Etiketler:KİTAP Cevapları Göster/Gizle | Kısayollar

  • AkilliAdam

    AkilliAdam 8:27 pm - April 4, 2018 Konu içi | Cevapla
    entry: KİTAP   

    Okudugumuz kitaplardan aklımızda kalan güzel sözler

    “insanları genel anlamda seviyorum ama kimseye tahammülüm yok.”

     
    • meridyen 9:20 pm - Nisan 4, 2018 Konu içi | Cevapla

      Alex Carlex İflas edmenin yolları kitabından
      Sayılsal loto iddia oyna, piyango biletleri al muhakkak iflas a doğru ilerlersin

      0

      0
    • Admin

      Admin 8:28 pm - Nisan 6, 2018 Konu içi | Cevapla

      Kuran-ı Kerim bir deyil hayat boyu okunacak bir kitap, Her müminin mutlaka okumasını ögrenmesi ve okuması gerekli bir kitao, iyi okumalar

      0

      0
    • Asli 5:38 pm - Nisan 8, 2018 Konu içi | Cevapla

      Son gunlerde guzel bir roman ciktimi bana onereceginiz

      0

      0
  • Admin

    admin 7:41 am - July 3, 2017 Konu içi | Cevapla
    entry: güzel kitap tarihi, KİTAP, kitap tarihi   

    Dünden Bugune Kitap Tarihi 

    Dünden Bugune Kitap Tarihi

    Dünden Bugune Kitap Tarihi

    Ortaçağ Avrupası’nda Kitap

    Ortaçağ’da İslam dünyasında 10.000 mevcutlu dev kütüphanelerin bulunduğunu… İslam dünyasının 10. yüzyılda hem derlemelerin zenginliği hem de kütüphanecilik yöntemleri bakımından Avrupa kütüphaneciliğinden 200-300 yıl ileride olduğunu… Aynı Ortaçağ Avrupası kütüphanelerinde kitapların raflara zincirle bağlandığını ve okuyucu, kitap okumak istediği zaman bu kitabın rahleye zincirlerle bağlanarak verildiğini… Daha da ileri gidilerek kitapların demir parmaklıklar arasında okutulduğunu [1] BİLİYOR MUYDUNUZ?

    Ütopya ve Türkler

    Hıristiyan Avrupası’nın akıldışı yönetimi karşısında arayış içine giren batılı filozofların;

    «Yaşayanlara kusursuz bir düzen içinde var olma imkânı sağladığı ülke kabul edilen ideal ülke-ütopya» arayışı içine girdiklerini… Bu filozoflardan biri olan Tommaso Campanella’nın 1602’de bu gaye ile “La Citta del sole”(Güneş Ülkesi) adlı eserini yazdığını ve bu eserin gerçek hayata uygulanabilirliğini ispat kısmında;

    «Güneş ülkeyi yeryüzünde bulmak mümkün mü? Fikir hürriyetine, lisan hürriyetine ilişmeyen Türklerin mevcudiyeti – hiç olmazsa yarın – böyle bir ülkenin olacağını bana zannettiriyor. Madem ki; düşünceyi zindana koymayan, hakikat sevgisini zincire vurmayan bir millet, o cesur ve âdil Türkler var, üzerinde yalnız hakikatin, adaletin ve hürriyetin hüküm sürdüğü bir Güneş Ülke, niçin vücut bulmasın?» dediğini [2] BİLİYOR MUYDUNUZ?

    Hürmetin Böylesi

    “Muhammed” isminde çok sevdiği bir hizmetçisi bulunan “Put kıran” lakaplı Hindistan fâtihi Gazneli Mahmud’un, bu hizmetçisini devamlı ismiyle hitap ederek çağırdığını… Günün birinde kendi ismiyle değil de babasının ismiyle çağırması üzerine kalbi kırılan hizmetçisinin kendisine böyle davranmasının sebebini sorması üzerine, Peygamberimizin (S.A.V.) delicesine aşığı olan Gazneli Mahmud’un;

    «Evladım, her gün sana “Muhammed” isminle hitap ediyordum. Zira abdestli bulunuyordum.  Şu anda ise abdestim yok. “Muhammed” ismini abdestsiz söylemekten hayâ ediyorum. Onun için seni babanın ismiyle çağırdım.» diye cevap verdiğini [3] BİLİYOR MUYDUNUZ?

