık çıkartma gibi korkunç işler yaptırılabilir.

    Bazı durumlar da ise bekar hüddamlar bir kadına aşık olup gönüllü olarak da köle olabilirler. Bu durumda bütün yaşamlarını o kadına göre ayarlarlar fakat kadına kendilerini asla göstermezler.

    Meryema ise bekar genç kız görünümündeki kadın cinlerdir. Rivayete göre upuzun saçları olan ve devamlı siyah, güzel elbiseler giyen varlıklardır. Eğer bir erkek meryemanın elbisesine iğne batırabilirse artık meryema normal bir kadına dönüşür ve kendisini yakalayan adama aşık olur. Meryemanın her yıl sadece bir gün ve sadece birkaç saniyeliğine evlere girdiğine inanılır. Evlere giriş vakti olarak da “günün aydınlanmaya başladığı ve gecenin karalığını kaybettiği sabah vakti” tabiri kullanılır.

    Gizli ilimler 2

    Kıyafetnameler

    Kıyafetname bir insanın dış görünüşüne bakarak kişiliğini analiz etme sanatıdır. Eski medrese sisteminde öğrencilerin en fazla merak edip okuduğu alanlardan biridir. Hatta klasik bir eser haline gelen Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın Marifetname adlı eseri bu konu ile ilgili bir başyapıt kabul edilmektedir.

    gizli ilimler2

    Bir insanın boyu, avuç içi, yüzü, saç modeli ve kullandığı kelimelerin onun kişiliğinin yansımaları olduğunu dile getiren bir alandır. Hazır kabullere dayanır. Belli bedensel özelliklerin belli kişilik yapılarını yansıttığını dile getirir. Bir dönem psikoloji biliminin de ilgi duyduğu bu tarz günümüzde geçerliliğini yitirmiştir.

    Marifetname kitabında kıyafetname ile ilgili çok sayıda veriye yer verilmiştir. Bunlardan birkaçını burada nakledersek okurlarımız kıyafetname hakkında genel bir bilgiye sahip olabilecektir. İşte Erzurumlu İbrahim Hakkı’dan bazı kıyafetname değerlendirmeleri:

    • Elleri büyük olan kişiler yönetici olduklarında zalim olur.
    • Yaylanarak yürüyen kişiler çok cimridir.
    • Kulak memesi yapışık olanların ihanet etme eğilimleri vardır.
    • Uzun burunlu kişilerin küçük burunlulara göre daha cesur oldukları ifade edilir.
    • Alnı geniş ve saçları seyrek olan kişiler normalden daha zeki olur.
    • İnce dudaklı kadınlar dar görüşlü ve kıskanç iken dolgun dudaklılar bencil ve tembel olurlar.

    Günümüzde bu sıraladığımız maddelere itibar edecek kişilere rastlamak mümkün değildir. Fakat kıyafetname öylesine ilginç ve etkileyici bir alandır ki insan “acaba” demekten de kendisini alamamaktadır.

    Gizli ilimler 3

    Hurufilik ya da Letrizim

    Hurufilik, konuşma sırasında kullanılan kelimelerin ve yazıda yazılan sözcüklerin tılsımlı olduğunu iddia eden gizli bir öğretidir. Buna göre bütün kutsal kitaplarda gizli bir semboller sistemi vardır ve bu sistem kelimeler üzerinden simgeleştirilmiştir.

    Hurufilik öğretisinde ustalaşan biri kullanılan kelimelere bakarak karşıdaki kişinin içinden geçenleri bilebilir. Hatta konuşan kişinin sözlerine bakarak o kişinin geleceği hakkında öngörülerde bulunabilir.

    gizli ilimler 9

    Hurufilikte bazı sözcükler olağanüstü özelliklere sahiptir. Bu sözcükler doğru yerde ve doğru zamanda söylenirse gizli güçlerle irtibata geçilebilir ve böylece üstün güçlerle ortak iş yapılabilir.

    İslam dünyasında Arap alfabesinin ses-anlam ilişkisinin büyülü olduğuna inanan Hurufilik adında bir mezhep dahi çıkmıştır. Zaten Hurufilik adını bu mezhepten almaktadır. “Huruf” sözcüğü “harf” sözcüğünün çoğuludur. Yani harflere olması gerekenden farklı ve yüce bir anlam yüklemektir.

    İslam dünyasında bu akımın en büyük temsilcisi Fazlullah Hurufi adlı İranlı tasavvuf şeyhidir. Fazlullah Hurufi’nin görüşlerinin İslam’a aykırı olduğunu söyleyen dönemin iktidarı şeyhi atların arkasına bağlatır ve parçalanana kadar yerlerde sürükletir. Rivayete göre atlar durduğunda Fazlullah’ın sadece iki ayak bileği kalmış geriye kalan vücut parçaları lime lime olmuştur. Fazlullah’ın öğrencisi ve Hurufilik’in diğer büyük temsilcisi olan Seyyid Nesimi ise derisi yüzülerek öldürülmüştür.