    Uluğ Bey ve Rasathanesi

    Büyük İslam astronomu ve devlet adamı Uluğ Bey’in Semerkant’ta kurmuş olduğu rasathanesinde yeryüzünün Güneş etrafındaki tan devrini, yani 1 yılı; 365 gün, 6 saat, 9 dakika ve 6 saniye olarak hesapladığını… Aradan asırlar geçip 20. yüzyılın en modern cihazları ile yapılan hesaplarla Uluğ Bey’in hesapları arasında sadece 58 saniye farkın bulunduğunu [4] BİLİYOR MUYDUNUZ?

    Rumeli Hisarının Planı

    Planları başta Fatih Sultan Mehmed olmak üzere Mimar Muslihiddin tarafından çizilen ve inşaatında Koca Sultan’ın bile taş taşıdığı Rumeli Hisarı’nın, 6.000 işçinin geceli-gündüzlü vecd ve iman havasının lezzeti ve heyecanı içinde çalışması sayesinde 132 gün gibi akıl almaz bir zamanda bitirildiğini… Hisarın planına kuş bakışı bakıldığı zaman, Arapça “Muhammed” yazısı okunacak şekilde olduğunu… Bu muazzam âbidenin “Mim” harflerinin olduğu yerde kulelerin, “Ha” ve “Dal” harflerinin olduğu yerde ise istihkâmların yer aldığını [5] BİLİYOR MUYDUNUZ?

    Fatih’in Şâhî Topları

    Büyük dahi Sultan Mehmed’in İstanbul’un fethi için balistik hesaplarını bizzat kendisinin yaptığı, yaklaşık 17 ton bakır kullanılarak dökülen ve 1,5 ton ağırlığındaki mermileri 1000 metre uzağa atabilen “şâhî” adını verdiği muazzam toplar döktürdüğünü… 0 çift manda ve 700 askerle iki ayda Edirne’den İstanbul yakınlarına getirilebilen bu, o zamana kadar misli görülmemiş topların ilk deneme atışları yapılmadan önce, yakında bulunan kimselerin dillerini yutmamaları ve gebe kadınların çocuklarını düşürmemeleri için şehrin her tarafına münâdîler salınarak topların atılacağı zamanın ilan ettirildiğini [6] BİLİYOR MUYDUNUZ?

     

    Fatih ile Napolyon Arasındaki Fark

    Adı dünya tarihinde büyük kumandanlar arasında anılan Napolyon Bonapart‘a Saint Helena adasında hapis bulunduğu sırada “Kimler büyük adamdır?” diye sormaları üzerine Bonapart’ın Fatih Sultan Mehmed’den bahsederek;

    «Büyüklükte ben, O’nun çırağı bile olmam. “Niçin?” derseniz, bana pek acı gelen bir gerçeği açıklamam icape der ki o da şudur: Ben, kılıçla fethettiğim yerleri hayatta iken geri vermiş bir bedbahtım. O ise, fethettiği yerleri nesilden nesile intikal ettirmenin sırrına ermiş bir bahtiyardır.» diyerek bir hakikati ortaya koyduğunu [7] BİLİYOR MUYDUNUZ?

    Hüsn-ü Hatta Verilen Değer

    Osmanlılarda ilim ve sanat erbâbına verilen ehemmiyetin bir göstergesi olarak hüsn-ü hat (güzel yazı) erbâbına pek ziyâde hürmet edildiğini… Çoğu Osmanlı kibârlarının konaklarına her gün bir hattatı davet ederek Kurân-ı Kerîm, Buhârî veyâ Şifâ-i şerîf gibi kitaplardan hiç olmazsa bir-iki satır olsun mutlaka yazdırarak teberrük edildiğini (mübarek sayıldığını)… Ve bir çok Osmanlı zengininin hüsn-ü hatla kazanılan parayı asıl helal para gözüyle bakarak hiç ihtiyaçları olmadığı halde kitap yazıp para kazandıklarını ve vefât ettiklerinde techiz ve tekfin masraflarının bu paradan karşılanmasını vasiyet ettiklerini [8] BİLİYOR MUYDUNUZ?

    Kıyamete Kadar Çan Sesia Dinlemek

    Ahmet Vefik Paşa’nın Rumelihisarı’nın üst tarafında kurulan “Robert Koleji”arsasını Amerikalı misyonerlere sattığını… Bu zâtın öldüğünde vasiyet ettiği gibi Eyüp Sultan’a gömülmek istediğini; fakat zamanın padişahı Abdülhamid Hân’ın buna katiyen müsaade etmeyerek;

    «Protestanlara arsa satan adam, kıyamete dek onların çan sesini dinlesin.»diyerek Eyüp Sultan’a değil; sattığı arsanın hemen önündeki Rumeli mezarlığına gömülmesini emrettiğini [9] BİLİYOR MUYDUNUZ?

    Yakup Kadri’nin Vasiyeti

    Hayatı hep zikzaklar içinde geçmiş olan Cumhuriyet devrinin meşhur yazarlarından Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun öldüğü zamana okunan vasiyetnamesinde;

    «Karımdan ve dostlarımdan son dileğim, ölümümden sonra ne resmî ne de dinî merâsim isterim. Hastaneye kaldırılacak cesedimin doğrudan doğruya mezarlığa nakli…» diye yazdığını [10] BİLİYOR MUYDUNUZ? [11]

    Kaynaklar

    [1] Necip Asım Yazıksık, “Kitap”, İletişim Yayınları, 1993 İstanbul. s. 10.
    [2] Aynur Mısıroğlu, “Kuva-i Milliyenin Kadın Kahramanları”, Sebil Yayıncılık, İstanbul. s. 14.
    [3] İbrahim Refik, “Efsane Soluklar”, TÖV Yayıncılık, 1992 İzmir. s.166.
    [4] Yavuz Bülent Bâkiler, “Türkistan Türkistan”, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, İstanbul 1986, s. 259.
    [5] Muammer Yılmaz, “Fatih’in Şahsiyetinden Çizgiler”, şahsi basım, 1993 Kayseri. s.10.
    [6] Muammer Yılmaz, a.g.e., s.14.
    [7] Hilmi Yücebaş, “Fatih Sultan Mehmed”, Memleket Yay. İstanbul 1981, s. 31.
    [8] Necip Asım Yazıksık, a.g.e., s. 86-94.
    [9] Mustafa Müftüoğlu, “Tarihi Gerçekler”, Seha Neşriyat, 1993 İstanbul.c. 2, s. 41.
    [10] Burhan Bozgeyik, “Meşhurların Son Anları”, Türdav, 1993 İstanbul. s.362.
    [11] İbrahim Refik, “Tarih Şuuruna Doğru”, TÖV Yay., İzmir 1995.

     
  • Admin

    admin 6:57 pm - March 17, 2017 Konu içi | Cevapla
    entry: BAR, ÇAMUR, GİTAR, GİTARİST, HAYATI DEĞİŞTİ, KİTAP, LEMALAR, RİSALE-İ NUR   

    Çamurda Bulduğu Bir Kitap ile Hayatı Değişti! 

    KENDİNİZİ KISACA TANITABİLİR MİSİNİZ?

    Kendime objektif bakarım her zaman. Bir tartışma konusunda kendimi suçlarım / savunurum öyle bir tavrım vardır. Çocukluğumda benim bu ilginç tavrım yüzünden pek çok kişinin güvenini kazanmışımdır.

    İnanılmaz bir şekilde maymun iştahlıyımdır ve merak ettiğim ne varsa köküne kadar inerim. Özetle, duyarak öğrenmem, olayı araştırır ve kaynaklarla öğrenirim. Futbol ve kıraathanelerden nefret ederim ve amaçsız yaşayan insanları hala anlamış değilim. Hayatta en büyük korkum: ‘Azgın bir genç ve cahil bir ihtiyar olmaktır.’ Üniversite Son sınıf öğrencisiyim ve İstanbul da ikametgâh etmekteyim.

    BARDA GİTAR ÇALMAYA BAŞLAMASI

    Liseye kadar hiç bir faaliyetim yoktu. Ne bir halı saha maçı nede bir futbol izlerdim. Varsa yoksa Karikatür çizer ve mizah dergilerinin önlerinde kendi dünyamızın artistlerinden bir kaç çizim taktikleri alırdım. Öyle mutlu olurdum. Üniversitede ise bir arkadaşımın Bass gitar çalması beni çok etkiledi ve 1 haftada çalışıp, koşturup bir Bass gitar aldım.(Fırınlarda un taşıyıp, kafelerde temizlik yaparak kazandığım para ile) Kendi kendime ve arkadaşların desteği ile dört ayda tam bir profesyonel kıvamına geldim. İlk başlarda bunu eğlence olarak görüyordum fakat üniversitede ki ders sıkıntıları ve tezlerin baskısı yüzünden inanılmaz bir şekilde stres yapıyordum ve gitarla kafa dağıtıyordum.