    O dönemki devlet yöneticilerinin bu nispette sert tepki göstermesinin 2 sebebi vardır: Birinci sebep dile getirilen görüşlerin İslam inancı ile zıtlık göstermesi, ikinci sebep ise Hurufi liderlerin  çok karizmatik karakterler olması ve peşlerinden on binlerce insanı sürüklemeleridir.

    Hurufilik öğretisinin Batı’daki karşılığı Letrizm adını almaktadır. Hem bir sanat akımı hem de bir toplumsal sistem olarak ortaya çıkmış ve çok etkili bir öğreti haline gelmiştir. Günümüzde bile medyada sık sık geçen “19 mucizesi”, “tılsımlı esmalalar” ve “büyü sözcükleri” gibi kavramlar Letrizm tesiri ile hayatımıza girmiştir.

    Gizli ilimler 4

    Kabala

    Yahudi, simgeciliğine Kabala adı verilir. “Kabala” sözlük anlamı olarak “ortak iş yapmak” demektir. Bütün Orta Doğu dillerine girmiş bir sözcüktür. Arapların “kabl” dedikleri ve Türklerin “kabul etmek” biçiminde günlük hayatta sıkça kullandıkları ifadeler hep “kabala” sözcüğünden gelmektedir.

    gizli ilimler 3

    Kabala’nın tarihi İlk Çağ Yahudi toplumunun çekirdek oluşumuna kadar gider. Kudüs’ün ilk kuruluş döneminde şehri kuranlardan biri olan Duvar Ustası Hiram ve arkadaşlarının fikir sistemine verilen isimdir.

    Hiram ve arkadaşlarının dünyanın bütün sırlarına vakıf oldukları ve bu sırları bir sandık içinde sakladıkları iddia edilmektedir. Tabi Hiram’ın ve bütün çıraklarının sonradan bir kumpasla öldürüldükleri de kaynaklarda dile getirilmiştir.

    Rivayete göre bu sırlar tarih boyunca çok az kişi tarafından bilinmiş ve bu sırların gücü sayesinde dünyaya hakim olunmuştur.

    Günümüzde de bu sırları çok dar bir kesimin bildiği ve dünyayı bu birkaç kişinin idare ettiğine inanılmaktadır. Zaten illuminati gibi popüler kavramlar da kaynağını hep bu kabala denilen düşünce sisteminden almaktadır.

    Gizli ilimler 5

    Yıldızname veya burçlar

    Halk arasında astroloji olarak bilinen yıldızname aslında tarihi çok daha eski dönemlere uzanan bir alandır. Eski Mısır ve Sümer toplumlarından günümüze kadar yaygın bir biçimde uygulama alanı bulmuştur. Hatta bir dönem o kadar yaygın bir icra alanı oluşmuştur ki krallar yıldız falları açmadan en ufak bir işe dahi girişmemişlerdir.

    gizli ilimler 6

    Yıldızname gezegenlerin, güneşin, ayın ve dünyanın birbirine göre konumlarının insanın kaderi ve kişiliği üzerinde çok etkili olduğunu dile getiren anlayıştır. Buna göre bir insanın doğduğu gün onun yaşamı üzerinde ciddi bir etkiye sahiptir. Zira doğulan gün kişiliğin biçimlenmesinde en önemli unsurdur. Yani bir kişinin doğum tarihi net olarak bilinirse onun bütün ruhsal durumu çözülebilir.

    Yıldıznameler sayesinde günlük, haftalık veya aylık öngörülerde bulunulur. Gelecekle ilgili tahminler yapılarak yol gösterici ve ikaz edici bir tavır takınılır.

    Yıldızname ilk ortaya çıktığı dönemlerdeki gibi kalmamış devamlı yeni değişikliklerle gelişim göstermiştir. Çünkü insanoğlunun uzay ile ilgili bilgi düzeyi devamlı ilerleme kaydetmektedir. İlk dönemlerdeki güneş sistemi algısı ile günümüzdeki güneş sistemi hakkındaki bilgiler birbirini tutmadığı için yıldıznamede bir de “yükselen burç” kavramı ortaya çıkmıştır.

    Dünyanın herhangi bir yerinde herhangi bir gazete alındığında içinde günlük burç yorumlarının olma ihtimali çok ama çok yüksektir. Yine pek çok internet sitesinin ve televizyon kanalının da burçlara ayrılmış olması yıldıznamelerin hala ne kadar etkili olduğunun en büyük kanıtlarıdır.