    Üniversitede sabahları kantinde çalışırdım ve öğleden sonra kütüphanede çalışırdım. Ders aralarında fotokopi çekerdim ve aylık aldığım maaşlarla kendimi geçindirirdim. Babamdan sadece üniversite 1. sınıfa başlarken bir kere harç parası aldım ve ondan sonra hiç bi şekilde para almadım.

    Tabi ki öğrenci evinde kalıyordum. Ev arkadaşım vardı haylaz ve amaçsız biriydi bende onu evden çıkmasını istedim ve evde tek başıma kalmaya başladım. Titiz bir öğrenciydim ve ev sahibi titiz olduğum için Allah razı olsun ondan “200 tl olan kirayı 100 tl ver ama böyle temiz olursan otur” demişti. Ama yinede para yetmiyordu bana. Anneme para yolluyordum üniversitede okuduğum yıllar. Çünkü babam ilginç biridir. Hemen hemen 1.500 tl maaşı vardır ama ‘İDARE ET’ diyerek pekte bir şey vermez anneme. Parayı anneme, kiraya verdikten sonra zor bela ay sonunu getiriyordum. Bir arkadaşım bana Rock Bar’da çalmak ister misin? sorusu beni Bar ortamına ilk adımlarımı attırdı. İyi kazanıyordum fakat sigara ve alkol kokusu yüzünden ilk bir hafta çok zorlandım ve tam 2 sene orada çalıştım. Çalıştığım süre zarfında nedense Maymun İştahlığımın iyi huylu olduğunu Sigara ve Alkol’e meylim olmadığı zaman anladım.

    RİSALE-İ NUR İLE TANIŞMASI

    İşte günlerden bir gün Söğütlü Tren İstasyonundan Rıhtıma inecektim. Planım ilk sahafları dolaşıp karikatür albümleri toplayıp AKBABA mizah dergilerinin 1946–1955 yıllarına bakacaktım ve oradan da Rock Bar’a gidecektim. Yağmurlu bir gündü ve hava epey bi soğuk. Söğütlü Tren İstasyonunu bilen bilir. Aşağısı çimenler ve ağaçlarla doludur. Alt geçide doğru yol alırken sağ tarafta bir kitap gördüm. Cilt şeklinde ve çamura bulanmış epeyce de ıslanmış. Kitabın ismini merak ettim ve biraz yanaştım kitabın yanına ve kitap yarıya kadar çamura sapmanmış ve kitabın ismini öğrenmek biraz zordu yani tahmin yürütmem lazımdı çünkü.

    Kitaba pür dikkat baktım ve yaldız rengi mürekkep ile pres baskı ‘LEM’ yazmaktaydı. Düşündüm kendi kendime Lem ile ne kitap başlar diye sonra saate baktım kısıtlı bir sürem vardı ve aman! boşver dedim ve hızlı adımla ile alt geçitten indim ve eski osalı pazarının orada ilerlerken kafam hala ‘LEM’ deydi. Maymun iştahımın baskısı ağırlaştı ve merak tüm vücuduma yayıldı. Lem ile ilgili kelimeler kuruyordum ama hiç bir anlam çıkmıyordu.

    Nedir bu lem diye düşüne düşüne Rıhtım’a kadar inmiştim. İş bankasının orada durdum ve kendi kendime ‘artık dayanamayacağım’ diyerek koşmaya başladım İstasyona doğru. Amacım o kitabın ismini öğrenmek. Çünkü bu kitap beni perişan edecek yoksa Lem Lem diye diye aklımı yitirebilirdim çok ciddiyim. Merak ederdim böyle şeyleri. Koşarken kaç kişiye çarptım ve kaç kişi gitarın klavyesinin ağır darbesine maruz kaldı bilmiyorum ama içimden de diyordum ki “İnşallah şu kitap alınmamıştır da ismini öğrenebilirim”.

    Koşarken de bide şunu düşündüm. Ben bir an önce para biriktirip bir Psikiyatriye gitmeliydim. Çünkü normal bir davranış sergilemiyordum. Kendime hep gülüyordum hem de kitap kaybolmaz inşallah diye çok endişeliydim.

    Alt geçitten beşer beşer indim merdivenleri ve çıkarken de üçer üçer çıktım baktım ki kitap orada o kadar çok sevindim ki anlatamam. Sıradan bir kitabın beni bu kadar sevindireceğine hiç inanmazdım ve inanamadım da.

    Kitabı elime almadan önce kitaba şöyle uzaktan baktım ve insan gerçekten çok ilginç olabiliyor şuna bak sıradan bir kitap beni kan ter içinde bıraktı ve o sıra eyvah gitarım dedim ve gitarın durumuna bakmak için çantayı açtım ve gitarın bir teli kopmuştu ve birde onun endişesi sarmıştı. Şu kitabın adına bir bakayım sonra defolup gideyim dedim. Kitabı çamurdan çıkardım ve bir köşeye geçtim bir yere oturdum. Kitabın yarısı çamurdu. Yavaş yavaş silerek Kitabın ismini öğrenmeye başlıyordum.

    LEM, biraz sildim, LEM’A. O sıra dedim ki inşallah sonu N ile biter de LEMAN dergisidir Mizah dergisi koleksiyonum vardı ona koyarım hem de bu yıllık fasikülüdür her halde derken LEM’AL, biraz sonra, LEM’ALA, LEM’ALAR.

    LEMALAR İLE PARLAYAN IŞIK

    LEM’ALAR? Bu ne ya demişim yüksek bir sesle. Bir çıkmaza girdim resmen. LEM’i öğreneyim derken bu sefer Lem’alar çıktı başıma diyerek kitabı aldım elime ve bu sefer rıhtım yakınındaki sahaf ahmet abinin yanına doğru koşmaya başladım ve cep telefonum çalıyor, mesajlar geliyor hiç birine bakmıyordum.

    Sahaf ahmet abinin yanına gittiğim zaman ahmet abinin o yüz ifadesini unutamam. Ben kan ter içinde ve üstümdeki t-shirt sırıl sıklam olmuş elimde çamurlu kitap…

    “Hayırdır erkan barda bir kavga mı çıktı?” dedi. Ben de “abi sana bir şey soracağım” dedim. “Bu kitap ne abi ya lem’alar yazıyor allah aşkına şu lem’alar ne demek yani türkçe mi? Bu nedir” dedim.

    “Sakin ol erkan” dedi. “Otur biraz çıldırmış gibisin”. Hayırdır derken benim ısrarım üzerine bana bir lügat verdi osmanlıca- türçe ve al burada bulursun dedi.

    Ben de kitabı hızlı hızlı açarken lem’alara bakarken ‘lem’ i gördüm lügatta. Hemen anlamına baktım. Lem: parıldama, parlama. Parlayış anlamında Lem’a: parlamak. Şimşek gibi çakmak. Güneş ve yıldız gibi parlamak. El ile veya elbise gibi bir şeyle işaret etmek anlamına geliyormuş. Ve şok oldum gerçekten. Seneryo o kadar mükemmel ki.

    Lem bana parladı resmen ve o parlama beni rıhtımdan istasyona kadar koşturdu ve lem’a da beni resmen çarptı istasyondan rıhtım’a kadar koşturdu ve öğrendikten sonra ahmet abi bana “erkan o kitap mahvolmuş güzelim. Ne yapacaksın bak görmüyor musun at gitsin yenisini al” dedi. Bende dedim ki “yooo. Abi bu kitapta var bi şeylerve bu kitabın ne içerdikte olduğunu bilmiyorum ama bu kitabı adam edip okuyacağım. Bu sıradan bir kitap değil” dedim.

    Ahmet abinin cevabı ise ilginç ti “bu aralar bilim-kurgu filmlerinden uzak durmanı tavsiye ediyorum”.