    Gizli ilimler 6

    İlmi havas

    İlmi havas İslam gelenekleri ile arkaik büyülerin karışımı ile ortaya çıkan son derece ilginç bir alandır. Havas ilmi ile ilgilenenler yaptıkları şeyin İslam’ın temel kaynaklarına dayandığını iddia etseler de hiçbir İslam otoritesi havas ilmini “İslami bir uygulama” kabul etmemektedir.

    gizli ilimler 10

    Havas ilminin dış cephesi İslam geleneklerine dayanır. Yani Arapça dualar söylenip yazılması, Allah’ın esmalarının okunması hatta bazı ayet ve surelerin dua hükmünde söylenmesi söz konusudur. Havasın iç cephesi ise tamamen hurafedir. Zira havas ilmi ile niyetlenen şeylerin hiçbirinin İslam’ın inanç ve ahlak sistemi ile bir alakası yoktur.

    Havas ilminde dua etmek ile büyü yapmanın sentezlendiği muskalar önemli bir yer tutar. Muska, “yazılı kağıt parçası” demektir. Havas ilminde akla gelebilecek her konuda muska yapılabilmektedir. Karı kocayı birbirinden soğutma, dil bağlama, idrar bağlama, nikah kapatma, şirin gösterme, ticari tılsım yaratma gibi akla gelebilecek çok farklı konularda muska yapılabilir.

    Gizli ilimler 7

    Fizyognomi

    Fizyognomi, yüz tanıma ve yorumlama sanatı demektir. Aslında kıyafetnamenin bir türüdür. Fakat kıyafetnameler Eski İbrani ve Arap geleneklerine dayanırken fizyognomi Uzak Doğu kültürüne dayanır.

    gizli ilimler 1

    Bir insanın yüz şeklinin çözümlenmesi ile bütün kaderi hakkında bilgi sahibi olunacağına inanılır. Bu amaçla “yüz haritaları” çizilir. Yüzdeki her noktanın bir adı ve işlevi olur. Çok sayıda insan yüzünün modeli çıkarılır. Bu modellere göre “kişilik cetvelleri” hazırlanır.

    Fizyognomi sanatına göre ifade edilmiş birkaç yüz okuma detayını örnek vermek gerekirse şunlar söylenebilir:

    • Mavi gözlü insanlar daha zeki olmalarına rağmen tutkularının esiri olma konusunda daha zayıftırlar.
    • Bir gözü diğerinden büyük olanlarda şiddet eğilimi vardır.
    • İki kaşı birbirine çok yakın olan kişiler öfkeli ve tedbirsiz olur.
    • Burnu küçük ve dik olanlar hızlı karar verirler ve verdikleri kararlar genellikle yanlıştır.
    • Küçük çeneli insanlar iradesiz olup her türlü telkine açıktır.

    Burada birkaç maddesini sıraladığımız fizyognomi sanatı daha çok ticarette kullanılmıştır. Ticaret yapılan kişinin bütün davranış özellikleri yüzünden tespit edilip ona göre ticari yönlendirmeler yapılmış ve böylece ciddi paralar kazanılmıştır.

    Gizli ilimler 8

    Paranomal ilimler

    Paranormal kelimesi “normal ötesi” anlamına gelmektedir. Fizik ötesi alem ile alakalı her türlü durum paranormal ifadesi ile karşılanmaktadır. Telepati, telekinezi, hipnoz, ruhçuluk, parapsikoloji gibi çok farklı alanlara sahiptir.

    gizli ilimler 5

    Tarihte bu alana bazen yanlışlıkla spiritüalizm de denmiştir. Spiritüalizm, “uçucu ve hafif” anlamına gelir. Türkçedeki “ispirto” kelimesinin de bu sözcükten türemesi oldukça ilginçtir.

    Paranormal ilim ile spiritüalizm çoğu zaman birbirinin yerine kullanılsa da aralarında çok önemli bir fark vardır: Paranormal, pozitif bilimlerden faydalanarak görünmeyen aleme ulaşmak isterken; spiritüalizm, dinsel verilerden yola çıkarak soyut evrene varmaya çalışır.

    Gizli ilimler 9

    İlmi simya

    Maddeyi değiştirme sanatı olarak bilinir. Eski dönemlerde bakırı alıp altına çevirdiklerini iddia eden çok sayıda kişi çıkmıştır. Bu şahıslar, çeşitli uygulamalarla maddeleri dönüştürdüklerini iddia etmişlerdir.

    gizli ilimler

    Simya uzmanları sadece bakırı altına çevirebileceklerini ileri sürmemişler her türlü maddeyi başka bir varlığa dönüştürebileceklerini iddia etmişlerdir. Bu varlıklar içinde insanlar da vardır. Yani simya uzmanları insanları kısa bir sürede bambaşka bir şahsa dönüştürebileceklerini de iddia ederler.