    ÇAMURLU KİTAP, İKİ BUÇUK HAFTADA OKUNACAK HALE GELDİ

    O sıra cevap vermeden hemen eve gittim. Trene bindim ve kitaba bir zarar vermemek için kitabı hiç açmadım ve pek kurcalamadım. Evimiz sobalıydı ve o günde soba sıcacık yanıyordu. Hemen kitabı aldım ve üstündeki çamuru titizlikle temizledim ve hafif ıslak bezle kapağını sildim ve kitap bir kaç yerinden darbe almış üstünde ve altında bir şeyler yazıyor ama okunmayacak bir şekildeydi. (yani üste Risale-i Nur Külliyatından yazısı aşağıda ise müellifi Bediüzzaman Said Nursi yazmıyordu)

    Çamur ve sürtünmeden dolayı kitabın kapağında sadece lem’alar yazısı vardı. Kitabı dik şekilde sobanın yanına koydum ve ıslak sayfalarının arasına kürdan ve şeffaf dosya kağıdı ile birbirine yapışmaması için koydum ve kitabın kurumasını bekledim. Kitap kurumaya başladığı sıra kurumuş çamurları elimde ufalayıp kitabı resmen hayata döndürüyordum. Matbaada çalışmıştım ve şamua kağıdı bilirdim ve ciltlemeden de anlardım.

    Kitap tam iki buçuk haftada kendine gelebildi ve ben ikibuçuk hafta ne bara gittim nede telefona baktım. İki buçuk hafta sonucunda kitap sert sayfalı ama temiz bir şekilde istediğim kıvama gelmişti. Kitabın ciltleme tipine bakacaktım yani dikişli ciltmi yoksa amerikan ciltmi diye ve kitabı aldım elime ve tam ortasına yakın bir yeri açtım ve kitabın cildine baktım ciltleme dikişli ve bir sorun yok.

    KİTABIN ÇOK MANTIKLI VE MARJİNAL BİR ANLATIMI VARDI

    O sırada 25.Lema Hastalar Risalesi adlı bir başlık gördüm. Merak ettim ve kitabı biraz okudum. Birinci devayı okudum ve çok ilgimi çekti kitap. Kitapta hastalığın ibadet olduğunu ve hayatımızda çok önemli yeri olduğunu bildiriyordu. Çok mantıklı ve marjinal bir anlatımı vardı.

    Nasihat benim için çok önemli. İşte Lem’alar kitabı da, kırmadan ve temsili hikâyelerle hastalığı anlatması hoşuma gitti ve dört elle sarıldım bu kitaba. 4.devayı okuduğum sıra beynim döndü resmen. O gün çok ağladığımı bilirim ve epeyce okudum hastalar risalesini ve 19.devadan sonra ilerisini okumadan biraz ileri sayfaları biraz geri sayfalara göz attım ve ihlas-tesettür-hastalar-ihtiyarlar risalesi derken kendimi kaptırdım ve bu bilgileri bardaki arkadaşlara anlatmak için yarının gelmesini dört gözle beklemekteydim.

    RİSALE-İ NUR’LA İLK TANIŞTIĞINIZDA SİZİ EN ÇOK NE ETKİLEMİŞTİ?

    Tabi ki lem’alar kitabını bulmuştum ve göz geçirmiştim ama ne yazarını biliyordum nede bu kitabın ne amaçla yazıldığını. Ama kitabın büyüsüne kapılmıştım. Kitabın o kadar modern bir anlatımı vardı ki örnek gösterdiği olaylar güncel hayatımızda olan şeylerdi. Kitabı okurken bu kitabı yazan kim ise şayet yaşıyorsa gideceğim yanına ve gitarımı satıp yol parası edip gideceğim yanına ve bu başımdan geçeni anlatıp tanışmak istiyordum. İnanılmaz bir kitaptı çünkü.

    O kadar fetva ve dini kitap okudum ama böyle candan ve samimi bir anlatım tarzı görmemiştim. Ben en çok etkileyen kısmı anlatım tarzının benzersiz olması. Hani anneniz size bir şey anlattığı vakit örnekler verir ve konuyu açar ve kendi deneyimleriyle muthiş bir nasihat çıkar ya işte bu yazarda samimi olmak gerekirse annemin bana öğretemediği ve hep öğrenmek istediğim şeyleri öğretmişti bana. Kesinlikle her mısrayı okuduğumda şunu diyordum. Ya ben bu kitabı yazan yazarı bulup ellerini öpeceğim ve ders veriyorsa gidip ders alacağım gerekirse satarım koleksiyonlarımı ve gitarımı yerleşirim yanına…

     
c
Compose new post
j
Next post/Next comment
k
Previous post/Previous comment
r
Cevapla
e
Düzenle
o
Show/Hide comments
t
Go to top
l
Go to login
h
Show/Hide help
shift + esc
İptal