    Birçok araştırmacıya göre günümüzde modern kimya bilimi aslında simya ilminin verileri üzerine kurulmuştur ve gelişimini ona borçludur.

    Gizli ilimler 10
    Kehanet

    Gizli ilimler içinde en fazla ilgi çekeni ve üzerinde en fazla konuşulanı hiç şüphesiz ki kehanettir. Kehanet “gelecekten haber verme sanatı”dır. Hiçbir maddi kanıta dayanmadan sadece ilham ile geleceğe dair bilgilere ulaşmaya kehanet denir.

    gizli ilimler

    Tarihte gelecekten haber veren çok sayıda kahin çıkmıştır. Bunların en meşhurları şunlardır:

    Nostradamus

    Fransa’da doğup yaşamıştır. Asıl mesleği doktorluktur. Çok sayıda eser yazmış başarılı bir bilim adamıdır. Bilim adamı kimliğinin yanı sıra birçoğu gerçekleşen yüzlerce kehanette bulunmuştur. Kehanetlerini şiir biçiminde ve kapalı bir üslupla anlatmıştır.

    Vanga

    Bulgaristanlı bir kadın kahindir. Küçüklüğünde bir sel felaketinde her iki gözünü kaybetmiştir.  20.yüzyılda meydana gelen birçok tarihi olayı önceden tahmin etmiştir. Kendisi ile konuşan insanların hayatlarına ait en gizli detayları kişilere anlatması ile bilinir. Yaşarken çok popüler olmuş ve neredeyse her gün birkaç gazeteciyle görüşmeler yapmıştır.

    Edgar Cayce

    Başının altına kitap bırakıp uyuyan ve uyandığında kitabın içindeki tüm bilgileri ezberleyen bir kahindir. Bu nedenle “uyuyan kahin” lakabını almıştır. Bütün hayatını insanlara faydalı olmaya adayan Amerikalı bir kahindir. Yaşarken birçok üniversite hocası ile birlikte çalışmış ve el yazısıyla yazılmış binlerce sayfalık “ders notu” bırakmıştır.

    Joy Ayyad

    Mısırlı kahindir. Son dönemlerin en meşhur kahinlerinden biridir. Televizyon programları yapmış ve ülkelerin dış siyasetine dair kehanetlerde bulunmuştur. Verdiği tarihlerin ve olayların birebir çıkması onu daha da önemli biri haline getirmiştir. Türkiye hakkında da çok sayıda kehaneti vardır.

    Gizli ilimler 11

    Tayyı mekan tayyı zaman

    Tayyı mekan çok kısa bir sürede binlerce kilometrelik mesafeleri katetmektir. Yani bir mekan sınırlamasına tabi olmamak, herhangi bir araç kullanmadan uzak yerlere bir çırpıda gidip gelebilmektir.

    gizli ilimler 7

    Tayyı zaman ise zaman yolcuğu yapabilmek ve geçmiş ile geleceğe gidip gelebilmektir.

    Her iki kavram da tasavvufta yaygın olarak kullanılmıştır. Bu kavramlar şekil değiştirme ile beraber gündeme gelmektedir. Şekil değiştirmeye Anadolu’da “don değiştirme” denir. Edebi literatürde bu duruma “metamorfoz” adı verilir. Kişinin kuşa, çiçeğe, ışık huzmesine veya rüzgara dönüşmesi şeklinde ifade edilmektedir.

    Gizli ilimler 12

    Bilinç okuma ve bilinç yönlendirme

    Tarihin ilk dönemlerinden biri yapıldığı iddia edilen bir gizli ilimdir. İnsanların bilincinin okunduğu ve yönlendirildiğine dair bilgiler eski el yazması kitaplarda dahi geçmektedir.

     

    gizli ilimler

    Birçok araştırmacı Büyük İskender’in, Sezar’ın , Keyhüsrev’in, Buda’nın ve İbni Sina’nın bilinç okuyup yönlendirdiğini iddia etmiştir. Aynı araştırmacılar günümüzde pek çok büyük kuruluşun ve bazı devletlerin bilinç yönetimi konusunda ciddi çalışmalar yaptığını iddia etmektedir.

    Bilincin bilimsel bazı psikolojik veriler yardımı ile yönlendirildiği görüşünün  yanı sıra olağan üstü varlıklardan faydalanılarak da bu işlemin gerçekleştirildiği  sıkça dile getirilmektedir.

     
c
Compose new post
j
Next post/Next comment
k
Previous post/Previous comment
r
Cevapla
e
Düzenle
o
Show/Hide comments
t
Go to top
l
Go to login
h
Show/Hide help
shift + esc
İptal